şirkete borçlanma yasağı

Yönetim Kurulu Üyelerinin Şirkete Borçlanma Yasağı ve Şirketler Topluluğu Çerçevesinde Hukuki Rejim

Anonim şirketler hukukunda şirkete borçlanma yasağı, şirket malvarlığının korunması ve sermayenin dolaylı yollarla aşındırılmasının önlenmesi amacıyla getirilen en temel düzenlemelerden biridir. Şirket tüzel kişiliğinin bağımsızlığı, organların yetki ve görevlerinin dürüstlük kuralı çerçevesinde kullanılması ve sermayenin dolaylı yollarla aşındırılmasının önlenmesi, bu ilkenin somut görünümlerini oluşturmaktadır.

Bu çerçevede 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) ile yönetim kurulu üyelerinin şirketle mali ilişkileri, sıkı sınırlamalara tabi tutulmuştur. Özellikle TTK m. 395 hükmü, yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapmaları ve şirkete borçlanmaları bakımından emredici düzenlemeler içermektedir. Söz konusu yasaklar, TTK m. 358 ve şirketler topluluğuna ilişkin TTK m. 202 hükümleri ile birlikte değerlendirildiğinde, şirket varlıklarının korunmasına yönelik kapsayıcı bir sistem kurulduğu görülmektedir.

Bu yazımızda, öncelikle yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapma ve borçlanma yasağı incelenecek, ardından yasağın kişi ve işlem bakımından kapsamı ile yaptırım rejimi ortaya konulacaktır. Devamında şirketler topluluğu bağlamında getirilen istisna ve sınırlamalar, hâkimiyetin hukuka uygun kullanımı ve topluluk içi finansman ilişkilerinin sınırları analiz edilecek, son olarak da ise uygulamaya yönelik değerlendirmeler yer bulacaktır.

 

1. YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN ŞİRKETLE İŞLEM YAPMA YASAĞI

(i) Normatif Dayanak ve Amaç

TTK m. 395/1 uyarınca, yönetim kurulu üyelerinin genel kuruldan izin almaksızın şirketle kendileri adına veya üçüncü kişi hesabına işlem yapmaları yasaklanmıştır. Düzenlemenin temelinde çıkar çatışmasının önlenmesi ve organ yetkisinin kişisel menfaat doğrultusunda kullanılmasının engellenmesi amacı yer almaktadır. Şirkete borçlanma yasağı kapsamı dar yorumlanmamış, şirketin işletme konusu ile bağlantılı olup olmamasına bakılmaksızın her türlü hukuki işlem bu çerçeveye dahil edilmiştir. Böylece potansiyel menfaat çatışmalarının önüne geçilmesi hedeflenmiştir.

(ii) Kanuna Aykırılığın Sonuçları

Genel kurul izni alınmaksızın gerçekleştirilen işlemler bakımından, şirket tarafından işlemin hükümsüzlüğünün ileri sürülebileceği kabul edilmektedir. Öğretide ağırlıklı görüş, bu tür işlemlerin kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olabileceği yönündedir. Bununla birlikte, somut olayın özelliklerine göre nispi hükümsüzlük değerlendirmesi yapılabileceği de savunulmaktadır. Burada belirleyici olan, işlemin şirket malvarlığı üzerinde gerçekleştirdiği etkidir. İşlemin şirket aleyhine sonuç doğurması halinde, sorumluluk hükümleri de ayrıca gündeme gelecektir.

 

2. YÖNETİM KURULU ÜYELERİ İÇİN ŞİRKETE BORÇLANMA YASAĞI ve SINIRLAMALAR

(i) Borçlanma Yasağının Çerçevesi

TTK m. 395’in ikinci fıkrası ile pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyelerinin ve yine pay sahibi olmayan belirli yakınlarının şirkete nakden borçlanmaları yasaklanmıştır. Bu yasak yalnızca doğrudan nakit borçlanmayı değil, dolaylı finansman ilişkilerini de kapsamaktadır.

Şirket tarafından kefalet verilmesi, garanti sağlanması, teminat verilmesi, borcun üstlenilmesi ve sorumluluk yüklenilmesi gibi işlemler de açıkça yasak kapsamına alınmıştır.

Düzenleme ile yönetim organı üyelerinin şirket kaynaklarını kişisel finansman aracı olarak kullanmalarının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bu yönüyle hüküm, sermayenin korunması ilkesinin doğrudan bir tezahürü niteliğindedir.

(ii) Pay Sahipleri Bakımından Sınırlama

Pay sahiplerinin şirkete borçlanması hususu ise TTK m. 358 hükmünde düzenlenmiştir. Şirkete borçlanma yasağı uyarınca, sermaye taahhüdü tamamen ifa edilmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle kârı geçmiş yıl zararlarını karşılamadıkça borçlanma mümkün değildir. Bu sistematik, pay sahipleri ile yönetim kurulu üyeleri arasında farklı bir rejim öngörüldüğünü göstermektedir. Yönetim kurulu üyeleri bakımından daha katı bir yasak kabul edilmiş; pay sahipleri bakımından ise belirli şartlar altında borçlanmaya imkân tanınmıştır.

 

3. YASAĞIN KİŞİ BAKIMINDAN UYGULAMA ALANI

Borçlanma yasağı yalnızca yönetim kurulu üyeleri ile sınırlı tutulmamış, TTK m. 393’te belirtilen yakın hısımlar da kapsam içine alınmıştır. Üçüncü derece dahil olmak üzere üstsoy ve altsoy kan hısımları ile kayın hısımları bu çerçevede değerlendirilmektedir. Yönetim kurulu üyeliğinin tüzel kişi tarafından yürütülmesi halinde, tüzel kişi adına hareket eden gerçek kişinin yasak kapsamında olup olmadığı açıkça düzenlenmemiştir. Cezai sorumluluk bakımından ise kanunilik ilkesi gereği genişletici yorumdan kaçınılması gerektiği değerlendirilmektedir. Boşanma halinde ise evlilik birliği sona ermekle birlikte, kayın hısımlığının devam etmesi sebebiyle üçüncü dereceye kadar kayın hısımları yönünden yasak sürmektedir. Eski eş bakımından ise yasak uygulanmayacaktır.

 

4. YASAĞA AYKIRILIĞIN HUKUKİ ve CEZAİ SONUÇLARI

(i) Hukuki Sorumluluk

Borçlanma yasağına aykırılık halinde şirket alacaklılarına doğrudan icra takibi imkânı tanındığı kabul edilmektedir. Yasağa rağmen borçlanan kişiler, şirkete olan borçları ölçüsünde sorumlu tutulabileceklerdir. Ayrıca yönetim kurulu üyeleri bakımından TTK m. 553 ve devamı hükümleri uyarınca sorumluluk gündeme gelebilecektir. Şirket malvarlığında meydana gelen zararın tazmini talep edilebilecektir.

(ii) Cezai Rejim

TTK m. 562 kapsamında, TTK m. 395/2 hükmüne aykırı davranan kişiler hakkında adli para cezası öngörülmüştür. Cezai sorumluluk hem borçlanan kişilere hem de yasağa rağmen borç veren yöneticilere yöneltilebilmektedir. Şirketler topluluğu bağlamında üçüncü fıkraya aykırılık halinde ise TTK m. 562’de açık bir yaptırım düzenlenmemiştir. Bu durumda genel ceza hukuku hükümleri gündeme gelebilecektir. Özellikle Türk Ceza Kanunu’nun Güveni Kötüye Kullanma başlıklı 155. maddesi ve Hileli İflâs başlıklı 161. maddesi somut olayın özelliklerine göre değerlendirilebilecektir.

 

5. ŞİRKETLER TOPLULUĞUNDA BORÇLANMA REJİMİ

(i) Topluluk İçi Finansman ve Sınırlar

TTK m. 395’in üçüncü fıkrası ile şirketler topluluğu içinde sınırlı bir istisna tanınmıştır. Buna göre topluluk şirketleri birbirlerine nakit borç verememekte, ancak kefalet veya garanti ilişkisi kurabilmektedir. Bu istisna, TTK m. 202 hükmü ile birlikte değerlendirilmelidir.

(ii) Hâkimiyet ve Hukuka Uygun Kullanım

TTK m. 195 uyarınca, bir şirketin diğerinin oy haklarının çoğunluğuna sahip olması veya yönetim organında belirleyici etki kurabilmesi halinde hâkimiyet ilişkisi var kabul edilmektedir. Hâkim şirketin bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde yönlendirmesi yasaklanmıştır. Bağlı şirketin malvarlığını azaltıcı işlemlere zorlanması, teminat yükümlülüğü altına sokulması veya ekonomik menfaatinin zedelenmesi hukuka aykırı hâkimiyet kullanımına örnek teşkil etmektedir. Kaybın aynı faaliyet dönemi içinde denkleştirilmesi halinde hukuka uygunluk sağlanabilecektir.

 

6. TOPLULUK İÇİNDE HUKUKA AYKIRI BORÇLANMANIN SONUÇLARI

Topluluk içi borçlanmanın kefalet veya garanti dışında başka araçlarla gerçekleştirilmesi halinde, ilgili yönetim kurulu kararının sermayenin korunması ilkesine aykırılık sebebiyle kesin hükümsüz sayılabileceği ileri sürülmektedir. Hâkim şirket, bağlı şirketin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olacaktır. Ayrıca bağlı şirket pay sahiplerine tazminat talebi, payların satın alınması talebi, çıkma hakkı ve aklı nedenle fesih talebi gibi çeşitli hukuki imkanlar tanınmıştır. Bağlı şirket yönetim kurulu üyeleri bakımından da sorumluluk hükümleri uygulanabilecektir.

 

7. SONUÇ ve DEĞERLENDİRME

Yönetim kurulu üyelerinin şirkete borçlanma yasağı, esasen, anonim şirketler hukukunda organ sorumluluğunun ve sermayenin korunmasının en önemli enstrümanlarından biridir. Bu yasak, yalnızca bireysel menfaat çatışmalarını engellemekle kalmamakta, şirketler topluluğu içerisinde hâkimiyetin kötüye kullanılmasını da sınırlandırmaktadır.

Uygulamada özellikle topluluk içi teminat işlemlerinde denkleştirme mekanizmasının yazılı ve belgeli biçimde oluşturulması, yönetim kurulu kararlarının ayrıntılı gerekçelendirilmesi, çıkar çatışması analizlerinin önceden yapılması ve iç kontrol ve uyum mekanizmalarının güçlendirilmesi büyük önem arz etmektedir.

Şirketler topluluğu içinde gerçekleştirilen finansal işlemlerin yalnızca muhasebesel değil, hukuki sorumluluk perspektifiyle de bilahare ve dikkatlice ele alınması gerekmektedir. Aksi halde hem hukuki hem cezai yaptırımlar gündeme gelebilecek, yönetim kurulu üyeleri bakımından kişisel sorumluluk doğabilecektir.

Sonuç olarak, TTK m. 395 ve m. 202 hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; anonim şirket yapısında malvarlığının korunması, organ sadakati ve kurumsal yönetim ilkelerinin güvence altına alındığı görülmektedir. Bu düzenlemelerin etkin biçimde uygulanması, ticari hayatın güvenilirliğinin ve sürdürülebilir şirket yönetiminin sağlanması bakımından belirleyici niteliktedir.

 

Yönetim kurulu üyelerinin şirkete borçlanma yasağına ilişkin istisnalar, şirketler topluluğu bünyesindeki finansal işlemler ve grup şirketleri arası nakit akışlarının hukuki rejimi ve bu süreçlerin Türk Ticaret Kanunu çerçevesindeki sorumluluk boyutlarına dair avukatlık ve hukuki mütalaa talepleriniz için firmamızla info@cetinavukatlik.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.


Ofisimizin konu ile alakalı hizmetlerine ilişkin detaylı bilgi almak için: