Konkordato Sürecinde Şüpheli Alacaklar

Konkordato, borçlunun geleceğini yeniden kurma çabasının hukuki zeminidir; alacaklı açısından ise alacağın kaderinin şekillendiği hassas bir süreçtir. Bu süreçte şüpheli alacak kavramı, yalnızca muhasebesel bir kayıt değil, doğrudan mali ve vergisel bir tercihe dönüşmektedir.

Konkordato, borçlarını vadesinde ödeyemeyen veya ödeme güçlüğü içine girme ihtimali bulunan bir borçlunun, alacaklılarıyla belirli şartlar altında anlaşarak borçlarını yeniden yapılandırmasını sağlayan hukuki bir kurumdur. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen konkordato müessesesi, temel olarak borçlunun iflastan korunmasını ve ekonomik faaliyetlerine devam edebilmesini amaçlamaktadır.

7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikler sonucunda iflas ertelemesi kurumu yürürlükten kaldırılmış; bunun yerine konkordato, geçici mühlet ve kesin mühlet aşamalarıyla daha sistematik bir yapıya kavuşturulmuş, tercih edilir hale gelmiştir. Konkordato sürecinde borçlu hakkında takip yasağı uygulanmakla beraber alacaklıların bireysel icra ve dava yoluyla alacaklarını tahsil edebilme imkanları, konkordato süreci boyunca kısıtlanmaktadır. Bu yönüyle konkordato, yalnızca borçlu bakımından değil; alacaklıların alacaklarının hukuki ve vergisel niteliği açısından da önemli sonuçlar doğurmaktadır.

 

1. Şüpheli Alacak Nedir?

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesinde Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla, dava veya icra safhasında bulunan alacaklar (…) şüpheli alacak sayılır.” şeklinde hüküm bulunmaktadır. Bu kapsamda, alacağın şüpheli sayılabilmesi için yalnızca tahsilinde güçlük yaşanması yeterli olmayıp, tahsil edilememe riskinin hukuken somutlaşmış olması aranmaktadır. Borçlunun ödeme güçlüğü içinde bulunması, mali sıkıntı yaşaması veya alacağın fiilen tahsilinin zorlaşması, tek başına şüpheli alacak kabulü için yeterli değildir.

Vergi Usul Kanunu uyarınca, şüpheli alacaklar için değerleme günü itibarıyla pasifte karşılık ayrılması mümkündür. Karşılık ayırma, tahsili şüpheli hâle gelen bir alacağın henüz kesin olarak vazgeçilmemekle birlikte, vergisel açıdan gider olarak dikkate alınmasını ifade etmektedir. Bu uygulama ile mükellefin; gerçekte tahsil edememe ihtimali bulunan bir alacak üzerinden vergi ödemesinin, yani henüz tahsil edemediği bedel üzerinden bir de ek mali vergi külfetine katlanması mecburiyetinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Ancak şüpheli alacak karşılığının, alacağın şüpheli hale geldiği hesap döneminde ayrılması zorunlu olup, bu dönemde karşılık ayrılmayan alacaklar için sonraki yıllarda geriye dönük olarak karşılık ayrılabilmesi mümkün değildir.

Bununla birlikte, muaccel olmadığı için dava veya icra safhasına alınmamış, ancak vadesi geçici veya kesin mühlet süresine rastlayan alacaklar, vadenin dolduğu hesap döneminde şüpheli alacak olarak değerlendirilebilmektedirler.

Vergi Usul Kanunu, ayrılan karşılığın hangi alacağa ilişkin olduğunun karşılık hesabında açıkça gösterilmesini zorunlu kılmakta, teminat altına alınmış alacaklarda ise şüpheli alacak karşılığının yalnızca teminattan geri kalan kısım için ayrılabileceğini hüküm altına almaktadır. Şüpheli alacak olarak karşılık ayrılan tutarların sonradan tamamen veya kısmen tahsil edilmesi hâlinde ise, tahsil edilen tutarın tahsil edildiği dönemde gelir olarak kaydedilmesi gerekmektedir.

 

2. Konkordato Sürecinde Şüpheli Alacak Karşılığı Uygulaması

Konkordato sürecine giren borçlulardan olan alacakların şüpheli alacak olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususu, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yayımlanan 14.02.2019 tarihli ve VUK-112/2019-2 sayılı Vergi Usul Kanunu Sirküleri‘nde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

a. Geçici Mühlet Kararı Verilmesi Halinde

Geçici mühlet, İcra İflas Kanunu’nun 287. maddesinde düzenlenen, konkordato talebinde bulunan borçlunun, talebin incelemesi sürecinde geçici olarak hukuki koruma altına alınmasını ifade etmektedir. Geçici mühlet kararı, kesin mühlet kararının hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. Bundan dolayı, mahkeme tarafından verilen bu kararla birlikte, borçlu aleyhine yeni icra ve iflas takipleri başlatılamaz, başlamış takipler durur. Geçici mühlet kural olarak üç ay süreyle verilmekte ve gerekli hâllerde bir defaya mahsus olmak üzere iki ay uzatılabilmektedir.

(i) Geçici mühlet kararından önce dava veya icra safhasına intikal etmemiş alacaklar, geçici mühlet kararının ilan edildiği hesap dönemi itibarıyla, şüpheli alacak olarak kabul edilebilmekte ve bu alacaklar için karşılık ayrılabilmektedir. Kaldı ki, bahse konu Sirküler’in 3.1.2. numaralı bölümünde de “2004 sayılı Kanunun 288 inci maddesi uyarınca, geçici mühlet kararı kesin mühletin hukuki sonuçlarını doğurmakta olduğundan ve geçici mühlet kararı ile birlikte takip yapılması mümkün bulunmadığından, geçici mühlet kararından önce dava veya icra safhasına intikal ettirilmemiş alacaklar için geçici mühlet kararının ilan edildiği hesap dönemi itibariyle şüpheli alacak karşılığı ayrılabilir.” yorumuna yer verilmektedir.

(ii) Geçici mühlet kararından önce dava veya icra safhasına alınmış ve bu nedenle karşılık ayrılmış alacaklar bakımından ise, şüpheli hâl devam ettiğinden ayrıca bir düzeltme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

(iii) Geçici mühlet kararının verilmesinden sonra, mahkemece geçici mühletin kaldırılması ve konkordato talebinin reddedilmesi hâlinde, alacaklar bakımından iki ayrı durum söz konusu olmaktadır. Buna göre; alacağın tahsili amacıyla geçici mühlet kararından önce dava veya icra yoluna başvurulmuş olması durumunda, konkordato talebinin reddedilmesi sonrasında, bu alacak için ayrılmış bulunan şüpheli alacak karşılığında herhangi bir düzeltme yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Buna karşılık, alacak için yalnızca geçici mühlet kararına dayanılarak şüpheli alacak karşılığı ayrılmış ve sonrasında geçici mühlet kararı kaldırılarak konkordato talebi reddedilmiş ise, bu durumda alacağın şüpheli niteliği ortadan kalkacağından, ayrılan karşılığın düzeltilmesi, gider olarak gösterilen alacak kaleminin gelir olarak değiştirilmesi gerekmektedir.

b. Kesin Mühlet Kararı Verilmesi Halinde

Kesin mühlet, İcra ve İflas Kanunu’nun 289. maddesinde düzenlenen ve konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün görüldüğü hâllerde verilen, hukuki sonuçları itibarıyla geçici mühletin devamı niteliğinde olan bir aşamadır. Kesin mühlet kural olarak bir yıl süreyle verilir ve gerekli şartların sağlanması hâlinde bir defaya mahsus olmak üzere altı ay uzatılabilir. Bu süreçte de takip yasağı devam ettiğinden, daha önce ayrılmış şüpheli alacak karşılıkları korunur.

Uygulamada, geçici mühlet döneminde karşılık ayrılmamış alacaklar için kesin mühlet döneminde sonradan karşılık ayrılabileceği yönünde tereddütler bulunmakla birlikte, Vergi Usul Kanunu uygulamasında bu husus açıkça reddedilmektedir. Şüpheli hâle gelen alacak için karşılık, ilgili olduğu hesap döneminde ayrılmak zorundadır. Dolayısıyla, geçici mühlet döneminde karşılık ayrılması gereken bir alacak için, sürecin kesin mühlete evrilmiş olması sonradan karşılık ayrılmasına imkan tanımamaktadır.

c. Konkordato Talebinin Reddedilmesi veya Onaylanması

(i) İflas Kararı Verilmesi

Konkordato talebinin reddedilmesi ve borçlunun iflasa tabi kişilerden olması hâlinde, alacakların iflas masasına kaydedilmesiyle birlikte şüphelilik hali devam etmektedir. Bu durumda daha önce ayrılmış olan şüpheli alacak karşılıklarının düzeltilmesine gerek olmamaktadır.

(ii) Konkordato Projesinin Onaylanması

Mahkeme tarafından konkordato projesinin tasdik edilmesi hâlinde; Alacaklı ve borçlu tarafın anlaşarak alacaklının vazgeçtiği kısım, tasdik kararının ilan edildiği hesap dönemi itibarıyla değersiz alacak niteliği kazanır ve Vergi Usul Kanunu’nun 322. maddesi uyarınca kayıtların tasfiye edilmesi gerekir.

Buna karşılık, vazgeçilmeyen ve vadesi uzatılan alacaklar bakımından, yeni bir borç ilişkisi kurulduğu kabul edilmekte; bu alacaklar artık şüpheli alacak vasfını kaybetmektedir. Dolayısıyla bu alacaklar için daha önce ayrılmış karşılıkların da yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

 

3. Vadesi Geçici veya Kesin Mühlet Süresine Rastlayan Alacaklar

Sirküler’in Diğer Hususlar başlıklı 4. maddesinin 4. fıkrasına göre; alacağın ödeme vadesinin henüz gelmediği, yani alacak muaccel olmadığı için dava veya icra takibine konu edilmeyen alacaklardan, vadesi geçici veya kesin mühlet süresine rastlayan alacaklar, vadenin dolduğu hesap döneminde şüpheli alacak uygulamasına konu edilebilecektir.

 

4. Sonuç

Konkordato sürecindeki alacakların şüpheli alacak olarak değerlendirilmesi, genel hükümlerle beraber alacaklının konkordato ilan etmesiyle de mümkün hale gelmektedir. Ancak yalnızca borçlunun konkordato ilan etmiş olmasıyla her zaman şüpheli alacak kaydı yapılamamakta; sürecin hangi aşamada bulunduğu ve karşılığın hangi hesap döneminde ayrıldığı ile şüpheli alacak olarak kaydedilme durumu değişkenlik göstermektedir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın VUK-112/2019-2 sayılı sirküleri, bu konuda zamanlama ve şekil şartlarının belirleyici olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede, konkordato sürecine giren borçlulardan olan alacaklar bakımından yapılacak muhasebe ve vergisel işlemlerde, her aşamanın ayrı ayrı değerlendirilmesi ve karşılık uygulamasının mevzuata uygun şekilde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Konkordato sürecindeki alacaklar, alacakların tahsili adına girişilecek hukuki süreçler, bu alacakların vergisel ve mali boyutlarına ilişkin avukatlık ve hukuki mütalaa talepleri için avukatlık firmamızla info@cetinavukatlik.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.


Ofisimizin konu ile alakalı hizmetlerine ilişkin detaylı bilgi almak için: