<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çetin Avukatlık Ofisi &#8211; Cetin Attorney Partnership</title>
	<atom:link href="https://www.cetinavukatlik.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cetinavukatlik.com/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Sep 2026 11:28:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>
	<item>
		<title>Franchise Sözleşmelerinde Zorunlu Yatırım Yükümlülüğünün Sınırları</title>
		<link>https://www.cetinavukatlik.com/franchise-zorunlu-yatirim-yukumlulugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çetin Avukatlık Ofisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:23:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cetinavukatlik.com/?p=7413</guid>

					<description><![CDATA[Franchise modeli, tanınmış bir markanın işletme sistemine dahil olarak ticari faaliyet yürütmek isteyen girişimciler tarafından görece öngörülebilir bir yatırım modeli olarak tercih edilmektedir. Franchise alan, sisteme girişte ödediği giriş bedelinin yanı sıra mağazanın/işyerinin inşaatı, dekorasyonu, ekipmanı ve açılış giderleri için çoğu zaman önemli bir sermaye ayırmakta ve bu yatırımı sözleşme süresi boyunca elde edeceği işletme]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Franchise modeli, tanınmış bir markanın işletme sistemine dahil olarak ticari faaliyet yürütmek isteyen girişimciler tarafından görece öngörülebilir bir yatırım modeli olarak tercih edilmektedir. Franchise alan, sisteme girişte ödediği giriş bedelinin yanı sıra mağazanın/işyerinin inşaatı, dekorasyonu, ekipmanı ve açılış giderleri için çoğu zaman önemli bir sermaye ayırmakta ve bu yatırımı sözleşme süresi boyunca elde edeceği işletme geliri ile karşılamayı planlamaktadır. Yatırım kararının temelinde, sisteme giriş anında sunulan konsept ve bu konseptin gerektirdiği maliyet yer almaktadır. Sözleşme süresi içinde franchise veren tarafından talep edilen zorunlu yatırım yükümlülükleri ise bu dengeyi doğrudan etkilemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uygulamada ise sözleşmenin ilk yıllarında franchise veren tarafından yeni bir mağaza konseptine geçildiği ve franchise alandan cephenin, iç mimarinin, mutfak ekipmanlarının, dijital sipariş altyapısının ve tabela sisteminin yenilenmesinin talep edildiği durumlarla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Örneğin on yıllık bir franchise sözleşmesi kapsamında 50 milyon TL tutarında ilk yatırım yapmış bir franchise alandan, sözleşmenin ikinci yılında 25 milyon TL maliyetli yeni bir konsept uygulamasının istenmesi, franchise alanın finansman planını ve yatırımın geri dönüş süresini doğrudan etkilemektedir. Bu noktada franchise alanın söz konusu yatırımı yapmakla yükümlü olup olmadığı, yükümlü ise bu yükümlülüğün hangi sınırlar içinde bağlayıcı olduğu sorusu gündeme gelmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu yayında franchise verenin sözleşme süresi içinde talep ettiği ilave yatırımlar, yalnızca tadilat ve dekorasyon ile sınırlı tutulmaksızın teknoloji, ekipman, tedarik, pazarlama ve lokasyon yatırımlarını da kapsayacak şekilde ele alınmakta, franchise alanın bu taleplere karşı hukuki konumu <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6098&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (&#8220;TBK&#8221;)</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu</a> (&#8220;TTK&#8221;), rekabet hukuku mevzuatı ve Yargıtay uygulaması ışığında değerlendirilmektedir. Franchise sözleşmelerinin vergisel boyutu ise <a href="https://www.cetinavukatlik.com/franchise-sozlesmeleri-ve-vergi-mevzuati-acisindan-incelemeler/">Franchise Sözleşmelerinin Vergi Mevzuatı Çerçevesinde İncelemesi</a> başlıklı yayınımızda ayrıca incelenmiştir.</p>
<h2>I. Franchise Verenin Sistemi Geliştirme Yetkisi ve Sınırı</h2>
<p style="font-weight: 400;">Franchise sözleşmesi, Türk hukukunda kanunda ayrıca düzenlenmemiş, karma nitelikte ve sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme olarak kabul edilmektedir. Franchise veren markasını, işletme yöntemini ve teknik ve ticari bilgi birikimini franchise alanın kullanımına sunmakta, franchise alan ise bu sistemi kendi ad ve hesabına işletmeyi, sistemin kurallarına uymayı ve karşılığında giriş bedeli ile dönemsel ödemeler yapmayı üstlenmektedir. Yargı uygulamasında da franchise alanın, franchise verenin belirlediği ilkelere ve talimatlara uyma yükümlülüğü altında bulunduğu kabul edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Franchise ağının bütün satış noktalarında aynı kalite ve görünümün sağlanması, modelin ekonomik değerinin temelini oluşturmaktadır. <a href="https://www.rekabet.gov.tr" target="_blank" rel="noopener">Rekabet Kurumu</a>&#8216;nun <a href="https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/dikey-anlasmalara-iliskin-kilavuz-20220623145035448.pdf">Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuzu</a> da franchise ağının ortak kimliğinin ve prestijinin korunmasını franchise modeline özgü meşru bir ihtiyaç olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle franchise verenin pazar koşullarındaki değişikliklere, tüketici beklentilerine ve teknolojik gelişmelere uygun olarak sistemini güncelleme yetkisine sahip olduğu kabul edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bununla birlikte standartları koruma yetkisi ile franchise alana sözleşmede öngörülmemiş yeni ve önemli bir sermaye yükü yükleme yetkisi aynı nitelikte değildir. Mağaza içi yerleşimin düzenlenmesi, üniforma veya servis prosedürlerinin güncellenmesi gibi işletmenin olağan akışına ilişkin talimatlar ile franchise alandan kısa bir süre içinde ilk yatırımına yakın tutarda yeni bir yatırım yapmasının istenmesi hukuken farklı sonuçlara bağlanmaktadır. Uyuşmazlıkların önemli bir bölümü, bu iki alan arasındaki sınırın nerede çizileceği sorusundan doğmaktadır.</p>
<h2>II. Franchise Sözleşmelerinde Zorunlu Yatırım Talebi Türleri</h2>
<p style="font-weight: 400;">Sonradan getirilen yatırım yükümlülükleri çoğu zaman yalnızca tadilat ve dekorasyon olarak algılanmaktadır. Oysa uygulamada franchise alanın maliyet yapısını değiştiren talepler çok daha geniş bir alana yayılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Fiziki konsept yatırımları</strong> Cephenin, iç mimarinin, mobilyaların, aydınlatmanın ve tabela sisteminin yeni konsepte göre yenilenmesi ile mutfak veya üretim alanının yeniden tasarlanması bu grupta yer almaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Teknoloji yatırımları </strong>Yeni satış noktası (POS) sistemleri, self servis sipariş kioskları, mobil sipariş altyapısı, kamera sistemleri, müşteri ilişkileri yönetimi yazılımları ile yapay zekâ destekli stok ve satış analiz sistemleri, son dönemde franchise alanlardan en sık talep edilen yatırımlar arasında bulunmaktadır. Bu yatırımlar çoğunlukla lisans ve abonelik bedelleri gibi dönemsel maliyetleri de beraberinde getirmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ekipman değişiklikleri </strong>Çalışır durumdaki fırın, kahve makinesi, soğutma veya üretim ekipmanının yalnızca yeni standart gerekçesiyle değiştirilmesinin istenmesi bu gruba dahil edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ürün ve menü değişiklikleri </strong>Ürün gamına yeni ürünlerin zorunlu olarak eklenmesi, bu ürünler için ayrı ekipman, depolama alanı veya personel yatırımı yapılmasını gerektirebilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Tedarik sistemi değişiklikleri </strong>Franchise alanın çalıştığı tedarikçinin bırakılarak franchise veren veya onun belirlediği ve daha yüksek fiyatla satış yapan tedarikçiden alım yapılmasının zorunlu kılınması, doğrudan bir yatırım harcaması olmasa da işletmenin kârlılığını kalıcı olarak etkilemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Pazarlama katkıları </strong>Sözleşmede öngörülmeyen dijital reklam katkı payları, bölgesel kampanyalara katılım zorunlulukları ve mağaza içi tanıtım harcamaları da ilave yük niteliği taşımaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sürdürülebilirlik ve enerji yatırımları </strong>Yeni ambalaj sistemleri, enerji verimli cihazlar, atık yönetimi uygulamaları ve elektrikli araç şarj üniteleri gibi çevresel standartlar, küresel markaların gündeminde giderek daha fazla yer almaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Lokasyona ilişkin talepler </strong>Mağazanın büyütülmesi, taşınması, araç içi servis birimi eklenmesi veya belirli metrekare koşullarına uyarlanması talepleri de franchise alanın yatırım yükünü doğrudan artırmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu taleplerin tamamında ortak soru, yatırım riskinin sözleşme ile hangi tarafa yüklendiği ve bu yüklemenin hukuken hangi ölçüde geçerli olduğudur. Aşağıdaki değerlendirmeler bu nedenle yalnızca tadilat harcamalarına değil, franchise alanın maliyet yapısını sözleşme süresi içinde esaslı biçimde değiştiren her türlü talebe uygulanabilecek niteliktedir.</p>
<h2>III. Yenileme ve Tadilat Yükümlülüğünün Sözleşmedeki Dayanağı</h2>
<p style="font-weight: 400;">Franchise alandan talep edilen bir yatırımın bağlayıcılığı değerlendirilirken ilk olarak bu yükümlülüğün sözleşmeden doğup doğmadığı incelenmektedir. Franchise sözleşmelerinde bu konudaki hükümler farklı yoğunluklarda kaleme alınmaktadır. Franchise alanın <em>&#8220;marka standartlarına ve operasyon el kitabına uyacağı&#8221;</em> şeklindeki genel bir hüküm ile <em>&#8220;franchise verenin her beş yılda bir mağazanın yenilenmesini talep edebileceği ve yenileme maliyetinin franchise alana ait olacağı&#8221;</em> şeklindeki açık bir hüküm aynı sonucu doğurmamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uygulamada, franchise alanın sonraki tarihlerde franchise veren tarafından uygun görülecek dekorasyon ve plan değişikliklerine uyacağını ve bu değişiklikleri masrafları kendisine ait olmak üzere yerine getireceğini peşinen kabul ettiği düzenlemelere de rastlanmaktadır. Nitekim <a href="https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/896339000">Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi&#8217;nin 28.04.2023 tarihli, 2021/207 Esas ve 2023/479 Karar sayılı kararına</a> konu sözleşmede yer alan hüküm şu şekildedir.</p>
<p>&#8220;Franchise alan sonraki tarihlerde franchise veren tarafından uygun görülecek dekorasyon değişiklikleri ile yerleşim ve kullanım ünitelerindeki plan değişikliklerine uyacağını, franchise veren&#8217;in talebi halinde bu tür değişiklikleri masrafları kendisine ait olmak üzere herhangi bir talebi olmaksızın yerine getireceğini peşinen kabul ve taahhüt eder.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu tür hükümler yenileme yükümlülüğünün varlığını açıkça düzenlemekle birlikte, yenilemenin sıklığı, kapsamı ve azami maliyeti bakımından herhangi bir ölçüt içermemektedir. Belirsizliğin en yoğun olduğu alan da tam olarak bu ölçütsüz alandır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Açık ve anlaşılır olmayan veya birden fazla anlama gelebilen hükümler bakımından <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6098&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 23. maddesi</a> uyarınca düzenleyen aleyhine ve karşı taraf lehine yorum ilkesi uygulanmaktadır. Buna göre &#8220;marka standartlarına uyum&#8221; gibi genel bir ifadenin, franchise alanın mevcut işletmesini standartlara uygun şekilde muhafaza etme yükümlülüğünü kapsadığı kabul edilebilecek iken, işletmenin kısa bir süre içinde yeni bir konsepte göre baştan inşa edilmesi yükümlülüğünü de kapsadığı sonucuna kolaylıkla ulaşılamamaktadır. Sözleşmede açıkça öngörülmeyen ve franchise alanın sözleşme kurulurken hesaba katamayacağı ölçüde yüksek bir yatırım yükümlülüğünün genel nitelikteki bir standart hükmüne dayandırılması halinde, yorum denetimi franchise alan lehine sonuç doğurabilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Operasyon el kitapları bakımından da benzer bir değerlendirme yapılmaktadır. El kitabı çoğu zaman sözleşmenin eki sayılmakta ve franchise verene el kitabını güncelleme yetkisi tanınmaktadır. Sözleşmenin imzalandığı tarihteki el kitabı ile sonradan güncellenen el kitabı arasındaki farkların tespiti, uyuşmazlıklarda belirleyici önem taşımaktadır. Bu nedenle franchise alanların sözleşme tarihindeki el kitabı sürümünü ve sonraki tüm güncellemeleri tarihleriyle birlikte muhafaza etmeleri tavsiye edilmektedir.</p>
<h2>IV. Franchise Sözleşmelerinde Genel İşlem Koşulları ve Tek Taraflı Değişiklik Yasağı</h2>
<p style="font-weight: 400;">Franchise sözleşmeleri, büyük ölçüde franchise veren tarafından çok sayıda franchise alanla kullanılmak üzere önceden hazırlanan standart metinlerdir. <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6098&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">TBK m. 20</a> uyarınca bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla önceden ve tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu hükümler genel işlem koşulu niteliği taşımaktadır. Aynı maddeye göre sözleşme metinlerinin birbirinin aynısı olmaması veya sözleşmeye her bir koşulun tartışılarak kabul edildiğine ilişkin bir kayıt konulması, tek başına bu niteliği ortadan kaldırmamaktadır. Franchise sözleşmelerinde sıklıkla yer alan &#8220;işbu sözleşmenin tüm hükümleri taraflarca müzakere edilmiştir&#8221; şeklindeki kayıtlar bu nedenle genel işlem koşulları denetimini kendiliğinden bertaraf etmemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Genel işlem koşullarına ilişkin hükümler tüketici sözleşmeleri ile sınırlı olmayıp tacirler arasındaki sözleşmelere de uygulanmaktadır. Yargıtay da franchise sözleşmelerinde yer alan hükümleri bu çerçevede değerlendirmekte, genel işlem koşullarının denetiminin yürürlük denetimi (TBK m. 21 ve 22), yorum denetimi (TBK m. 23) ve içerik denetimi (TBK m. 24 ve 25) olmak üzere üç aşamada yapılacağını kabul etmektedir <em>(bkz. <a href="https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/221470000">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 28.04.2016 tarihli, 2015/9764 Esas ve 2016/4814 Karar sayılı karar</a>)</em>. Daire, aynı uyuşmazlıkta verdiği sonraki kararında sözleşmede genel işlem koşulu bulunmadığının ve hükümlerin pazarlık edilerek kabul edildiğinin ispat yükünün genel işlem koşullarını kullanan tarafa ait olduğunu açıkça vurgulamıştır <em>(bkz. <a href="https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/742079200">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 10.02.2022 tarihli, 2020/1898 Esas ve 2022/1006 Karar sayılı karar</a>)</em>. Aynı kararda, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı hükümlerin karşı taraf uyarılmış olsa dahi yazılmamış sayılacağı ve bir hükmün kanunda düzenlenmiş olmasının, müzakere edilmeden sözleşmeye konulmuş olması halinde denetlenemeyeceği anlamına gelmediği belirtilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Konumuz bakımından en önemli düzenleme, &#8220;Değiştirme Yasağı&#8221; başlıklı TBK m. 24 hükmüdür. Bu hükme göre genel işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf aleyhine sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtlar yazılmamış sayılmaktadır. Franchise verene marka standartlarını, mağaza tasarımını, ekipmanları ve işletme sistemini tek taraflı olarak değiştirme ve bu değişikliklerin maliyetini sınırsız biçimde franchise alana yükleme yetkisi veren hükümler, bu yasakla doğrudan temas halindedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bununla birlikte franchise ilişkisinin doğası gereği franchise verenin talimat verme yetkisinin tamamen ortadan kalktığı sonucuna varılmamaktadır. Burada yapılması gereken ayrımın, franchise verenin talimatının sözleşmede zaten var olan bir yükümlülüğün ifa biçimini belirleyip belirlemediği, yoksa franchise alan için sözleşmede bulunmayan yeni bir mali yükümlülük yaratıp yaratmadığı olduğu değerlendirilmektedir. Mevcut ekipmanın bakımı, servis prosedürü veya görsel materyallerin güncellenmesi gibi talimatlar sözleşmede var olan standartlara uyum yükümlülüğünün ifası niteliğinde görülebilecek iken, franchise alandan ilk yatırımına yakın tutarda yeni bir yatırım yapmasının istenmesi, niteliği itibarıyla sözleşmeye yeni bir düzenleme getirilmesi olarak değerlendirilmeye elverişlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Son olarak <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6098&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">TBK m. 25</a> uyarınca genel işlem koşullarına dürüstlük kurallarına aykırı olarak karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamamaktadır. Yenilemenin sıklığı, kapsamı ve maliyeti bakımından hiçbir sınır öngörmeyen, maliyetin tamamını franchise alana yükleyen ve karşılığında herhangi bir süre uzatımı veya güvence sunmayan bir hükmün içerik denetiminden geçip geçemeyeceği, somut sözleşmenin bütünü dikkate alınarak değerlendirilmektedir.</p>
<h2>V. Franchise Alanın Tacir Sıfatı ve Basiretli Davranma Yükümlülüğü</h2>
<p style="font-weight: 400;">Franchise verenler tarafından bu tür uyuşmazlıklarda en sık ileri sürülen savunma, franchise alanın tacir olduğu ve <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">TTK m. 18/2</a> uyarınca ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmekle yükümlü bulunduğudur. Bu görüşe göre franchise sistemlerinin zaman içinde değişebileceğini ve markanın yeni konsept yatırımları talep edebileceğini öngörmek, basiretli bir tacirden beklenen özenin gereğidir. Yargı uygulamasında da tacirin imzaladığı sözleşme hükümlerinin sonuçlarına katlanması gerektiği yönündeki yaklaşım önemli bir yer tutmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ne var ki basiretli davranma yükümlülüğü, genel işlem koşullarına ilişkin koruyucu hükümleri tacirler bakımından devre dışı bırakan bir kural olarak kabul edilmemektedir. Konseptin zaman içinde gelişebileceğini öngörmek ile ilk yatırımın önemli bir oranına ulaşan yeni bir yatırımın kısa süre içinde tek taraflı olarak talep edileceğini öngörmek arasında esaslı bir fark bulunmaktadır. Basiretli tacir ölçütü, franchise alanın makul olarak öngörebileceği yenileme ihtiyaçları bakımından franchise veren lehine sonuç doğurabilecek iken, sözleşmede sınırı çizilmemiş ve iş planını esaslı biçimde değiştiren talepler bakımından aynı sonucu kendiliğinden doğurmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde somut olayın özelliklerini belirleyici hale getiren husus da bu gerilimdir.</p>
<h2>VI. Zorunlu Yatırımın Orantılılığı ve Kalan Sözleşme Süresi</h2>
<p style="font-weight: 400;">Franchise verenin sonradan talep ettiği bir yatırımın bağlayıcılığı ve dürüstlük kuralına uygunluğu değerlendirilirken aşağıdaki ölçütlerin birlikte ele alınması gerektiği değerlendirilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hükmün açıklığı ve belirliliği:</strong> Yenileme yükümlülüğünün varlığı, sıklığı, kapsamı ve maliyet paylaşımı sözleşmede ne ölçüde açık düzenlenmişse, franchise alanın bu yükümlülüğü sözleşme kurulurken hesaba kattığı da o ölçüde kabul edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Öngörülebilirlik:</strong> Bir restoranın on yıllık süre içinde boya, mobilya ve tabela yenilemesi yapması olağan bir işletme ihtiyacı olarak görülebilecek iken, iki yıl önce açılmış bir mağazanın tamamen sökülerek yeniden inşa edilmesinin talep edilmesi farklı değerlendirilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Orantılılık:</strong> Talep edilen yatırımın ilk yatırıma ve işletmenin ekonomik kapasitesine oranı önem taşımaktadır. 50 milyon TL yatırımla kurulmuş bir işletmeden 500 bin TL tutarında bir standart güncellemesi istenmesi ile 15 milyon TL tutarında yeni bir yatırım istenmesi aynı ağırlıkta değerlendirilmemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kalan sözleşme süresi ve amortisman:</strong> Yatırımın ekonomik ömrü ile franchise sözleşmesinin kalan süresi arasındaki ilişki, değerlendirmenin en belirleyici unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir. Sözleşmenin bitimine on sekiz ay kalmış bir işletmeden 50 milyon TL tutarında bir yenileme yapılmasının istenmesi ile önünde on iki yıllık sözleşme süresi bulunan bir işletmeden aynı yatırımın istenmesi aynı ekonomik sonucu doğurmamaktadır. Franchise veren büyük bir yatırım talep ettiği halde sözleşmenin yenileneceğine veya süresinin uzatılacağına ilişkin herhangi bir güvence sunmuyorsa, franchise alanın ekonomik ömrü sekiz yıl olan bir yatırımı sözleşmenin bitimine iki yıl kala üstlenmesinin beklenip beklenemeyeceği sorusu dürüstlük kuralı çerçevesinde ayrıca önem kazanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Eşit uygulama:</strong> Yeni konseptin franchise verenin kendi işlettiği mağazalar ve diğer franchise alanlar bakımından aynı takvim ve koşullarla uygulanıp uygulanmadığı, talebin sistemin geliştirilmesi amacına mı yoksa belirli franchise alanların sistemden çıkarılması amacına mı hizmet ettiğinin tespitinde yol gösterici olmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Katkı ve geçiş imkânları:</strong> Franchise verenin maliyete katkı sunması, ödeme planı veya finansman desteği sağlaması, yatırımın aşamalı olarak yapılmasına imkân tanıması ve makul bir geçiş süresi vermesi, talebin dürüstlük kuralına uygunluğunu destekleyen unsurlar arasında yer almaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ölçütlerin hiçbiri tek başına belirleyici değildir. <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=4721&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Türk Medeni Kanunu m. 2</a> uyarınca herkesin haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmadığı dikkate alındığında, franchise verenin sözleşmeden doğan bir yenileme hakkına sahip olduğu hallerde dahi bu hakkın kullanım biçimi ayrıca denetlenmektedir.</p>
<h2>VII. Tedarik ve Pazarlama Yükümlülüklerinin Rekabet Hukuku Boyutu</h2>
<p style="font-weight: 400;">Sonradan getirilen yükümlülüklerin bir bölümü <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/rekabet-hukuku/">rekabet hukuku</a> bakımından da ayrıca değerlendirilmektedir. <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=39031&amp;MevzuatTur=9&amp;MevzuatTertip=5">2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği</a> uyarınca, alıcının ilgili pazardaki alımlarının yüzde sekseninden fazlasını sağlayıcıdan veya sağlayıcının göstereceği teşebbüsten yapmasına yönelik yükümlülükler de rekabet etmeme yükümlülüğü olarak kabul edilmekte, belirsiz süreli veya süresi beş yılı aşan rekabet etmeme yükümlülükleri ise grup muafiyetinden yararlanamamaktadır. Tebliğ ayrıca muafiyeti, sağlayıcının ilgili pazardaki payının yüzde otuzu aşmaması koşuluna bağlamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rekabet Kurumu&#8217;nun Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuzu&#8217;nda ise franchise alanın satın aldığı mal ve hizmetlere ilişkin rekabet etmeme yükümlülüklerinin, franchise ağının ortak kimliğini ve prestijini korumak bakımından gerekli olduğu hallerde <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=4054&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun</a>&#8216;un 4. maddesinin kapsamı dışında kaldığı kabul edilmektedir. Kılavuza göre bu durumda rekabet etmeme yükümlülüğünün süresi de franchise anlaşmasının süresini aşmadığı sürece 4. madde bakımından sorun oluşturmamaktadır. Kılavuzun bu hükmü, <a href="https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=e6a86b14-0038-4cf0-a006-aa4389a18017">Rekabet Kurulu&#8217;nun bir pizza zincirinin franchise sistemine ilişkin 08.05.2014 tarihli kararında</a> da aynen aktarılmıştır. Bu nedenle franchise alanın belirli bir tedarikçiye yönlendirilmesinin değerlendirilmesinde, zorunluluğun ürün kalitesinin ve ağın ortak kimliğinin korunması ile gerçekten ilişkili olup olmadığı belirleyici önem taşımaktadır. Ortak kimlikle bağlantısı kurulamayan ve yalnızca daha yüksek fiyatlı bir tedarik kanalına yönlendirme işlevi gören zorunluluklar, hem rekabet hukuku hem de sözleşmeler hukuku bakımından tartışmaya açık hale gelmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aynı Tebliğ uyarınca alıcının kendi satış fiyatını belirleme serbestisinin engellenmesi de muafiyetin dışında kalmakta, sağlayıcının yalnızca azami satış fiyatı belirlemesi veya fiyat tavsiye etmesi mümkün görülmektedir. Yeni ürünlerin ve kampanyaların franchise alana sabit veya asgari satış fiyatıyla dayatılması halinde, talebin bu yönden de ayrıca incelenmesi gerekmektedir.</p>
<h2>VIII. Franchise Sözleşmelerinde Aşırı İfa Güçlüğü ve Uyarlama</h2>
<p style="font-weight: 400;">Sonradan ortaya çıkan maliyet artışları karşısında akla gelen hukuki araçlardan biri <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6098&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">TBK m. 138</a> hükmünde düzenlenen aşırı ifa güçlüğüdür. Bu hüküm, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması ve sözleşme dengesini borçlu aleyhine dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede değiştirmesi halinde, borçluya sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sürekli edimli sözleşmelerde kural olarak fesih hakkı tanımaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak franchise verenin kendi ticari tercihiyle yeni bir konsepte geçmesi ve bu konsepti sözleşmeye dayanarak franchise alandan talep etmesi, kural olarak dışsal ve olağanüstü bir durum olarak nitelendirilmemektedir. Bu tür uyuşmazlıklarda öncelikle yükümlülüğün sözleşmeden doğup doğmadığı, genel işlem koşulları denetimi ve dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirme yapılmakta, aşırı ifa güçlüğü ise tali ve alternatif bir dayanak olarak ele alınmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna karşılık yenileme yükümlülüğü sözleşmede açıkça düzenlenmiş olsa bile döviz kurlarındaki olağanüstü dalgalanmalar nedeniyle ithal ekipman maliyetlerinin öngörülemez ölçüde artması veya yeni bir kamusal düzenlemenin yatırımın niteliğini esaslı biçimde değiştirmesi gibi dışsal gelişmeler, TBK m. 138 kapsamında uyarlama talebine konu olabilmektedir. Hükmün, borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş veya aşırı ifa güçlüğünden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmasını aradığı dikkate alındığında, yatırımın herhangi bir ihtirazi kayıt konulmaksızın tamamlanmasının bu imkânı ortadan kaldırabileceği ayrıca önem arz etmektedir.</p>
<h2>IX. Zorunlu Yatırımın Reddedilmesi Halinde Fesih ve Tazminat</h2>
<p style="font-weight: 400;">Franchise alanın talep edilen yatırımı yapmayacağını bildirmesi halinde franchise verenin başvurabileceği yollar ve bunların hukuki sonuçları, somut sözleşme hükümlerine göre farklılık göstermektedir.</p>
<h3>Haklı sebeple fesih</h3>
<p style="font-weight: 400;">Franchise veren çoğu zaman yatırım talebine uyulmamasını marka standartlarına aykırılık olarak nitelendirmekte ve ihtarın ardından sözleşmeyi haklı sebeple feshetme yoluna gitmektedir. Bu feshin haklılığı, talep edilen yatırımın sözleşmeden doğan geçerli bir yükümlülük olup olmadığına bağlıdır. Yükümlülüğün genel işlem koşulları denetimi sonucunda yazılmamış sayılması veya dürüstlük kuralına aykırı biçimde talep edildiğinin tespit edilmesi halinde, bu gerekçeye dayanan feshin haksız fesih olarak değerlendirilmesi mümkündür. Haksız fesih ise franchise alanın, sözleşmenin devamı halinde elde edeceği kazanç ve karşılanamayan yatırım giderleri başta olmak üzere uğradığı zararların tazminini talep edebilmesinin yolunu açabilmektedir.</p>
<h3>Cezai şart</h3>
<p style="font-weight: 400;">Franchise sözleşmelerinde franchise alanın aykırılığı halinde kalan süreye ait franchise bedellerinin tamamının veya yüksek tutarlı sabit bedellerin ödenmesini öngören cezai şartlara sıkça rastlanmaktadır. Yargıtay, franchise sözleşmesinde müzakere edilmeden yer alan cezai şart hükümlerinin de genel işlem koşulları denetimine tabi olduğunu ve bu hükümler bakımından öncelikle yürürlük denetiminin yapılması gerektiğini kabul etmektedir <em>(bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 10.02.2022 tarihli, 2020/1898 Esas ve 2022/1006 Karar sayılı karar)</em>. Aynı kararda franchise verenin erken fesih nedeniyle talep edebileceği zararın, aynı nitelikte yeni bir franchise verebileceği süre ile sınırlı olabileceğine de işaret edilmiştir.</p>
<h3>Olağan fesih ve sözleşmenin yenilenmemesi</h3>
<p style="font-weight: 400;">Franchise verenin yatırım talebini, sözleşmedeki olağan fesih hakkını kullanarak veya süre sonunda sözleşmeyi yenilemeyerek sonuçlandırması da mümkündür. Yargıtay, yetkili servis ve yedek parça bayiliği ilişkisine ilişkin bir uyuşmazlıkta, sağlayıcının yeniden yapılanma kapsamında yeni standartlar belirlediği, sözleşmedeki iki yıllık bildirim süresine uyarak fesih bildiriminde bulunduğu ve standartları karşılayan işletmelerle yeniden sözleşme yapılacağını bildirdiği bir olayda, bu süre içinde standartları karşılamak için yatırım yapıldığı ispat edilemediğinden olağan fesih hakkının dürüstlük kuralına aykırı kullanılmadığı ve karşılanmayan yatırım maliyetlerine ilişkin talebin yerinde olmadığı yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır <em>(bkz. <a href="https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/868984900">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 27.12.2022 tarihli, 2021/8788 Esas ve 2022/9519 Karar sayılı karar</a>)</em>. Karar, yeni standartların makul bir geçiş süresi tanınarak ve şeffaf biçimde uygulanması halinde sağlayıcının hukuki konumunun belirgin biçimde güçlendiğini göstermesi bakımından franchise ilişkileri açısından da yol gösterici niteliktedir.</p>
<h3>Denkleştirme talebi</h3>
<p style="font-weight: 400;">Sözleşmenin sona ermesi halinde franchise alanın, işletmeye kazandırdığı müşteri çevresinden franchise verenin yararlanmaya devam etmesi karşılığında denkleştirme talep edip edemeyeceği de gündeme gelmektedir. <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">TTK m. 122/5</a> uyarınca acenteye ilişkin denkleştirme hükmü, hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanmaktadır. Yargıtay uygulamasında bu imkân, sözleşmenin karşı tarafa belirli bir bölge veya müşteri çevresi bakımından tekel hakkı tanıyıp tanımadığına bağlı olarak değerlendirilmekte ve inhisari hak tanınmadığına ilişkin açık sözleşme hükümleri denkleştirme talebini engelleyebilmektedir <em>(bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 27.12.2022 tarihli, 2021/8788 Esas ve 2022/9519 Karar sayılı karar)</em>. Denkleştirme isteminin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerektiği de ayrıca dikkate alınmaktadır. Tek satıcılık ilişkisine ilişkin değerlendirmelerimize <a href="https://www.cetinavukatlik.com/en/exclusive-distribution-agreement-under-turkish-law-and-its-assessment-under-competition-law/">Exclusive Distribution Agreement under Turkish Law</a> başlıklı İngilizce yayınımızdan ulaşılabilmektedir.</p>
<h3>Sözleşme sonrası rekabet yasağı</h3>
<p style="font-weight: 400;">Talep edilen yatırımın reddi üzerine ilişkinin sona ermesi halinde franchise alanın aynı lokasyonda benzer bir faaliyet sürdürmesi, sözleşme sonrası rekabet yasağı ve <a href="https://www.cetinavukatlik.com/haksiz-rekabet-ve-ticari-hayatta-uygulanabilecek-hukuki-mekanizmalar/">haksız rekabet</a> hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmektedir. 2002/2 sayılı Tebliğ, sözleşme sonrası rekabet etmeme yükümlülüğünü kural olarak bir yılı aşmamak, franchise alanın faaliyet gösterdiği tesis ile sınırlı olmak ve devredilen bilgi birikiminin korunması için zorunlu bulunmak koşullarına bağlamaktadır.</p>
<h2>X. Franchise Verenin Yatırım Talebi Karşısında İzlenecek Yol</h2>
<p style="font-weight: 400;">Franchise verenden yeni bir yatırım talebi alındığında talebin dayanağının yazılı olarak istenmesi, sözleşmenin ve operasyon el kitabının ilgili sürümlerinin incelenmesi, yatırım kalemlerinin ve maliyet tahminlerinin belgelendirilmesi ve yeni konseptin diğer satış noktalarında nasıl uygulandığının tespit edilmesi, ilk aşamada yapılması gereken işlemler arasında yer almaktadır. Tacirler arasında temerrüde düşürme ve fesih ihbarlarının <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">TTK m. 18/3</a> uyarınca noter, taahhütlü mektup, telgraf veya güvenli elektronik imza kullanılarak <a href="https://www.cetinavukatlik.com/is-hukukunda-kep-sistemi-ile-elektronik-tebligat-donemi/">kayıtlı elektronik posta</a> sistemi aracılığıyla yapılması gerektiğinden, yazışmaların bu usule uygun biçimde yürütülmesi önem arz etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yatırımın uyuşmazlık süresince yapılması ticari bir zorunluluk haline gelmişse, ödemelerin ve yatırım işlemlerinin ihtirazi kayıt ile yapılması, ileride ileri sürülebilecek hakların korunması bakımından önem taşımaktadır. Müzakere yoluyla çözüm sağlanamaması halinde, konusu bir miktar para olan ticari davalarda <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">TTK m. 5/A</a> uyarınca dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğu, franchise sözleşmelerinde sıklıkla yer alan tahkim şartlarının ise uyuşmazlığın çözüm merciini doğrudan belirlediği dikkate alınmaktadır. Bu aşamada <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/dava-ve-uyusmazlik-cozumu/">dava ve uyuşmazlık çözümü</a> stratejisinin, fesih riskini ve cezai şart ihtimalini birlikte gözeten bir yaklaşımla kurgulanması gerekmektedir.</p>
<h2>XI. Franchise Sözleşmesi Hazırlanırken Alınabilecek Önlemler</h2>
<p style="font-weight: 400;">Uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, sözleşme aşamasında yenileme yükümlülüğünün yeterli açıklıkta düzenlenmemesinden kaynaklanmaktadır. Franchise alan bakımından yenileme sıklığının belirli bir takvime bağlanması, tek bir yenileme için azami maliyetin ilk yatırıma oranla belirlenmesi, franchise verenin maliyete katılım esaslarının düzenlenmesi, sözleşmenin son döneminde büyük ölçekli yenileme talep edilemeyeceğinin veya bu durumda sözleşme süresinin yatırımın amortismanına imkân verecek şekilde uzatılacağının kararlaştırılması ve yeni konseptin önce franchise verenin kendi mağazalarında uygulanmasının şart koşulması, en etkili koruma mekanizmaları arasında yer almaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Franchise veren bakımından ise yenileme yetkisinin öngörülebilir, ölçülebilir ve şeffaf ölçütlere bağlanması, hükmün uygulanabilirliğini güçlendiren başlıca unsurdur. Sınırları açıkça çizilmiş bir yenileme hükmünün genel işlem koşulları denetiminde ayakta kalma ihtimalinin, sınırsız bir değiştirme yetkisine kıyasla belirgin biçimde daha yüksek olduğu değerlendirilmektedir. Bu nedenle <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/sozlesmeler-hukuku/">sözleşmeler hukuku</a> ve <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/ticaret-ve-sirketler-hukuku/">ticaret ve şirketler hukuku</a> perspektifiyle hazırlanan dengeli bir sözleşme, franchise ağının sürdürülebilirliği bakımından her iki tarafın da yararına sonuç doğurmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yabancı menşeli markaların Türkiye&#8217;deki franchise yapılanmalarında ana franchise sözleşmesi ile alt franchise sözleşmeleri arasındaki yenileme yükümlülüklerinin uyumlu hale getirilmesi de ayrıca önem taşımaktadır. Aksi halde küresel ölçekte alınan bir konsept değişikliği kararının maliyeti, zincirin son halkasındaki franchise alana yansımaktadır. Bu yapılanmalarda marka lisansının kapsamı ve <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/fikri-mulkiyet-hukuku/">fikri mülkiyet hukuku</a> boyutu ile <a href="https://www.cetinavukatlik.com/yabanci-yatirimlar/">yabancı yatırım</a> mevzuatından doğan yükümlülükler de birlikte değerlendirilmektedir.</p>
<h2>Sonuç</h2>
<p style="font-weight: 400;">Franchise verenin sistemini geliştirme ve marka standartlarını güncelleme yetkisi, franchise ilişkisinin doğal ve meşru bir unsurudur. Ancak bu yetki, franchise alana sözleşme kurulurken öngörülemeyen, ilk yatırımla orantısız ve sözleşmenin kalan süresi içinde karşılanması mümkün olmayan yatırım yükleri getirilmesine imkân veren sınırsız bir değiştirme hakkı olarak anlaşılmamaktadır. Standart franchise sözleşmelerinde yer alan tek taraflı değişiklik yetkileri, Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun genel işlem koşullarına ilişkin hükümleri, dürüstlük kuralı ve rekabet hukuku mevzuatı çerçevesinde denetime tabi bulunmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle franchise alanların yeni bir yatırım talebiyle karşılaştıklarında talebi doğrudan kabul etmek veya reddetmek yerine sözleşmeyi, operasyon el kitabını ve yatırımın ekonomik göstergelerini birlikte değerlendirmeleri, franchise verenlerin ise sistem değişikliklerini öngörülebilir ve orantılı bir çerçevede kurgulamaları, olası uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından belirleyici önem taşımaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Franchise sözleşmelerinin hazırlanması ve müzakeresi, sonradan talep edilen yatırımların değerlendirilmesi ve franchise ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar hakkında hukuki danışmanlık almak için avukatlık ofisimizle <a href="https://www.cetinavukatlik.com/iletisim/">iletişim sayfamız</a> veya <a href="mailto:info@cetinavukatlik.com">info@cetinavukatlik.com</a> e-posta adresi üzerinden irtibata geçebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fon Satış Bedelinin İadesi Taleplerinde Yatırımcının Hukuki Durumu</title>
		<link>https://www.cetinavukatlik.com/yatirim-fonu-para-iadesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çetin Avukatlık Ofisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 17:28:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cetinavukatlik.com/?p=7410</guid>

					<description><![CDATA[Son hafta içinde yatırım fonunu satan, fon satış bedeli hesabına geçen veya satış sonrasında aracı kurumdan para iadesi talebi alan yatırımcıların sayısı artmıştır. Gündeme yansıyan verilere göre toplam altı portföy yönetim şirketinin TEFAS'ta işlem gören fonlarında yaklaşık 788.400 yatırımcının 805 milyar Türk lirası tutarında yatırımı bulunduğu ifade edilmektedir. Tera Portföy TP2, Tera Portföy Hisse Senedi]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Son hafta içinde yatırım fonunu satan, fon satış bedeli hesabına geçen veya satış sonrasında aracı kurumdan para iadesi talebi alan yatırımcıların sayısı artmıştır. Gündeme yansıyan verilere göre toplam altı portföy yönetim şirketinin <a href="https://www.tefas.gov.tr/tr" target="_blank" rel="noopener">TEFAS</a>&#8216;ta işlem gören fonlarında yaklaşık 788.400 yatırımcının 805 milyar Türk lirası tutarında yatırımı bulunduğu ifade edilmektedir. Tera Portföy TP2, Tera Portföy Hisse Senedi Fonu ve Pusula Portföy fonlarına ilişkin kamuya açık açıklamalarla birlikte fon satış bedeli, iade ödemesi, ödeme vadesi, likidite yönetimi, aracı kurum mutabakatı ve settlement failure kavramları aynı hukuki tartışmanın parçası haline gelmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yatırımcıların karşılaştığı ve hatta sosyal medyaya da yansıyan örneklerde, yatırımcıların fon satışı sonrası paranın hesaplarına geçtiğini, sonrasında ise bu tutarın geri istendiğini belirttiği anlaşılmaktadır. Bazı bildirimlerde yüksek oranlı temerrüt faizi, borç bakiyesi veya senet borcu gibi ifadeler bilahare yer bulmaktadır. Bu tablo yatırımcılar bakımından şu temel soruyu doğurmaktadır: Hesaba geçen para kesinleşmiş fon satış bedeli midir, yoksa takas ve mutabakat süreci tamamlanmadan hesaba yansıtılmış geçici veya hatalı bir ödeme midir?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu soruya herkes için aynı sonucu doğuracak soyut bir yanıt verilmesi mümkün değildir. Yatırım fonu satışında hukuki sonuç fonun türüne, satış talimatının gerçekleşme zamanına, katılma paylarının yatırımcı hesabından düşüp düşmediğine, <a href="https://www.mkk.com.tr" target="_blank" rel="noopener">MKK</a> ve TEFAS kayıtlarına, ödeme valörüne, aracı kurum ekstresine, fon izahnamesine ve taraflar arasındaki çerçeve sözleşmeye göre belirlenir.</p>
<h2>I. Fon Satış Bedelinin Geri İstenmesi Ne Anlama Gelir</h2>
<p style="font-weight: 400;">Kamuya açıklanan metinlerde kullanılan dil, yatırımcıya gönderilen bireysel borç veya temerrüt bildirimlerinden ayrılmalıdır. Bir fon bakımından katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştuğunun açıklanması, öncelikle fon veya kurucu tarafındaki ödeme, likidite, takas ve mutabakat sürecine işaret eder. Bu ifade tek başına bütün yatırımcıların aracı kuruma veya fon kurucusuna borçlu olduğu anlamına gelmez. Özellikle aracı kurumlarla mutabakat ve likidite yönetimi sürecinin devam ettiğine ilişkin açıklamalar, meselenin yalnızca yatırımcı hesabında görünen bakiye üzerinden okunamayacağını göstermektedir. Fon portföyündeki varlıkların likiditesi, yatırımcıların toplu çıkış talepleri, fonun ödeme valörü, serbest fonlarda değiştirilen iade esasları ve para piyasası fonlarındaki günlük likidite beklentisi farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle konu yalnızca TP2 veya tek bir fon kodu ile sınırlı değildir. Aynı dönemde farklı fon türleri bakımından iade ödemesi temerrüdü, katılma payı iade esaslarının değiştirilmesi, ödeme süresinin uzaması veya birim pay değeri hesaplama sıklığının yeniden belirlenmesi gibi gelişmeler yaşanabilmektedir. Her fonun portföy yapısı, yatırımcı profili, izahnamesi ve işlem kuralları ayrı inceleme gerektirir. Kamuya açık açıklamalar değerlendirilirken <a href="https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1664344">Tera Portföy fon bildirimi</a>, <a href="https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1662926">Pusula Portföy bildirimi</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=18564&amp;MevzuatTur=9&amp;MevzuatTertip=5">Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği</a>ve <a href="https://www.tefas.gov.tr/">TEFAS işlem bilgileri</a> birlikte incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu değerlendirme, Çetin Avukatlık Ofisi&#8217;nin <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/sermaye-piyasalari-ve-forex-hukuku/">sermaye piyasaları ve forex hukuku</a> alanındaki çalışmaları kapsamında, yatırımcı uyuşmazlıkları ve düzenleyici süreçler birlikte ele alınarak yapılmaktadır.</p>
<h2>II. Katılma Payı İadesinin Hukuki Niteliği</h2>
<p style="font-weight: 400;">Yatırım fonu katılma payının satımı, yatırımcının fondaki payını ilgili fon kuralları çerçevesinde fona iade ederek nakde çevirmesidir. <a href="https://mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=18564&amp;mevzuatTur=Teblig&amp;mevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">III 52.1 sayılı Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği</a> bakımından da katılma payının alım ve satımında fonun birim pay değeri, izahname ve bilgilendirme dokümanlarında belirlenen esaslar önem taşır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Satış işlemi usulüne uygun biçimde gerçekleşmiş, katılma payları yatırımcı hesabından düşmüş ve ödeme bu işleme dayanarak yapılmışsa, hesaba geçen tutarın hukuki karakteri yatırımcının borç aldığı para değil, katılma payı iade bedelidir. Böyle bir durumda sonradan ortaya çıkan likidite sıkışıklığı, fonun portföyündeki değerleme sorunu veya kurumlar arası settlement failure iddiasının doğrudan yatırımcıya borç olarak yüklenmesi tartışmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna karşılık, satış emri gerçekte gerçekleşmemiş, paylar yatırımcı hesabında kalmış, işlem iptal edilmiş, bedel mükerrer yansıtılmış veya ödeme fon iadesi kesinleşmeden aracı kurum sistemi üzerinden avans niteliğinde geçirilmiş olabilir. Bu ihtimallerde uyuşmazlık salt fon satışından değil, sehven ödeme, karşılıksız ödeme, geçici kredi, avans veya sebepsiz zenginleşme iddialarından kaynaklanabilir.</p>
<h2>III. “Settlement Failure” ve Takas Mutabakat Süreci</h2>
<p style="font-weight: 400;">Settlement failure kavramı, en basit anlatımıyla, işlem emrinin verilmesi ile işlemin nakit ve kıymet tarafında nihai olarak tamamlanması arasında ortaya çıkan kopukluğu ifade eder. Yatırım fonu özelinde bu kopukluk fon katılma payının iadesi, ödeme valörü, aracı kurum mutabakatı, TEFAS ve MKK kayıtları ile fon portföyündeki likidite arasında oluşabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Settlement failure gerçekten mevcutsa, olayın teknik açıklaması güçlenir. Yatırımcı satış talimatı vermiş, sistemde bedel hesaba yansımış olabilir. Fakat arka planda fon, kurucu, aracı kurum ve takas hattında nakit mutabakatı tamamlanmamış olabilir. Bu ihtimal, hesaba para geçmiş olmasını tek başına tartışmasız sonuca dönüştürmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bununla birlikte, settlement failure iddiası da yatırımcının otomatik olarak borçlu olduğu sonucunu doğurmamaktadır. Yatırımcıdan para iadesi istenebilmesi için hesaba geçen tutarın kesinleşmiş katılma payı iade bedeli olmadığı, geçici, sehven, mükerrer veya avans niteliğinde bir ödeme olduğu işlem kayıtlarıyla ortaya konulmalıdır. Aksi halde fonun, kurucunun, saklayıcının veya aracı kurumların operasyonel temerrüdünün yatırımcıya doğrudan borç olarak yüklenmesi tartışmaya açıktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ayrım ise özellikle önemlidir. Şayet paylar yatırımcı hesabından düşmüş, fon iadesi kayıtlara tamamlanmış ve ödeme de bu işleme bağlı olarak yapılmışsa, yatırımcıdan paranın geri istenmesi için çok daha güçlü bir hukuki dayanak gerekir. Buna karşılık paylar düşmemiş, satış iptal edilmiş, ödeme erken yapılmış veya mükerrer kayıt oluşmuşsa iade talebi hukuken daha ciddi biçimde tartışılabilir.</p>
<h2>IV. Satış Talimatının Zamanı ve Fon Tasfiyesi Ayrımı</h2>
<p style="font-weight: 400;">Fon tasfiyesi tartışmalarında satış talimatının hangi tarihte ve hangi saatte verildiği ayrı bir önem taşır. Kanaatimizce 16.09.2026 saat 13.30 öncesinde satış talimatı vermiş yatırımcılar ile bu saatten sonra talimat veren veya hiç satış talimatı vermeyen yatırımcıların hukuki durumunun farklı olmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ayrımın temelinde takas kesinliği ve yatırımcının kayıt üzerindeki statüsü bulunmaktadır. Satış talimatı fon kuralları uyarınca zamanında verilmiş, işlem ilgili kayıt sistemlerinde tamamlanmış ve katılma payları yatırımcı hesabından düşmüşse, yatırımcının konumu artık yalnızca fon payı sahibi olarak değil, fon satış bedeli bakımından alacaklı konumunda da değerlendirilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna karşılık satış talimatı tasfiye kararından veya ilgili saatten sonra verilmişse ya da yatırımcı hiç satış talimatı vermemişse, bu kişinin hâlâ fon katılma payı sahibi olarak değerlendirilmesi mümkündür. Böyle bir durumda tasfiye halinde öncelikle fonun borçlarının nasıl ödeneceği, kalan varlıkların katılma payı sahiplerine hangi esaslarla dağıtılacağı ve fon kayıtlarında yatırımcının hangi statüde göründüğü ayrıca incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak sonuç, yalnızca 16.09.2026 saat 13.30 ibaresine bakılarak belirlenemez. İlgili fonun KAP duyurusu, satış talimatının verildiği saat, TEFAS ve MKK kayıtları, e-yatırımcı ekranındaki kayıt ibareleri, fon izahnamesi ve tasfiye kararının kapsamı birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<h2>V. Sehven Ödeme ve Sebepsiz Zenginleşme İddiası</h2>
<p style="font-weight: 400;">Yatırımcıdan iade talebinde bulunulabilecek en önemli ihtimal, ödemenin sehven, mükerrer veya hukuki sebebi bulunmayan bir ödeme olduğunun ispatlanmasıdır. <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6098&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">Türk Borçlar Kanunu</a>&#8216;ndaki sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca, haklı bir sebep olmaksızın malvarlığında artış meydana gelen kişiden iade talep edilmesi mümkündür. Ancak bu sonuca ulaşılabilmesi için ödemenin hukuki sebebinin bulunmadığı somut biçimde gösterilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yargıtay uygulamasında da banka ve finans işlemlerinde yanlış hesaba yatırılan, mükerrer gönderilen veya hukuki sebebi bulunmayan tutarların iadesi kabul edilebilmektedir. Ne var ki bu yaklaşım, her fon satış bedelinin sonradan kolaylıkla geri istenebileceği anlamına gelmez. Fon satışının kesinleşmiş olup olmadığı, payların hukuki akıbeti ve ödeme kaydının mahiyeti ayrıca incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle yatırımcı açısından savunma yalnızca hesaba para geçtiği olgusuna dayandırılmamalıdır. Asıl belirleyici olan, paranın hangi işlem nedeniyle geçtiği ve bu işlemin tamamlanıp tamamlanmadığıdır. Paylar gerçekten iade edilmiş mi, MKK veya TEFAS kayıtlarında satış tamamlanmış mı, stopaj kesilmiş mi, işlem valörü nedir, ödeme aynı tutar üzerinden birden fazla kez mi yansımış, yoksa kurum kendi sistemi üzerinden geçici bir ödeme mi yapmıştır?</p>
<h2>VI. Temerrüt Faizi Borç Bildirimi ve İhtarname İçeriği</h2>
<p style="font-weight: 400;">Yatırımcıdan ana para iadesi istenmesi ile yüksek oranlı temerrüt faizi talep edilmesi aynı hukuki mesele değildir. Ana para yönünden dahi öncelikle ödemenin hukuki sebebi belirlenmelidir. Faiz bakımından ise çerçeve sözleşmede açık hüküm bulunup bulunmadığı, faiz oranının mevzuata uygunluğu, temerrüdün ne zaman ve hangi bildirimle oluştuğu ayrıca incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle yıllık yüksek oranlı temerrüt faizi taleplerinde, yalnızca ihtarnamede faiz oranı yazıyor olması yeterli kabul edilemez. Faizin sözleşmesel dayanağı, müşteri onayı, işlem türü, yatırım kuruluşu ile müşteri arasındaki çerçeve ilişki ve uygulanacak mevzuat birlikte değerlendirilmelidir. Settlement failure iddiası ana para tartışmasını açıklayabilir. Fakat tek başına ağır bir temerrüt faizi sonucunu meşrulaştır(a)maz. İhtarnamelerde borç bakiyesi, senet borcu veya temerrüt faizi gibi ifadelerin kullanılması, talebin hukuken kesin ve tartışmasız olduğu anlamına da gelmemektedir. İhtarnamenin hangi sözleşme maddesine dayandığı, borcun hangi işlemden kaynaklandığı, temerrüdün hangi tarihte oluştuğu, yatırımcıya hangi belgelerin sunulduğu ve faiz hesabının hangi dönem üzerinden yapıldığı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada yatırımcıların yalnızca borç bildirimi veya sosyal medya yorumlarına bakarak ödeme yapması, itiraz süresini kaçırması ya da eksik belgeyle hareket etmesi ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Özellikle icra takibi, ihtiyati haciz tehdidi, yüksek faiz talebi veya hesabın bloke edilmesi gibi sonuçlar gündeme gelmişse hızlı ve belgeye dayalı hukuki değerlendirme yapılması gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İhtarname, icra takibi veya hesap blokesi gündeme geldiğinde dosya yalnızca sermaye piyasası yönüyle değil, aynı zamanda <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/dava-ve-uyusmazlik-cozumu/">dava ve uyuşmazlık çözümü</a> ile <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/icra-ve-iflas-hukuku/">icra ve iflas hukuku</a> boyutlarıyla da ele alınmalıdır.</p>
<h2>VII. İncelenmesi Gereken Belgeler ve Başvuru Değerlendirmesi</h2>
<p style="font-weight: 400;">Her dosyada öncelikle ve en başta çerçeve sözleşme, fon satış talimatı, hesap ekstresi, MKK veya TEFAS işlem kaydı, fon paylarının düşüp düşmediği, ödeme dekontu, stopaj kaydı, aracı kurum bildirimi ve gönderilmiş ise temerrüt ya da ödeme ihtarnamesi birlikte incelenmelidir. Bu belgeler olmadan yatırımcının gerçekten borçlu olup olmadığı veya iade talebine karşı hangi savunmaların ileri sürülebileceği net biçimde belirlenemez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Pratikte evvela yanıtlanması gereken sorular şunlardır: Paylar yatırımcı hesabından düşmüş müdür? Satış işlemi MKK veya TEFAS kayıtlarında tamamlanmış görünmekte midir? Satış talimatı hangi tarihte ve hangi saatte verilmiştir? Tasfiye veya iade esasına ilişkin duyurunun yürürlük zamanı nedir? Ödeme valörü nedir? Tutar bir kez mi, yoksa mükerrer mi yansımıştır? Ödeme fon iadesi açıklamasıyla mı, yoksa kurum içi başka bir muhasebe kaydıyla mı yapılmıştır? İhtarnamede hangi sözleşme maddesi ve hangi faiz dayanağı gösterilmiştir?</p>
<p style="font-weight: 400;">Çetin Avukatlık Ofisi olarak, katılma payı iade ödemeleri, settlement failure iddiaları, aracı kurum temerrüt bildirimleri ve yatırım fonu kaynaklı ödeme uyuşmazlıklarında yatırımcıların somut belge seti üzerinden hareket etmesi gerektiğini değerlendiriyoruz. Fon satış talimatınız, hesap ekstreniz, MKK veya TEFAS işlem kaydınız ya da tarafınıza gönderilen temerrüt ve ödeme ihtarnamesi hakkında hukuki değerlendirme almak için <a href="https://www.cetinavukatlik.com/iletisim/">bizimle iletişime geçebilirsiniz</a>.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her başvuru ilgili fon, pay türü, işlem tarihi, ödeme kaydı, yatırımcı hesabındaki pay hareketi, aracı kurum bildirimi ve ihtarname içeriği dikkate alınarak ayrıca incelenmelidir. Genel açıklamalar yol gösterici olmakla birlikte, yatırımcının hukuki pozisyonu ancak somut dosya üzerinden sağlıklı biçimde belirlenebilir.</p>
<h2>Sonuç</h2>
<p style="font-weight: 400;">Fon satış bedelinin kesinleşmiş katılma payı iade bedeli olarak yatırımcıya ödendiği durumlarda, yatırımcının bu tutarı geri vermesi gerektiği kolaylıkla söylenebilir değildir. Buna karşılık ödemenin sehven, mükerrer, geçici, avans niteliğinde veya settlement failure nedeniyle kesinleşmemiş bir işlem öncesinde yapıldığı ispatlanabiliyorsa, ana para yönünden iade talebi gündeme gelebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle yatırımcıların, yalnızca hesap bakiyesi veya tek taraflı ihtarname üzerinden hareket etmek yerine, işlem kayıtlarını ve sözleşmesel dayanakları birlikte değerlendirmesi gerekir. Özellikle yüksek oranlı temerrüt faizi, icra tehdidi veya hesabın bloke edilmesi gibi sonuçların söz konusu olması durumunda belge seti üzerinden hukuki görüş alınması büyük önem arz etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şirket Hissesini Devreden Eski Ortağın Şirket Borçlarından Sorumluluğu</title>
		<link>https://www.cetinavukatlik.com/eski-ortagin-sirket-borclarindan-sorumlulugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çetin Avukatlık Ofisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 13:02:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cetinavukatlik.com/?p=7399</guid>

					<description><![CDATA[Şirket payının devredilmesi, ortaklık sıfatını sona erdirebilmekle birlikte şirketle bağlantılı bütün hukuki ve mali risklerin aynı anda ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Özellikle limited şirketlerde geçmiş dönem kamu borçları, anonim ve limited şirketlerde yöneticilikten doğan sorumluluklar, sosyal güvenlik alacakları, ödenmemiş sermaye yükümlülükleri, kişisel kefaletler ve pay devir sözleşmesinde üstlenilen beyan ve tazmin yükümlülükleri, pay devrinden sonra]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Şirket payının devredilmesi, ortaklık sıfatını sona erdirebilmekle birlikte şirketle bağlantılı bütün hukuki ve mali risklerin aynı anda ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Özellikle limited şirketlerde geçmiş dönem kamu borçları, anonim ve limited şirketlerde yöneticilikten doğan sorumluluklar, sosyal güvenlik alacakları, ödenmemiş sermaye yükümlülükleri, kişisel kefaletler ve pay devir sözleşmesinde üstlenilen beyan ve tazmin yükümlülükleri, pay devrinden sonra da eski ortağın şahsi malvarlığını etkileyebilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirket hissesini devreden eski ortağın şirket borçlarından sorumluluğu değerlendirilirken yalnızca pay devri tarihine bakılması yeterli değildir. Şirketin anonim veya limited şirket olması, borcun özel hukuk borcu ya da kamu alacağı niteliğinde bulunması, kişinin yalnızca ortak mı yoksa aynı zamanda yönetim kurulu üyesi, müdür veya kanuni temsilci mi olduğu, borcun hangi dönemde doğduğu, ne zaman ödenmesi gerektiği ve eski ortağın şirkete ilişkin kişisel teminat verip vermediği ayrı ayrı incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle pay devri, yalnızca ortaklık payının yeni sahibine geçirilmesini sağlayan teknik bir şirketler hukuku işlemi olarak görülmemelidir. Özellikle şirketten tam ve nihai bir çıkış hedeflendiğinde, ortaklık statüsünün yanında yönetim ve temsil yetkilerinin, kamu borcu risklerinin, şahsi teminatların ve sözleşmesel sorumlulukların da tasfiye edilip edilmediği belirlenmelidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devri ile Şirket Borçlarının Durumu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Anonim veya limited şirket payının devredilmesiyle şirketin kendisi devredilmiş olmaz. Payın konusu, şirket tüzel kişiliğinin malvarlığı değil, ortaklık hakkıdır. Şirket tüzel kişiliği pay devrinden sonra aynı şekilde varlığını sürdürür. Şirketin tedarikçileriyle yaptığı sözleşmeler, banka kredileri, kira ilişkileri, çalışanlara karşı yükümlülükleri, vergi borçları, dava ve icra dosyaları ile diğer hak ve borçları kural olarak aynı tüzel kişiliğe ait olmaya devam eder. Bu sebeple şirket paylarının tamamının başka bir kişiye devredilmesi dahi şirketin borçlusunu değiştirmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir anonim şirketin veya limited şirketin mal aldığı tedarikçisine borçlu olması hâlinde borçlu şirket tüzel kişiliğidir. Şirketin kredi kullanmış olması hâlinde kredi borçlusu, kredi sözleşmesindeki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, yine şirkettir. Payların daha sonra üçüncü kişilere devredilmesi şirketin bu borçlarını eski veya yeni ortağın kişisel borcuna dönüştürmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirketler hukukundaki malvarlığı ayrılığı ilkesi tam olarak bu noktada önem taşımaktadır. Anonim şirketler bakımından <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Türk Ticaret Kanunu</a>’nun 329. maddesinde şirketin borçlarından yalnızca kendi malvarlığıyla sorumlu olduğu, pay sahiplerinin ise yalnızca taahhüt ettikleri sermaye paylarıyla ve şirkete karşı sorumlu oldukları açıkça düzenlenmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirketler bakımından da Türk Ticaret Kanunu’nun 573. maddesi uyarınca ortakların şirket borçlarından sorumlu olmadığı, esas sermaye paylarını ödeme ve şirket sözleşmesinde öngörülmüş olması durumunda ek ödeme ile yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlü oldukları kabul edilmiştir. Dolayısıyla eski ortağın sorumluluğu değerlendirilirken başlangıç noktası, şirket borcuyla ortak veya pay sahibinin kişisel borcunun birbirinden ayrılmasıdır. Ancak bu ilkenin önemli istisnaları bulunmaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Borcun Niteliğinin Belirlenmesi ve Eski Ortağın Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket borçlarının tamamının aynı sorumluluk rejimine tabi olduğu düşünülmemelidir. Şirketin özel hukuk ilişkilerinden doğan ticari borçları ile vergi, sosyal güvenlik primi ve diğer kamu alacakları aynı hukuki zeminde değerlendiril(e)mez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Banka kredisi, kira borcu, mal veya hizmet alımından doğan borç, ticari sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan tazminat ve benzeri yükümlülükler bakımından şirketler hukukundaki sınırlı sorumluluk ilkesi uygulanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Vergi ve diğer kamu alacaklarında ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Vergi Usul Kanunu ve ilgili özel kanunlarla farklı sorumluluk rejimleri oluşturulmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sosyal Güvenlik Kurumu alacaklarında ayrıca 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun özel hükümleri dikkate alınmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirket ortağının veya yöneticisinin şahsen verdiği kefalet, garanti veya aval ise şirketler hukukundan değil, ilgili teminat ilişkisinden kaynaklanan bağımsız bir kişisel sorumluluk yaratmaktadır. Bu nedenle eski ortağın sorumluluğuna ilişkin bir inceleme, öncelikle borcun hukuki kaynağının doğru sınıflandırılmasıyla başlamalıdır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Anonim Şirkette Eski Ortağın/Pay Sahibinin Ticari Borçlardan Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Anonim şirketlerde pay sahibinin şirketin ticari borçlarından şahsen sorumluluğu kural olarak bulunmamaktadır. Bu sebeple payını devreden bir anonim şirket pay sahibinin, yalnızca pay devrinden önce şirket ortağı olduğu gerekçesiyle şirketin tedarikçi borçlarından, kira borçlarından veya sözleşmesel yükümlülüklerinden sorumlu tutulması mümkün değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Örneğin payların devredilmesinden önce şirket tarafından yüksek tutarlı bir ticari kredi kullanılmış olması ve kredinin pay devrinden sonra ödenememesi durumunda, eski pay sahibinin yalnızca geçmişte ortak olması sebebiyle borçtan şahsen sorumlu tutulması söz konusu olmaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aynı şekilde şirketin pay devrinden önce imzaladığı bir sözleşmenin sonradan ihlal edilmesi veya daha sonra şirket aleyhine tazminata hükmedilmesi de geçmiş pay sahipliğini tek başına kişisel sorumluluğa dönüştürmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak eski pay sahibinin ayrıca yönetim kurulu üyesi, kanuni temsilci, kefil, garantör veya aval veren kişi sıfatlarından birini taşımış olması hâlinde farklı bir değerlendirme yapılması gerekir. Anonim şirkette en önemli ayrım, pay sahipliği ile yöneticilik statüsünün birbirine karıştırılmamasıdır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Limited Şirkette Eski Ortağın/Pay Sahibinin Ticari Borçlardan Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirket bakımından da özel hukuk borçlarında temel kural aynıdır. Limited şirket ortağı, şirketin ticari borçlarından yalnızca ortak olması nedeniyle kişisel malvarlığıyla sorumlu tutulmaz. Şirketin mal veya hizmet satın aldığı bir üçüncü kişiye borçlu olması, bankadan kredi kullanması veya ticari sözleşme nedeniyle tazminat yükümlülüğü altına girmesi hâlinde borç kural olarak şirket tüzel kişiliğine aittir. Dolayısıyla payını devreden eski limited şirket ortağı da yalnızca geçmiş ortaklık sıfatı sebebiyle bu borçlardan şahsen sorumlu hâle gelmez. Limited şirketin daha sonra ödeme güçlüğüne düşmesi veya iflas etmesi de sıradan ticari borçların kendiliğinden ortakların kişisel borcuna dönüşmesi sonucunu doğurmaz. Limited şirket bakımından asıl farklılık kamu borçlarında ortaya çıkmaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Limited Şirketlerde Kamu Borçlarına İlişkin Özel Sorumluluk</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirket ortağının pay devrinden sonra karşılaşabileceği en önemli sorumluluk alanlarından biri kamu alacaklarıdır. <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6183&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=3">6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun</a>’un 35. maddesinde limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Bu düzenleme Türk Ticaret Kanunu’ndaki sınırlı sorumluluk ilkesinin kamu alacakları bakımından önemli bir istisnasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, sermaye hissesi oranının sorumluluğun parasal üst sınırı olmadığıdır. Örneğin bir limited şirkette yüzde yirmi beş pay sahibi olan kişinin sorumluluğu, yalnızca şirkete koymayı taahhüt ettiği sermaye miktarıyla sınırlı değildir. Kanundaki şartlar gerçekleşmişse şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağının yüzde yirmi beşine kadar şahsi sorumluluk gündeme gelebilir. Bu nedenle sermayesi görece düşük olmakla birlikte yüksek tutarlı vergi veya diğer kamu borçları bulunan bir limited şirkette ortağın ekonomik riski, koyduğu sermayenin çok üzerinde olabilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Limited Şirkette Pay Devri Sonrasında Geçmiş Kamu Borçlarının Durumu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirket pay devrinde en kritik noktalardan biri, payın devredilmesinin geçmiş dönem kamu borçlarına ilişkin sorumluluğu kendiliğinden sona erdirmemesidir. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde payını devreden ve devralan kişilerin devir öncesine ait kamu alacaklarının ödenmesinden, sermaye hissesi oranında müteselsilen sorumlu tutulacağı açıkça düzenlenmiştir. Aynı maddede kamu alacağının doğduğu ve ödenmesi gereken tarihlerde pay sahiplerinin farklı kişiler olması hâlinde de ilgili kişilerin sorumluluğu öngörülmüştür. Bu düzenlemenin pratik etkisi son derece önemlidir. Limited şirket payını satan kişi, satış bedelini almış, ortaklıktan çıkmış ve şirketle fiilî ilişkisini tamamen sona erdirmiş olsa dahi ortak olduğu döneme ilişkin kamu borçları nedeniyle daha sonra takip edilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aynı şekilde limited şirket payını satın alan kişi de yalnızca gelecekteki faaliyetlerden doğabilecek riskleri değil, kanunda öngörülen şartlarda şirketin devir öncesindeki kamu borçlarından kaynaklanabilecek sorumluluğu da devralmış olabilir. Bu nedenle limited şirket pay devri öncesinde yapılacak hukuki ve mali incelemenin yalnızca bilanço borçlarıyla sınırlandırılması yeterli değildir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun Güncel Yaklaşımı</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Eski ortağın pay devrinden önceki kamu borçlarından sorumluluğu bakımından Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 02.10.2024 tarihli, 2024/62 E.-K.2024/832 K. sayılı kararı özel önem taşımaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kararda, uyuşmazlığa konu kamu alacağının 2004 yılına ilişkin olduğu ve şirket ortağının paylarını 2005 yılında devrettiği bir durum değerlendirilmiştir. Başka bir ifadeyle olay, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesine 2008 yılında eklenen pay devrine ilişkin açık müteselsil sorumluluk düzenlemesinden önceki bir döneme ilişkindir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından, kamu alacağının doğduğu dönemde şirket ortağı olan kişinin ortak olduğu dönemle ve sermaye payıyla sınırlı sorumluluğunun, payların daha sonra üçüncü kişiye devredilmiş olması nedeniyle ortadan kalkmayacağı kabul edilmiştir. Yüksek mahkeme tarafından ayrıca pay devrinin özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğu ve bu işlemin kanundan kaynaklanan vergi sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir. Bu yaklaşım, payını devreden eski ortağın şirket borçlarından sorumluluğu açısından önemli bir ayrımı ortaya koymaktadır. Pay devrinin gerçekleşmiş olması, eski ortağın devirden sonraki dönemlerde doğan şirket borçlarından ortak sıfatıyla sorumlu tutulacağı anlamına gelmez. Buna karşılık ortaklık sıfatının bulunduğu dönemde doğmuş kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluğun pay devriyle ortadan kalktığı da kabul edilmemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle 06.06.2008 tarihinden önce gerçekleşen olaylarda hangi kanun hükmünün uygulanacağı ayrıca belirlenmelidir. Danıştayın güncel yaklaşımında, devreden eski ortağın kendi ortaklık döneminden kaynaklanan sorumluluğunun 2008 öncesinde de pay devri nedeniyle ortadan kalkmadığı kabul edilmektedir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Payı Devralan Yeni Ortağın Eski Kamu Borçlarından Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirket payını devralan kişinin geçmiş kamu borçlarından hiçbir şekilde etkilenmeyeceğinin varsayılması da ciddi bir işlem riski yaratabilir. 6183 sayılı Kanun’un güncel 35. maddesi uyarınca payı devreden ve devralan kişiler, devir öncesine ait kamu alacaklarının ödenmesinden kanundaki şartlar çerçevesinde müteselsilen sorumlu tutulabilmektedir. Bu nedenle limited şirket satın alınırken yalnızca şirketin mevcut vergi borcu olup olmadığının sorgulanması yeterli görülmemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geçmiş vergilendirme dönemleri, devam eden incelemeler, henüz incelemeye alınmamış ancak risk taşıyan işlemler, ihtilaflı vergi uygulamaları, SGK denetimleri ve diğer kamu hukuku riskleri de değerlendirilmelidir. Pay devrinin vergisel sonuçlarının limited ve anonim şirket ayrımı, payın hukuki niteliği ve işlem yapısı bakımından ayrıntılı değerlendirmesi, <a href="https://www.cetinavukatlik.com/pay-devri-ve-tur-degisikliginde-vergi/">Limited ve Anonim Şirketlerde Pay Devri ve Tür Değişikliğinde Vergi Meselesi</a> başlıklı yayınımızda ayrıca ele alınmıştır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Devir Tarihinde Borç Görünmemesi Geçmiş Dönem Riskini Ortadan Kaldırır mı?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Pay devri tarihinde şirketin vergi dairesine veya Sosyal Güvenlik Kurumuna vadesi geçmiş borcunun bulunmaması önemli olmakla birlikte tek başına yeterli bir güvence değildir. Vergi borcu pay devrinden sonra gerçekleştirilen bir inceleme sonucunda geçmiş bir döneme ilişkin olarak ortaya çıkabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Örneğin pay devrinin gerçekleştirildiği tarihte şirketin borç durum belgesinde herhangi bir vergi borcu görünmeyebilir. Buna karşılık iki yıl sonra yapılan vergi incelemesinde, pay devrinden önceki döneme ilişkin bir tarhiyat yapılabilir. Bu durumda borcun ödeme emrinin düzenlendiği tarihte değil, hangi vergilendirme döneminden ve hangi vergiyi doğuran olaydan kaynaklandığı incelenmelidir. Benzer durum sosyal güvenlik mevzuatı bakımından da ortaya çıkabilir. Geçmiş dönem prime esas kazanç bildirimleri, eksik işçilik, teşvik uygulamaları veya diğer sosyal güvenlik yükümlülükleri daha sonraki incelemeler sonucunda borç doğurabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dolayısıyla şirketin pay devri tarihinde borçsuz görünmesi ile şirketin geçmiş faaliyetlerinin hukuki risk taşımaması aynı şey değildir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devir Sözleşmesinde Geçmiş Borçların Devredene Bırakılması Durumu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Pay devir sözleşmelerinde sıklıkla devir tarihinden önce doğan vergi ve diğer borçlardan satıcının, devir tarihinden sonra doğacak borçlardan ise alıcının sorumlu olacağı kararlaştırılmaktadır. Bu hükümler tarafların kendi aralarındaki ekonomik risk paylaşımı bakımından geçerlilik ve önem taşıyabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak kanundan doğan vergi sorumluluğunun tarafların özel hukuk sözleşmesiyle değiştirilmesi mümkün değildir. <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=213&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=4">Vergi Usul Kanunu</a>’nun 8. maddesinde, vergi kanunlarının izin verdiği hâller dışında mükellefiyet veya vergi sorumluluğuna ilişkin özel sözleşmelerin vergi dairesini bağlamayacağı açıkça kabul edilmiştir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından da pay devir sözleşmesinin özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğu ve kanundan kaynaklanan kamu borcu sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle pay devir sözleşmesine yalnızca <em>“devir öncesindeki bütün borçlardan satıcı sorumludur”</em> şeklinde genel bir hüküm eklenmesi, yeterli bir hukuki koruma sağlamaz. Kamu idaresi, kanunen sorumlu tutabileceği kişiye karşı takip işlemi yürütebilir. Bunun sonucunda ödeme yapan tarafın diğer tarafa başvurup başvuramayacağı ise pay devir sözleşmesindeki tazminat ve rücu hükümlerine göre ayrıca değerlendirilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devir Sözleşmelerinde Vergi Tazminatı Mekanizmasının Önemi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Kurumsal pay devirlerinde geçmiş dönem vergi riskinin genel beyan ve tekeffül hükümleri içerisinde belirsiz bırakılması önemli uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Bu sebeple geçmiş vergilendirme dönemlerine ilişkin risklerin ayrı bir vergi tazminatı mekanizması içerisinde düzenlenmesi çoğu işlemde daha sağlıklı sonuç doğurmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Devir öncesindeki dönemlere ilişkin sonradan ortaya çıkan vergilerin ekonomik yükünü hangi tarafın üstleneceği, vergi incelemesinin kim tarafından takip edileceği, uzlaşma veya dava açılması konusunda karar yetkisinin kimde olacağı, satıcıya hangi aşamada bildirim yapılacağı, yapılan ödemenin ne kadar süre içerisinde tazmin edileceği ve gecikme faizleri ile cezaların kapsama dahil olup olmadığı açık biçimde belirlenmelidir. Bu düzenlemeler idarenin kanundan kaynaklanan takip yetkisini ortadan kaldırmaz. Amaç, kamu hukukundaki sorumluluk rejimini değiştirmek değil, taraflar arasındaki nihai ekonomik riskin önceden belirlenmesini sağlamaktır. Yüksek bedelli pay devirlerinde bu ayrım, işlem dokümantasyonunun en önemli bölümlerinden birini oluşturmaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Anonim Şirket Pay Sahibinin Vergi Borçlarından Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Anonim şirketlerde yalnızca pay sahibi olunması nedeniyle limited şirket ortakları için öngörülmüş olan 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki sorumluluğa benzer bir kişisel sorumluluk bulunmamaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 329. maddesinde anonim şirketin borçlarından kendi malvarlığıyla sorumlu olduğu ve pay sahiplerinin sorumluluğunun şirkete karşı taahhüt edilen sermaye ile sınırlandığı düzenlenmiştir. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi ise açıkça limited şirket ortaklarını konu almaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle anonim şirketin sırf pay sahibi olan ortağının, şirketin vergi veya diğer kamu borçlarından pay sahipliği sıfatı nedeniyle şahsen takip edilmesi mümkün değildir. Ancak kişinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi veya kanuni temsilci olması hâlinde sorumluluğun kaynağı değişmektedir. Bu durumda kişi pay sahibi olduğu için değil, şirketin yönetim veya temsil organında yer aldığı için sorumlulukla karşılaşabilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Ortaklık Sıfatı ile Kanuni Temsilcilik Sıfatının Ayrılması</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket borçlarından sorumluluğa ilişkin uyuşmazlıklarda en sık yapılan hatalardan biri, ortaklık sıfatı ile yöneticilik sıfatının aynı hukuki statü olarak değerlendirilmesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Anonim şirkette pay sahibi ile yönetim kurulu üyesi farklı sıfatlardır. Limited şirkette de ortak olmak ile şirket müdürü veya kanuni temsilcisi olmak birbirinden farklı hukuki statülerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir kişi limited şirkette yüzde elli oranında ortak ve aynı zamanda tek başına temsil yetkisine sahip müdür olabilir. Bu kişinin şirketin kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluğu yalnızca yüzde ellilik ortaklık payı üzerinden değerlendirilirse eksik sonuca ulaşılabilir. Ortaklık sıfatı bakımından 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uygulanabilirken, kanuni temsilcilik sıfatı bakımından borcun türüne göre Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi veya özel kanun hükümleri gündeme gelebilir. Bu nedenle her dosyada kişinin hangi sıfat nedeniyle takip edildiği açık biçimde belirlenmelidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Vergi Borçlarında Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Vergi alacakları bakımından kanuni temsilcinin sorumluluğunda temel düzenlemelerden biri Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesidir. Söz konusu maddede tüzel kişilere düşen vergisel ödevlerin kanuni temsilciler tarafından yerine getirileceği, bu ödevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle şirket malvarlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlığından alınacağı düzenlenmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dolayısıyla anonim şirket paylarını devreden eski bir yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu değerlendirilirken yalnızca pay devri tarihi esas alınamaz. Kişinin yönetim kurulu üyeliğinin ve kanuni temsilcilik yetkisinin hangi tarihte başlayıp sona erdiği, vergisel ödevin hangi döneme ait olduğu ve yükümlülüğün hangi tarihte yerine getirilmesi gerektiği incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirkette eski ortağın aynı zamanda müdür olması hâlinde de aynı ayrım yapılmalıdır. Pay devri ile müdürlük görevinin sona ermesi hukuken aynı işlem değildir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Vergi Dışındaki Kamu Borçlarında Kanuni Temsilci Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi, tüzel kişilerden tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarının kanuni temsilcilerin şahsi malvarlıklarından tahsil edilmesine ilişkin genel bir düzenleme içermektedir. Burada vergi alacakları bakımından Vergi Usul Kanunu’nun özel hükümleri ile diğer kamu alacakları bakımından 6183 sayılı Kanun’un genel rejiminin ayrıştırılması gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Somut takipte hangi kamu alacağının söz konusu olduğu ve kanuni temsilcinin sorumluluğunun hangi normatif dayanak üzerinden kurulduğu belirlenmeden sağlıklı bir hukuki değerlendirme yapılamaz. Ödeme emirlerinde sorumluluk sebebinin doğru hukuki statüye dayandırılması bu nedenle özel önem taşımaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Kanuni Temsilci Sorumluluğunda Güncel Anayasa Mahkemesi Yaklaşımı</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Kanuni temsilcilerin kamu borçlarından sorumluluğu bakımından Anayasa Mahkemesi’nin güncel yaklaşımı ayrıca dikkate alınmalıdır. <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/03/20260318-8.pdf">Anayasa Mahkemesi 26.11.2025 tarihli, 2025/55 E.-2025/240 K. sayılı kararında</a> 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı iddiasını incelemiştir. Karar 18.03.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Başvuruda, kanuni temsilcinin sorumluluğunun hangi dönemi kapsadığının ve birden fazla kanuni temsilcinin bulunduğu hâllerde sorumluluğun sınırlarının kanunda yeterince belirli olmadığı ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal talebi reddedilmiş ve mükerrer 35. maddenin birinci fıkrasının yürürlükte kalmasına karar verilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu karar özellikle pay devriyle birlikte yöneticilik veya kanuni temsilcilik sıfatı da sona erdirilen kişiler bakımından önemlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kanuni temsilci sorumluluğunun varlığı yalnızca ticaret sicilinde geçmişte yönetici olarak görünülmesi üzerinden değerlendirilmemeli, ilgili kamu alacağının niteliği, temsil dönemi ve somut olayın özellikleri birlikte incelenmelidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Anayasa Mahkemesinin 2015 Tarihli Kararının Etkisi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Kanuni temsilcinin görev dönemi ile kamu borcunun doğduğu ve ödenmesi gereken dönem arasındaki ilişkinin belirlenmesinde <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150403-7.pdf">Anayasa Mahkemesi’nin 19 Mart 2015 tarihli 2014/144 E.-2015/29 K. sayılı kararı</a> da önemini korumaktadır. Anayasa Mahkemesi bu kararla 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesine daha önce eklenmiş bulunan ve kamu alacağının doğduğu zaman ile ödenmesi gereken zamanda farklı kanuni temsilcilerin bulunması hâlinde bu kişilerin müteselsilen sorumlu tutulmasını öngören düzenlemeyi iptal etmiştir. Mahkeme tarafından, vergisel ve mali yükümlülüklerini kendi görev döneminde yerine getirmiş olan bir temsilcinin, daha sonra görevde bulunmadığı ve müdahale imkânının olmadığı dönemde gerçekleşen fiiller nedeniyle belirsiz biçimde sorumlu tutulmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı değerlendirilmiştir. Bu nedenle eski yönetici veya eski müdür bakımından yalnızca “borcun ait olduğu yıl” üzerinden mekanik bir değerlendirme yapılması yeterli değildir. Somut kamu alacağının hukuki niteliği ve kişinin yükümlülüğün yerine getirilmesine ilişkin yetki ve görevinin bulunduğu dönem birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Sosyal Güvenlik Kurumu Borçlarında Sorumluluk</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Sosyal güvenlik primleri ve diğer Sosyal Güvenlik Kurumu alacakları bakımından ayrıca <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5510&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu</a>’nun 88. maddesi dikkate alınmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Söz konusu düzenleme uyarınca Kurumun sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın kanuni sürede ödenmemesi hâlinde tüzel kişiliğe sahip işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzey yöneticileri, yetkilileri ve kanuni temsilcileri işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulabilmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayımlanan güncel akademik çalışmalarda da bu sorumluluk rejimi aynı şekilde açıklanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yargıtay’ın güncel uygulamasında da 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği dönem sonrasında yönetim kurulu üyeleri bakımından Kanun’un özel düzenlemesinin dikkate alındığı görülmektedir. Bu nedenle anonim şirket payını devreden kişinin aynı zamanda yönetim kurulu üyeliği yaptığı dönem bakımından SGK borcu riskinin ayrıca incelenmesi gerekir. Limited şirketlerde ise ortaklık sıfatından doğan kamu borcu sorumluluğu ile müdürlük veya üst düzey yöneticilikten kaynaklanan sosyal güvenlik sorumluluğunun birbirinden ayrılması gerekir. Kişinin hem ortak hem de müdür olduğu durumlarda yalnızca pay oranına bakılması yeterli olmayabilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devri Yönetim Kurulu Üyeliğini veya Müdürlük Görevini Kendiliğinden Sona Erdirir mi?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Pay sahipliği ile şirket organındaki görev birbirinden bağımsız hukuki ilişkilerdir. Anonim şirket paylarının tamamını devreden kişi, ayrıca gerekli kurumsal işlemler gerçekleştirilmedikçe yönetim kurulu üyeliğini sürdürmeye devam edebilir. Limited şirket payını devreden kişinin müdürlük görevi bakımından da ayrı işlem yapılması gerekebilir. Bu nedenle şirketten tam bir çıkış amaçlandığında yalnızca pay devri sözleşmesinin imzalanması yeterli görülmemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yönetim kurulu üyeliği veya müdürlük görevinin sona erdirilmesi, temsil ve ilzam yetkilerinin kaldırılması, imza yetkilerinin güncellenmesi ve gerekli ticaret sicili işlemlerinin tamamlanması ayrıca sağlanmalıdır. Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ile murahhas azaların hukuki, mali ve cezai sorumluluğu <a href="https://www.cetinavukatlik.com/yonetim-kurulu-uyeleri-ve-murahhas-azalar-acisindan-risk-tasiyan-kararlar-ve-sorumluluklar/">Yönetim Kurulu Üyeleri ve Murahhas Azalar Açısından Hukuki Risk Taşıyan Kararlar ve Sorumluluklar</a> başlıklı yayınımızda ayrıntılı olarak incelenmiştir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Limited Şirkette Pay Devrinin Tamamlanma Tarihi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirketlerde sorumluluğun hangi tarihte sona erdiğinin tespiti bakımından pay devrinin hukuken ne zaman gerçekleştiği özel önem taşımaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 595. maddesi uyarınca limited şirket esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılmalı ve tarafların imzaları noter tarafından onaylanmalıdır. Şirket sözleşmesinde aksi düzenlenmemişse esas sermaye payının devri genel kurulun onayına tabidir ve devir bu onayla geçerlilik kazanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Pay geçişinin ticaret siciline tesciline ilişkin işlemler ise Türk Ticaret Kanunu’nun 598. maddesinde düzenlenmiştir. Müdürlerin gerekli başvuruyu otuz gün içerisinde yapmaması hâlinde ayrılan ortağa kendi adının sicilden silinmesi amacıyla başvuru imkânı tanınmıştır. Bu hükümler nedeniyle noter sözleşmesinin, genel kurul onayının, pay defterinin ve ticaret sicili kayıtlarının birlikte incelenmesi gerekir. Özellikle eski ortağın kamu borçlarından sorumluluğunun hangi tarihte sona erdiği tartışmalıysa pay devrinin hukuken tamamlandığı tarihin doğru tespiti belirleyici olabilecek niteliktedir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Anonim Şirkette Ödenmemiş Sermaye Borcu ve Eski Pay Sahibinin Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Anonim şirketlerde pay sahibinin temel yükümlülüğü taahhüt edilen sermayenin şirkete ödenmesidir. Bu nedenle payın tamamen ödenmemiş olduğu durumlarda pay devrinin sermaye borcuna etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Türk Ticaret Kanunu’nun 501. maddesi uyarınca bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı payı iktisap eden kişi, pay defterine kaydedilmesiyle şirkete karşı kalan pay bedelini ödeme yükümlülüğü altına girmektedir. Kanunda devreden kişinin hangi şartlarda borçtan kurtulacağı da ayrıca düzenlenmiştir. Kural olarak devralanın pay defterine kaydedilmesiyle devredenin sorumluluğu sona ermektedir. Bununla birlikte kuruluş veya sermaye artırımından itibaren iki yıl içerisinde şirketin iflas etmesi ve devralanın paydan doğan haklardan yoksun bırakılması hâlinde kanunda öngörülen özel sorumluluk gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle anonim şirket pay devrinde pay bedelinin tamamen ödenip ödenmediği sorusu yalnızca muhasebesel değil, eski pay sahibinin devam eden sorumluluğu bakımından da önem taşımaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Limited Şirkette Ek Ödeme Yükümlülüğünün Pay Devrinden Sonra Devam Etmesi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirketlerde çoğu zaman gözden kaçırılan diğer bir risk, şirket sözleşmesinde düzenlenmiş olabilecek ek ödeme yükümlülüğüdür. Türk Ticaret Kanunu’nun 603. maddesi uyarınca şirket sözleşmesiyle ortaklara esas sermaye payı dışında ek ödeme yükümlülüğü getirilebilmektedir. Kanunda bu yükümlülüğün hangi şartlarda talep edilebileceği ve miktarının sınırı ayrıca düzenlenmiştir. Daha önemlisi, Türk Ticaret Kanunu’nun 604. maddesi eski ortak bakımından belirli şartlarda sorumluluğun devamını kabul etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirketin ortağın ayrılmasının tescilinden itibaren iki yıl içerisinde iflas etmesi hâlinde eski ortaktan da ek ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmesi istenebilmektedir. Halef tarafından yükümlülüğün yerine getirilmediği hâllerde eski ortağın sorumluluğunun kanundaki şartlarla devam edebileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla limited şirket pay devrinde şirket sözleşmesinin yalnızca pay devrine getirilen sınırlamalar yönünden değil, ek ödeme ve yan edim hükümleri bakımından da incelenmesi gerekir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Şirket Finansmanı ile Pay Sahibinin Kişisel Sorumluluğun Ayrımı</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Ortakların şirkete fon sağlaması veya şirketin ortaklarından finansman temin etmesi sırasında kurulan hukuki ilişkinin niteliği de pay devri sonrasında önem taşıyabilir. Sermaye taahhüdü, ortak cari hesabı, sermaye avansı ve ortak tarafından verilen borç aynı hukuki sonucu doğurmamaktadır. Pay devri yapılırken eski ortağın şirketten alacağının bulunup bulunmadığı, şirkete yönelik bir borcunun olup olmadığı ve sermaye ilişkilerinin nasıl tasfiye edileceği ayrıca belirlenmelidir. Şirket finansmanında sermaye avansının hukuki niteliği ve sermaye artırımına dönüşme süreci <a href="https://www.cetinavukatlik.com/sermaye-avansi-sirket-finansmaninda-nasil-kullanilir/">Sermaye Avansı Şirket Finansmanında Nasıl Kullanılır? </a>başlıklı yayınımızda ayrıca incelenmiştir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devriyle Sonrası Kişisel Kefaletlerin Durumu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirketten çıkan ortaklar bakımından en önemli pratik risklerden biri bankalara veya üçüncü kişilere verilmiş kişisel kefaletlerin devam etmesidir. Şirketin kullandığı krediye ortak tarafından şahsen kefalet verilmişse, daha sonra şirket paylarının tamamının devredilmesi kefaleti kendiliğinden sona erdirmez. Buradaki sorumluluğun kaynağı, artık ortaklık değildir. Kişi şirket borcu için bağımsız bir kişisel teminat vermiştir. Dolayısıyla pay devriyle şirket ortaklığından çıkılmış olması, banka ile kurulan kefalet ilişkisinin de sona erdiği anlamına gelmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirketten tamamen ayrılmak isteyen kişinin kapanış öncesinde bankalar nezdindeki genel kredi sözleşmeleri, kefaletnameler, garanti belgeleri ve diğer teminat dokümanlarını ayrıca incelemesi gerekir. Kişisel teminatın kaldırılması hedefleniyor ise ilgili alacaklıdan açık ve yazılı bir serbest bırakma sağlanması önem taşımaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Aval, Senet, Çek ve Diğer Kambiyo Senedi Taahhütleri</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Ortağın veya yöneticinin şirket tarafından düzenlenmiş bir bono üzerinde şahsen aval vermesi durumunda kambiyo taahhüdü, pay sahipliği sıfatından bağımsız bir borç doğurmaktadır. Bu nedenle payların üçüncü kişiye devredilmesi aval yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Aynı durum şirket borcu için kişisel borçlu, müşterek borçlu veya garantör sıfatıyla imzalanan diğer belgeler bakımından da ortaya çıkabilir. Pay devri öncesinde şirketin yalnızca bilançosunun incelenmesi bu sebeple yeterli değildir. Satıcının kişisel imzasının bulunduğu banka ve finansman dokümanlarının ayrıca taranması gerekir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devri Sonrasında Yönetici Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Payını devreden kişinin geçmişte şirket yöneticisi olması durumunda Türk Ticaret Kanunu’ndan kaynaklanan yöneticilik sorumluluğu ayrıca gündeme gelebilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 553. maddesinde kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl etmeleri hâlinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu tutulabilecekleri düzenlenmiştir. Bu sorumluluğun kaynağı pay sahipliği olmayıp yönetim görevi sırasında gerçekleştirilen işlem veya ihmâldir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dolayısıyla yönetici tarafından şirket malvarlığının hukuka aykırı biçimde azaltılması, kanuni yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya şirketi zarara uğratan işlemlerde bulunulması nedeniyle bir sorumluluk doğmuşsa, payların sonradan devredilmiş olması geçmişte gerçekleşen fiili ortadan kaldırmaz. Şirket paylarının satılması geçmiş yönetim döneminin hukuken silinmesi anlamına gelmemektedir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devri Geçmiş Döneme İlişkin Cezai Sorumluluğu Ortadan Kaldırır mı?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Pay devrinin ceza hukuku bakımından da geçmişte gerçekleştirilen fiilleri ortadan kaldıran bir etkisi bulunmamaktadır. Şirket yöneticisinin görev yaptığı dönemde gerçekleştirdiği fiiller nedeniyle cezai sorumluluğun şartları oluşmuşsa, daha sonra şirket paylarının devredilmesi veya yönetim görevinden ayrılınması bu sorumluluğu kendiliğinden sona erdirmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Burada şirket borçlarından sorumluluk ile gerçek kişinin cezai sorumluluğu tamamen farklı hukuki kategorilerdir. Özellikle şirket malvarlığının amacı dışında kullanılması, sahte belge, güveni kötüye kullanma iddiaları, şirket içerisinde gerçekleştirilen usulsüz ödemeler ve diğer ekonomik suç iddialarında fiilin işlendiği tarihteki görev ve yetki yapısı belirleyici olmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirket faaliyetlerinden doğabilecek ekonomik ve mali ceza hukuku riskleri <a href="https://www.cetinavukatlik.com/beyaz-yaka-suclari-ve-sirketlerde-cezai-sorumluluk/">Beyaz Yaka Suçları ve Şirketlerde Cezai Sorumluluk </a>başlıklı yayınımızda ayrıca değerlendirilmiştir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devir Sözleşmesindeki Beyan ve Tekeffüller </strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirketin bir borcundan eski ortağın kanunen sorumlu olmaması, eski ortağın pay devir sözleşmesi nedeniyle alıcıya karşı hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelmez. Kurumsal pay devirlerinde satıcı tarafından şirketin hukuki ve mali durumuna ilişkin çok sayıda beyan ve tekeffül verilebilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirketin açıklanmamış borcunun bulunmadığı, vergi yükümlülüklerinin yerine getirildiği, önemli bir uyuşmazlığın mevcut olmadığı, finansal tabloların doğru olduğu, çalışanlara ilişkin yükümlülüklerin yerine getirildiği veya mevzuata aykırılık bulunmadığı yönünde sözleşmesel taahhütler verilmiş olabilir. Pay devrinden sonra bu beyanların gerçeğe aykırı olduğu ortaya çıkarsa satıcının sorumluluğu şirket borcundan doğrudan sorumlu olmasına değil, pay devir sözleşmesindeki yükümlülüğünü ihlâl etmiş olmasına dayanabilir. Bu ayrım son derece önemlidir. Üçüncü kişi alacaklı tarafından eski ortağa başvurulamaması ile payı devralan alıcının satıcıya karşı tazminat talebinde bulunabilmesi farklı hukuki meselelerdir. Kurumsal birleşme ve devralma işlemlerinde risk dağılımının önemli bölümü bu nedenle beyanlar, tekeffüller, özel tazminat hükümleri, sorumluluk süreleri ve sorumluluk üst sınırları üzerinden yapılandırılmaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Şirketten Çıkış İşleminde Yalnızca Pay Devrinin Yapılması Meselesi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Pay devriyle ekonomik anlamda şirketten çıkılması ile şirketle olan bütün hukuki bağların sona erdirilmesi aynı sonucu ifade etmemektedir. Bir kişi tüm paylarını satmış ancak banka kefaleti devam ediyor olabilir, yönetim kurulu üyeliği sona erdirilmemiş olabilir, limited şirket müdürlüğü ticaret sicilinde devam ediyor olabilir, geçmiş dönem kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluk bulunabilir, şirket sözleşmesindeki ek ödeme yükümlülüğü henüz sona ermemiş olabilir, şirket adına verilen aval nedeniyle kişisel sorumluluk devam ediyor olabilir, pay devir sözleşmesinde uzun yıllar geçerli olacak tazminat yükümlülükleri üstlenilmiş olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu sebeple gerçek anlamda kurumsal bir çıkış işlemi, yalnızca pay mülkiyetinin aktarılması üzerinden değil, satıcının şirketle bağlantılı bütün hukuki sıfat ve yükümlülüklerinin haritalandırılması üzerinden yapılandırılmalıdır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devri Öncesinde Satıcı Tarafından Yapılacak Hukuki İnceleme(ler)</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Hukuki durum tespiti çoğu zaman yalnızca alıcı tarafından yapılan bir çalışma olarak görülmektedir. Oysa payını devredecek ortak bakımından satıcı tarafında yapılacak hukuki çıkış incelemesi de en az alıcının incelemesi kadar önemlidir. Bu incelemede eski ortağın hangi bankalara şahsi kefalet verdiği, hangi kambiyo senetlerinde imzasının bulunduğu, yönetim kurulu üyeliği veya müdürlük dönemleri, temsil yetkileri, geçmiş kamu borcu riskleri, devam eden davalar, şirket sözleşmesindeki özel yükümlülükler ve satıcının devir sözleşmesiyle üstleneceği yeni sorumluluklar belirlenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Böylece işlem sonrasında satıcının karşılaşabileceği kişisel risklerin kapanıştan önce görülmesi mümkün hâle gelir. Özellikle kurucu ortakların veya uzun yıllar yönetici olarak görev yapmış kişilerin şirketteki bütün paylarını devrettiği işlemlerde bu çalışmanın yapılması büyük önem taşımaktadır. Bu tür işlemlerde amaç yalnızca şirket payının satılması değil, satıcının şirketten hukuken öngörülebilir ve kontrollü biçimde ayrılması olmalıdır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Eski Ortak Hakkında Ödeme Emri Düzenlenmesi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Pay devrinden yıllar sonra eski ortak veya eski yönetici adına vergi dairesi ya da Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödeme emri düzenlenmesi uygulamada karşılaşılan bir durumdur. Böyle bir ödeme emrinin alınması hâlinde yalnızca kişinin şirketten ayrılmış olduğu gerekçesiyle işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılamaz. İlk olarak takibin hangi hukuki sıfata dayandırıldığı belirlenmelidir. Takip, limited şirket ortaklığına mı, müdürlük veya kanuni temsilcilik sıfatına mı, anonim şirket yönetim kurulu üyeliğine mi, sosyal güvenlik mevzuatındaki özel sorumluluğa mı dayandırılmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunun ardından kamu alacağının ait olduğu dönem, pay devrinin tarihi, ortaklık oranı, yöneticilik dönemleri ve temsil yetkisinin kapsamı incelenmelidir. Şirketten tahsil edilememe veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca araştırılmalıdır. Limited şirket ortağına yönelik takipte sorumluluk oranının doğru belirlenip belirlenmediği de kontrol edilmelidir. Zamanaşımı, tebligat, takip silsilesi ve kamu alacağının kesinleşmesine ilişkin hususlar ayrıca değerlendirilmelidir. Dolayısıyla eski ortak hakkında düzenlenen ödeme emrinin hukuka uygunluğu her dosyada ayrı bir sorumluluk analizi gerektirir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Eski Ortak ile Kanuni Temsilci Arasındaki Takip Ayrımı</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirkette aynı kişinin hem ortak hem de müdür olması durumunda idarenin hangi hukuki sıfat üzerinden takip yaptığı önemli sonuçlar doğurmaktadır. Ortak sıfatına dayalı 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki sorumluluk sermaye hissesi oranında kurulmaktadır. Kanuni temsilcilik nedeniyle gerçekleştirilen takip ise ilgili hukuki düzenlemeye göre daha geniş bir kapsam taşıyabilir. Bu nedenle ödeme emrinde kişinin ortak sıfatıyla mı yoksa kanuni temsilci sıfatıyla mı sorumlu tutulduğu açıkça ayrıştırılmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu içtihadında da limited şirket ortağı ile kanuni temsilcinin farklı hukuki sorumluluk rejimlerine tabi olduğu kabul edilmiştir. Bu ayrım, özellikle şirkette düşük pay sahibi olup geniş temsil yetkisi bulunan müdürler bakımından belirleyicidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devrinden Önce Alınan Borç Durum Belgeleri</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Vergi dairesinden veya Sosyal Güvenlik Kurumundan alınacak borç durum belgeleri işlem güvenliği bakımından önemlidir. Ancak bu belgelerin sağladığı güvence mutlak değildir. Borç durum belgesi, esas itibarıyla düzenlendiği tarihte sistemde tahakkuk etmiş veya takip edilebilir hâle gelmiş borçları gösterir. Henüz vergi incelemesine konu edilmemiş geçmiş dönem işlemleri, daha sonra yapılacak SGK incelemeleri veya gelecekte ortaya çıkabilecek idari yaptırımlar bu belgelerde görünmeyebilir. Bu nedenle pay devri öncesi inceleme yalnızca borç durum belgelerinin alınmasından ibaret bırakılmamalıdır. Vergi beyannameleri, inceleme geçmişi, ihtilaflı işlemler, ilişkili taraf işlemleri, çalışan kayıtları, sosyal güvenlik teşvikleri, devam eden idari incelemeler ve önemli finansal işlemler de risk odaklı olarak incelenmelidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Anonim ve Limited Şirket Arasındaki Temel Farklar</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Anonim ve limited şirketlerde eski ortağın sorumluluğu arasındaki en belirgin fark, ortaklık sıfatına bağlı kamu borcu sorumluluğunda ortaya çıkmaktadır. Anonim şirket pay sahibi, yalnızca pay sahibi olduğu için şirketin kamu borçlarından kişisel malvarlığıyla sorumlu tutulmaz. Limited şirket ortağı ise 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi hâlinde şirketten tahsil edilemeyen kamu alacaklarından sermaye hissesi oranında şahsi mal varlığıyla da sorumlu tutulabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Anonim şirkette kişisel sorumluluk daha ziyade yönetim kurulu üyeliği, kanuni temsilcilik, sosyal güvenlik mevzuatındaki özel sorumluluk, ödenmemiş sermaye ve kişisel teminatlar üzerinden gündeme gelmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirkette ise bunlara ek olarak ortaklık sıfatının kendisi kamu borçları bakımından bağımsız bir sorumluluk kaynağı oluşturabilmektedir. Bu nedenle limited şirket pay satın alma işlemlerinde geçmiş dönem kamu borcu riski, işlem öncesi hukuki incelemenin merkezinde yer almalıdır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devrinden Önce İncelenmesi Gereken Risk Alanları</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Payını devreden bir ortağın şirketle hukuki bağlarının gerçekten sona erdirilebilmesi için incelemenin yalnızca pay devir sözleşmesi üzerinde yapılması yeterli değildir. Şirketin özel hukuk borçları ile kamu borçlarının ayrıştırılması, eski ortağın yöneticilik dönemlerinin belirlenmesi, kişisel kefaletlerin ve kambiyo taahhütlerinin tespit edilmesi, ödenmemiş sermaye yükümlülüklerinin incelenmesi, limited şirketlerde ek ödeme hükümlerinin kontrol edilmesi ve pay devir sözleşmesindeki beyan ile tazminat mekanizmasının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aynı şekilde müdürlük, yönetim kurulu üyeliği, temsil yetkileri, banka imza yetkileri ve ticaret sicili kayıtları da kapanış sürecinin parçası olarak ele alınmalıdır. Profesyonel bir pay devri işleminin temel amacı yalnızca pay sahibini değiştirmek değil, işlem sonrasında hangi riskin hangi tarafta kalacağının belirlenebilir hâle getirilmesidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Pay Devrinin Yapılandırılmasında Hukuki Risk Dağılımı</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Kurumsal bir pay devri sözleşmesinde geçmiş dönem risklerinin tamamının tek bir genel sorumluluk hükmüne bırakılması çoğu durumda yeterli değildir. Vergi riskleri, sosyal güvenlik yükümlülükleri, çalışan talepleri, devam eden uyuşmazlıklar, finansman sözleşmeleri, kişisel teminatlar ve yönetici sorumluluğu farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle önemli riskler için ayrı tazminat düzenlemeleri yapılması, sorumluluk sürelerinin niteliğine göre belirlenmesi ve gerekli görülen hâllerde özel teminat mekanizmalarının kurulması düşünülebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Satıcının sorumluluğunun hangi tutarla sınırlı olacağı, hangi taleplerin bu sınırın dışında tutulacağı, alıcının hangi süre içerisinde bildirim yapmak zorunda olduğu ve üçüncü kişi taleplerinin nasıl yönetileceği açık biçimde düzenlenmelidir. Bu yaklaşım özellikle büyük ölçekli şirket pay devirlerinde işlem sonrasında ortaya çıkacak ihtilaf ihtimalini önemli ölçüde azaltmaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>Şirket Hissesini Devreden Eski Ortağın Şirket Borçlarından Sorumluluğuna İlişkin Sonuç</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket payının devredilmesi, ortaklık sıfatını sona erdirebilir. Ancak ortaklık sıfatının sona ermesi şirketle bağlantılı bütün kişisel sorumlulukların aynı anda sona erdiği anlamına gelmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Anonim şirketlerde pay sahipleri kural olarak şirketin ticari ve kamu borçlarından sırf pay sahipliği nedeniyle şahsen sorumlu değildir. Bununla birlikte eski pay sahibinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi veya kanuni temsilci olması, SGK mevzuatından kaynaklanan özel sorumluluğunun bulunması, ödenmemiş sermaye yükümlülüğünün mevcut olması veya şirket borcu için şahsi teminat vermiş olması hâlinde pay devrinden sonra da kişisel sorumluluk gündeme gelebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirketlerde ise farklı ve daha ağır bir kamu borcu rejimi bulunmaktadır. Ortaklar şirketin özel hukuk borçlarından kural olarak sorumlu olmamakla birlikte 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarından sermaye hisseleri oranında şahsen sorumlu tutulabilmektedir. Payın devredilmiş olması geçmiş dönem kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluğu kendiliğinden sona erdirmemektedir. Güncel kanuni düzenlemede devir öncesine ait kamu alacakları bakımından devreden ve devralan kişiler için açık bir müteselsil sorumluluk rejimi öngörülmüştür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 02.10.2024 tarihli kararıyla da pay devrinin, eski ortağın ortak olduğu dönemde doğmuş kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldıran bir işlem olmadığı teyit edilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunun yanında ortaklık sıfatı ile yönetim ve temsil sıfatlarının birbirinden ayrılması zorunludur. Payını devreden kişinin yönetim kurulu üyeliği veya müdürlük görevi ayrıca sona erdirilmemişse, şirketten ekonomik olarak çıkılmış olmasına rağmen farklı hukuki sorumlulukların devam etmesi mümkündür. Aynı şekilde banka kefaletleri, aval, garanti, müşterek borçluluk ve diğer kişisel teminatlar da pay devriyle kendiliğinden sona ermemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle şirketten çıkış, yalnızca hisselerin devri olarak değil, ortaklık, yönetim, temsil, kamu borcu, finansman, teminat ve sözleşmesel sorumluluk katmanlarının birlikte tasfiye edildiği bütüncül bir hukuki işlem olarak yapılandırılmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle yüksek değerli şirket pay devirlerinde hem alıcı hem de satıcı bakımından hukuki durum tespitinin gerçekleştirilmesi, geçmiş dönem kamu borçlarının incelenmesi, yöneticilik ve temsil statülerinin kontrol edilmesi ve pay devir sözleşmesindeki risk dağılımının işlem özelinde kurulması, sonradan ortaya çıkabilecek kişisel sorumlulukların sınırlandırılması bakımından belirleyici önem taşımaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyaz Yaka Suçları ve Şirketlerde Cezai Sorumluluk</title>
		<link>https://www.cetinavukatlik.com/beyaz-yaka-suclari-ve-sirketlerde-cezai-sorumluluk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çetin Avukatlık Ofisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:04:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cetinavukatlik.com/?p=7394</guid>

					<description><![CDATA[Şirketlerde karşılaşılan beyaz yaka suçları ve diğer ekonomik/mali suçlar, çoğu zaman ilk bakışta yalnızca eksilen para, bozulmuş cari hesap, tahsil edilemeyen alacak, hatalı fatura, kaybolan stok veya usulsüz ödeme kaydı olarak görünür hale gelir. Oysa bu tür olayların hukuki niteliği, mali zararın varlığından ibaret değildir. Bir çalışan tarafından şirket adına tahsil edilen paranın aktarılmaması, bir]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Şirketlerde karşılaşılan beyaz yaka suçları ve diğer ekonomik/mali suçlar, çoğu zaman ilk bakışta yalnızca eksilen para, bozulmuş cari hesap, tahsil edilemeyen alacak, hatalı fatura, kaybolan stok veya usulsüz ödeme kaydı olarak görünür hale gelir. Oysa bu tür olayların hukuki niteliği, mali zararın varlığından ibaret değildir. Bir çalışan tarafından şirket adına tahsil edilen paranın aktarılmaması, bir finans yöneticisi tarafından hayali tedarikçiye ödeme çıkarılması, bir satış personelinin iskonto veya fiyat bilgisini manipüle etmesi, bir yöneticinin şirket kaynaklarını ilişkili kişi lehine kullanması ya da şirketin dışarıdan baştan hileli şekilde kurulmuş bir ticari ilişkiye çekilmesi aynı hukuki zeminde değerlendirilmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu alanda yapılacak incelemenin başlangıç noktası, şirketin olay içindeki konumudur. Bazı dosyalarda şirket suçun mağdurudur. Çalışan, yönetici, temsilci, tedarikçi veya ticari karşı taraf şirket malvarlığını hedef almıştır. Bazı dosyalarda ise şirket mağdur değildir. Şirket faaliyeti sırasında işlendiği ileri sürülen bir suç nedeniyle yönetim kurulu üyesi, genel müdür, finans yöneticisi, fiili yönetici veya çalışan şüpheli konumuna gelmiştir. Bu iki perspektif birbirine yakın görünse de ceza hukuku bakımından tamamen farklı sorulara cevap aranmasını gerektirir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu yazıda beyaz yaka suçları ve şirketlerde cezai sorumluluk iki ana eksende incelenmektedir. İlk bölümde şirket faaliyeti sırasında işlendiği ileri sürülen suçlar nedeniyle yöneticilerin ve çalışanların kişisel ceza sorumluluğu, yetki devri, fiili yönetim, şirket yararı, belge düzeni ve beyaz yaka suçları ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise şirketin mağdur olduğu iç suistimaller, malvarlığı suçları, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, hırsızlık, sahtecilik ve bilişim sistemi müdahaleleri değerlendirilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ayrım yalnızca akademik bir sınıflandırma değildir. Ceza şikayetinin dili, delillerin toplanma biçimi, iç soruşturmanın sınırı, çalışan görüşmeleri, yönetim kurulu kararları, tazminat stratejisi ve şirketin kurumsal risk yönetimi bu ayrım üzerinden şekillenir. Ekonomik ceza hukuku alanında isabetli bir değerlendirme yapılabilmesi için <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Türk Ceza Kanunu</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5271&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Ceza Muhakemesi Kanunu</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Türk Ticaret Kanunu</a> ve <a href="https://www.kvkk.gov.tr/">Kişisel Verilerin Korunması Kanunu</a> birlikte okunmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>I. Beyaz Yaka Suçları ve Yönetici ile Çalışanların Cezai Sorumluluğu</h2>
<p style="font-weight: 400;">Beyaz yaka suçları, Türk Ceza Kanunu’nda müstakil bir suç tipi değildir. Kavram, şirket, meslek, finans, ticaret, muhasebe, yönetim veya kurumsal karar süreçleri içinde işlenen ekonomik suçları ifade eden uygulamaya dönük bir üst başlık olarak kullanılmaktadır. Dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, sahtecilik, vergi kaçakçılığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, sermaye piyasası suçları ve benzeri fiiller somut olayın niteliğine göre bu çerçevede tartışılabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirketler bakımından beyaz yaka suçlarının temel görünümlerinden biri, şirket faaliyeti sırasında işlendiği ileri sürülen suçlar nedeniyle gerçek kişilerin şüpheli veya sanık konumuna gelmesidir. Bu dosyalarda şirketin malvarlığına yönelen bir iç suistimalden ziyade, şirketin ticari faaliyeti içinde üçüncü kişilere, kamuya, vergi idaresine, yatırımcılara, alacaklılara, çalışanlara veya düzenleyici otoritelere karşı işlendiği iddia edilen fiiller incelenir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ceza hukukunda sorumluluk tabiatıyla şahsidir. Bir kişi yalnızca şirkette yönetici olduğu, imza yetkisi bulunduğu veya yönetim kurulu üyesi sıfatını taşıdığı için cezalandırılamaz. Aynı şekilde, şirket bünyesinde suç işlendiği iddiası tek başına bütün yönetim kademesinin cezai sorumluluğunu doğurmaz. Sorumluluk, somut fiil ile kişi arasındaki bağlantı üzerinden kurulmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Türk Ceza Kanunu tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamayacağını, ancak kanunda öngörülen hallerde güvenlik tedbirlerine hükmedilebileceğini kabul eder. Buna karşılık suç oluşturan fiili gerçekleştiren, buna iştirak eden, talimat veren, organizasyonu kuran veya suçun işlenmesine bilinçli katkı sağlayan gerçek kişiler bakımından kişisel ceza sorumluluğu gündeme gelir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Tüzel kişilik ve gerçek kişi sorumluluğu</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirketler hukukunda tüzel kişilik, bağımsız malvarlığı ve organ yapısı üzerinden hareket eder ancak ceza hukuku, nihai olarak gerçek kişilerin fiillerini incelemektedir. Bu nedenle şirket içinde alınan kararların ceza hukuku bakımından değerlendirilmesinde yönetim organının yapısı, görev dağılımı, yetki devri, imza sirküleri, iç yönerge, fiili yönetim pratiği ve işlem üzerindeki gerçek hakimiyet birlikte ele alınır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Türk Ticaret Kanunu anonim şirketlerde yönetim kurulunun görevlerini, devredilemez yetkilerini, temsil düzenini ve özen yükümlülüğünü ayrıntılı biçimde düzenler. Bu düzenlemeler doğrudan ceza sorumluluğu yaratmaz. Ancak bir suç isnadında kimin hangi alanda yetkili olduğu, hangi kararın kim tarafından alındığı, hangi işlemin kimin gözetiminde yürütüldüğü ve hangi riskin hangi yönetim kademesinde bilindiği bu hükümler ışığında belirlenebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle yönetim kurulu üyelerinin cezai sorumluluğu, şirketler hukuku sorumluluğu ile karıştırılmamalıdır. <a href="https://www.cetinavukatlik.com/yonetim-kurulu-uyeleri-ve-murahhas-azalar-acisindan-risk-tasiyan-kararlar-ve-sorumluluklar/">Yönetim Kurulu Üyeleri ve Murahhas Azalar Açısından Hukuki Risk Taşıyan Kararlar ve Sorumluluklar</a> başlıklı yayında ele alınan özen, bağlılık ve hukuki sorumluluk zemini, ceza dosyalarında önemli bir arka plan oluşturur. Fakat ceza sorumluluğu için ayrıca kast, taksir, iştirak, ihmal suretiyle sorumluluk veya özel suç tipi koşullarının da somutlaşması gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yargıtay uygulamasında da şirket içi görev, imza yetkisi veya ticari unvan tek başına yeterli görülmemekte, kişi ile isnat edilen fiil arasındaki maddi ve manevi bağ araştırılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Yönetim kurulu, genel müdür ve finans yöneticisi</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket faaliyeti sırasında işlenen suçlarda yönetim kurulu üyesi, genel müdür, finans yöneticisi, muhasebe sorumlusu, satış direktörü veya satın alma yöneticisi aynı konumda değildir. Her bir pozisyon farklı bilgiye erişir, farklı kararları onaylar ve farklı süreçleri denetler. Ceza hukuku değerlendirmesinde bu farklılıklar dosyanın çekirdeğinde yer almalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yönetim kurulu üyesi bakımından risk, çoğu zaman stratejik karar, yüksek tutarlı işlem, olağan dışı ödeme, ilişkili taraf işlemi, yetki devri, iç denetim eksikliği veya şirketin faaliyet modeline ilişkin genel gözetim yükümlülüğü üzerinden gündeme gelir. Genel müdür bakımından günlük operasyonun yönetimi, departmanlar arası koordinasyon, ticari talimatlar ve uygulama denetimi öne çıkmaktadır. Finans yöneticisi veya muhasebe sorumlusu bakımından ise ödeme talimatları, banka hareketleri, belge düzeni, vergi beyanları, kayıtların doğruluğu ve raporlama süreçleri belirleyici olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ayrım yapılmadan hazırlanan suç isnatları genellikle fazla geniş ve soyut kalır. Bir yöneticinin yalnızca şirkette üst düzey görevde bulunması, her işlemden haberdar olduğu anlamına gelmez. Buna karşılık işlem olağan dışı nitelik taşıyor, yönetim onayı gerektiriyor, şirketin mali tablolarını veya üçüncü kişilere karşı beyanlarını etkiliyor ya da uzun süre sistematik biçimde sürdürülüyorsa, üst yönetimin bilgi ve denetim düzeyi daha dikkatli incelenir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Yetki devri ve denetim yükümlülüğü</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirketlerde yetki devri, hem verimli yönetim hem de risklerin doğru dağıtılması için zorunlu bir araçtır. Ancak ceza hukuku bakımından yetki devri, her durumda sorumluluğu ortadan kaldıran otomatik bir savunma değildir. Devrin gerçek, açık, uygulanabilir ve izlenebilir olması gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Anonim şirketlerde yönetim yetkisinin devri bakımından iç yönerge, yönetim kurulu kararı, görev tanımları, imza yetkileri ve raporlama düzeni önem taşır. Yetki devredilen kişinin yetkinliği, görevin kapsamı, denetim mekanizması ve yönetim kuruluna raporlama sistemi somut olayda değerlendirilir. Yetki devri kağıt üzerinde bırakılmış, fiilen uygulanmamış veya riskli işlemler yine üst yönetim tarafından yönlendirilmişse, devrin koruyucu etkisi sınırlı kalır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Diğer taraftan geçerli ve fiilen işleyen bir yetki devri, yöneticinin her alt işlemden doğrudan sorumlu tutulmasını engelleyebilir. Özellikle teknik muhasebe işlemleri, operasyonel ödeme süreçleri, rutin satın alma kararları veya departman içi uygulamalarda, yöneticinin somut bilgi, talimat veya onayı bulunmadıkça cezai sorumluluk daha dar değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yetki devrinin sınırları, şirketler hukuku açısından da büyük önem arz eder. Yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkileri, üst gözetim sorumluluğu ve şirketin temel organizasyon yapısının kurulması yükümlülüğü devam eder. Bu nedenle yetki devri, denetimsizlik anlamına gelemez. Güçlü bir iç kontrol yapısı, hem şirketin suç riskini azaltır hem de yöneticilerin sonradan karşılaşabileceği isnatlarda somut savunma zemini oluşturur.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Şirket yararına işlenen suçlar</h2>
<p style="font-weight: 400;">Beyaz yaka suçları alanında sık karşılaşılan yanılgılardan biri, kişisel menfaat elde edilmediği takdirde ceza sorumluluğu doğmayacağı düşüncesidir. Oysa bazı suç tipleri bakımından failin şahsi zenginleşmesi zorunlu değildir. Hukuka aykırı fiilin şirket lehine sonuç doğurması, ceza hukuku değerlendirmesini ortadan kaldırmaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir yöneticinin şirketin vergi yükünü azaltmak, finansal tabloları olduğundan güçlü göstermek, kamu ihalesinde avantaj sağlamak, düzenleyici denetimi aşmak, kredi limitini korumak veya ticari hedeflere ulaşmak amacıyla hukuka aykırı işlem yapılmasına talimat verdiği iddia edilebilir. Bu tür dosyalarda savunma, failin kişisel para elde etmediği söylemiyle sınırlı kurulamaz. Asıl mesele, suç tipinin unsurlarının oluşup oluşmadığı, yöneticinin fiile katkısı, kastı, bilgi düzeyi ve şirket yararı iddiasının somut olayda nasıl işlediğidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirket yararına hareket edilmesi, yönetim kurulu kararlarında veya şirket içi yazışmalarında açıkça görülmeyebilir. Hedef baskısı, prim sistemi, satış taahhüdü, finansal raporlama beklentisi veya yatırımcı ilişkileri gibi dolaylı unsurlar da davranışları yönlendirmiş olabilir. Bu nedenle beyaz yaka suçları dosyalarında yalnızca son işlem değil, karar ortamı da incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Vergi, muhasebe ve ilişkili taraf işlemleri</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket yöneticilerinin cezai sorumluluğunda belge ve muhasebe süreçleri özel ağırlık taşır. Fatura düzeni, gider kayıtları, tahsilat makbuzları, stok hareketleri, ödeme açıklamaları, cari hesap mutabakatları, banka talimatları, mali tablolar ve vergi beyanları şirketin dış dünyaya sunduğu hukuki ve ekonomik gerçekliği oluşturur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sahte veya gerçeğe aykırı belge kullanımı, yalnızca vergi idaresiyle yaşanacak bir ihtilaf değildir. Somut olayın niteliğine göre <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=213&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=4">Vergi Usul Kanunu</a> kapsamındaki vergi kaçakçılığı suçu, Türk Ceza Kanunu kapsamındaki sahtecilik suçları, dolandırıcılık veya güveni kötüye kullanma tartışmaları gündeme gelebilir. Ceza dosyasında yönetici bakımından kritik soru, belgenin kim tarafından düzenlendiği kadar belgenin gerçeğe aykırılığının kim tarafından bilindiği, belgenin hangi amaçla kullanıldığı, işlemden kimin yarar sağladığı ve şirket içi onay zincirinin nasıl çalıştığıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İlişkili taraf işlemleri, şirkete borçlanma yasağı ve şirketler topluluğu içindeki kaynak aktarımı da ekonomik ceza hukuku dosyalarında ayrı bir hassasiyet taşır. Bir yöneticinin şirket parasını şahsi hesabına aktarıp işlemi avans, masraf veya başka bir ticari işlem gibi göstermesi ya da şirket kaynaklarını kendi veya ilişkili şirketinin lehine kullanması halinde, ticaret hukuku sorumluluğu ile ceza hukuku sorumluluğu birlikte değerlendirilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Rüşvet, ihale, aklama ve düzenleyici riskler</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket faaliyeti sırasında işlenen ekonomik suçlar yalnızca malvarlığı ve belge düzeniyle sınırlı değildir. Kamu görevlileriyle temas(lar), kamu ihaleleri, lisans ve izin süreçleri, gümrük işlemleri, bağış ve sponsorluk ödemeleri, aracı danışman kullanımı, üçüncü taraf komisyonları ve yurt dışı ödeme yapıları rüşvet, nüfuz ticareti, ihaleye fesat karıştırma veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama riskleri doğurabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu tür dosyalarda şirket yararına işlem yapılmış olması, riskin ağırlığını azaltmaz. Aksine şirketin yönetim sistemi, üçüncü taraf seçimi, ödeme onayı, sözleşme dili, hizmetin gerçekten verilip verilmediği, fiyatın piyasa koşullarına uygunluğu ve karşı tarafın kamu görevlileriyle bağlantısı ayrıntılı biçimde incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle uluslararası ticaret yapan, kamu otoriteleriyle yoğun temas kuran, lisanslı sektörlerde faaliyet gösteren veya yüksek regülasyon altında bulunan şirketler bakımından uyum programı yalnızca idari bir politika seti olarak görülmemelidir. Etkin üçüncü taraf incelemesi, hediye ve ağırlama politikası, bağış onay süreci, ihale iletişim protokolü, ödeme açıklaması standardı ve iç bildirim kanalı ceza hukuku risklerinin yönetilmesinde doğrudan rol oynar.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>İç soruşturma ve delil yönetimi</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket içinde suistimal şüphesi veya şirket faaliyeti nedeniyle suç isnadı ortaya çıktığı vakit ilk anlarda yapılan işlemler çoğu zaman tahkikatın kaderini belirlemektedir. Bu aşamada amaç, yalnızca fail olduğu düşünülen kişiyle yüzleşmek, hızlı fesih kararı almak veya savunma refleksiyle hareket etmek olmamalıdır. Öncelikle delillerin korunması, olayın kapsamının anlaşılması, şirketin zararının veya risk alanının belirlenmesi ve hukuka uygun bir inceleme zemini kurulması gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tahsilat kayıtları, banka hareketleri, POS raporları, cari hesap ekstreleri, fatura ve irsaliyeler, teslim belgeleri, stok hareketleri, kamera kayıtları, elektronik posta yazışmaları, ERP logları, kullanıcı hareketleri, görev tanımları, imza sirküleri, yetki matrisleri, müşteri teyitleri ve tedarikçi yazışmaları korunmalıdır. Bu koruma yapılırken verilerin bütünlüğü bozulmamalı, sonradan değiştirme iddialarını engelleyecek şekilde tarih ve erişim bilgileri kayıt altına alınmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çalışan görüşmeleri ölçülü ve hukuka uygun şekilde yapılmalıdır. Baskı, tehdit, özel alana müdahale, kişisel telefonun izinsiz incelenmesi, kişisel elektronik posta hesabına erişim veya haberleşme içeriklerinin hukuki dayanak olmadan alınması ileride delil tartışmalarına ve şirket aleyhine yeni hukuki risklere neden olabilir. Dijital delillerin elde edilmesinde KVKK kapsamındaki aydınlatma yükümlülüğü, veri minimizasyonu, amaçla sınırlılık, özel hayatın korunması ve haberleşmenin gizliliği sınırları gözetilmelidir. Bu konuda <a href="https://www.cetinavukatlik.com/isveren-icin-dijital-gozetim-rehberi/">İşveren İçin Dijital Gözetim Rehberi</a> ve <a href="https://www.cetinavukatlik.com/isyerlerinde-guvenlik-kamerasi/">İşyerlerinde Güvenlik Kamerası ile Görüntü ve Ses Kaydı Yapılmasına İlişkin Değerlendirmeler</a> başlıklı yayınlarımıza da bilahare göz atmanın faydalı olacağı kanaatindeyiz.</p>
<p style="font-weight: 400;">İç soruşturma sürecinin hukuki stratejisi, şirketin ileride yapacağı ceza şikayeti, iş akdi feshi, tazminat talebi, ihtiyati haciz başvurusu, sigorta bildirimi, yönetim kurulu bilgilendirmesi, düzenleyici kurum açıklaması ve iç kontrol iyileştirmeleri bakımından ortak zemin oluşturur. <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/uyum-compliance-ve-sorusturmalar/">Uyum ve Soruşturmalar</a> yaklaşımı, yalnızca suçun tespitine değil, şirketin kurumsal dayanıklılığının korunmasına da hizmet eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Yönetici açısından savunma mimarisi</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket yöneticisi hakkında suç isnadı gündeme geldiğinde savunma stratejisi, yalnızca isnadın reddi üzerine kurulmamalıdır. Öncelikle strateji belirlenmeli, karar tarihleri, onay zinciri, yetki belgeleri, yönetim kurulu kararları, iç yönergeler, imza sirküleri, departman raporları, elektronik yazışmalar, banka onayları, muhasebe kayıtları ve denetim notları birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yöneticinin fiile bizzat katılıp katılmadığı, talimat verip vermediği, olağan dışı işlem emarelerini bilip bilmediği, alt çalışanların eylemini denetleme imkanı bulunup bulunmadığı ve suç tipinin kast veya taksir bakımından hangi koşulları aradığı somutlaştırılmalıdır. Bu değerlendirme yapılmadan verilen ifadeler veya yapılan açıklamalar ileride dosyanın yönünü olumsuz etkileyebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kurumsal dosyalarda savunma yalnızca bireysel ceza hukuku savunması değildir. Şirketin iç işleyişi, yetki paylaşımı, ticari zorunlulukları, sektör pratiği, yönetim raporlaması ve finansal karar alma mekanizması da açıklanmalıdır. Rafine bir savunma stratejisi, yalnızca olayın suç oluşturmadığını söylemekle yetinmemelidir. Olayın şirket organizasyonu içinde neden ve nasıl gerçekleştiğini, isnadın hangi noktada kişiye bağlanamayacağını ve hangi delillerin bu sonucu desteklediğini gösterir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>II. Şirketin Mağdur Olduğu İç Suistimaller ve Malvarlığı Suçları</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirketin mağdur olduğu iç suistimal ve ekonomik suçlarda temel mesele, şirket malvarlığına hangi hukuki veya fiili mekanizma üzerinden müdahale edildiğidir. Para çalışana şirket adına tahsil edilmek üzere mi verilmiştir, yoksa çalışan hileli bir davranışla müşterinin veya şirket yetkilisinin iradesini mi sakatlamıştır? Mal çalışana hizmet ilişkisi gereği teslim edilmiş midir, yoksa şirketin fiili hakimiyeti altındaki depodan rıza dışında mı alınmıştır? Ödeme talimatı yetkili makamdan alınmış gibi mi gösterilmiştir, yoksa mevcut yetki sınırı içinde fakat teslim amacına aykırı bir tasarruf mu yapılmıştır?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu soruların cevabı, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, hırsızlık, özel belgede sahtecilik, resmi belgede sahtecilik ve bilişim sistemiyle bağlantılı suçların birbirinden ayrılmasını sağlar. Aynı mali sonuca ulaşan iki olay, ceza hukuku bakımından farklı suç tipleri altında değerlendirilebilir. Bu nedenle şirket içi suistimal dosyalarında hızlı bir suç adı koymak yerine, fiilin yapısı ve delil zemini özenle kurulmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Örneğin şirket adına tahsilat yapan bir plasiyerin müşteriden nakit para alıp şirket kayıtlarına bu tahsilatı yansıtmaması, çoğu olayda hizmet ilişkisi nedeniyle teslim edilen paranın teslim amacına aykırı kullanılması çerçevesinde incelenir. Buna karşılık aynı personelin müşteriye gerçeğe aykırı kampanya bilgisi vererek aradaki farkı kendisine alması halinde hileli davranışın kime yöneldiği, şirketin mi yoksa müşterinin mi aldatıldığı ve malvarlığı tasarrufunun hangi iradeyle yapıldığı ayrıca değerlendirilmelidir. İlk olay hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ihtimalini öne çıkarırken, ikinci olayda dolandırıcılık ve belge düzeni bakımından daha karmaşık bir nitelendirme gündeme gelebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Ticari uyuşmazlık ile suç arasındaki sınır</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirketlerin ticari ilişkilerinde alacağın tahsil edilememesi, malın teslim edilmemesi, siparişin iptal edilmesi veya sözleşmesel edimin gereği gibi yerine getirilmemesi tek başına ceza hukuku alanına geçiş anlamına gelmez. Ticari hayat risk içerir. Her başarısız ticari ilişki hileli davranışa dayanmaz. Her ödeme güçlüğü dolandırıcılık değildir. Her sözleşmeye aykırılık suç oluşturmaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ceza hukuku bakımından belirleyici olan, başlangıçtaki iradenin objektif delillerle nasıl ortaya konulduğudur. Dolandırıcılık suçunda hileli davranışın malvarlığı tasarrufundan önce mevcut olması gerekir. Hile, yalnızca sonradan borcun ödenmemesiyle veya sözleşmenin ifa edilmemesiyle ispatlanamaz. Şirketten mal, avans veya kredi alan karşı tarafın başlangıçtan itibaren ödeme niyeti bulunmadığı ileri sürülüyorsa, bu iddia cari hesap geçmişi, sahte teminat, gerçeğe aykırı finansal beyan, hayali sipariş, sahte referans, paravan şirket kullanımı veya aynı yöntemle başka şirketlere yönelmiş işlem örüntüsü gibi somut verilerle desteklenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ayrım, şirketlerin ceza şikayetlerinde stratejik önem taşır. Ticari uyuşmazlık niteliğindeki bir dosyanın dolandırıcılık olarak sunulması, soruşturma makamları nezdinde dosyanın ikna gücünü zayıflatabilir. Buna karşılık gerçekten hileli davranışlarla kurgulanmış bir ticari işlemde, dosyanın yalnızca alacak tahsili mantığıyla yürütülmesi delillerin kaybolmasına ve cezai sürecin geç başlatılmasına neden olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yargıtay uygulamasında da hile, basit bir ödeme taahhüdünün yerine getirilmemesinden veya ticari ilişkinin başarısız olmasından ayrı değerlendirilmektedir. Bu nedenle şirketin ceza şikayetinde, karşı tarafın başlangıçtaki hileli davranışları ve bu davranışların şirket iradesi üzerindeki etkisi somut delillerle gösterilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Dolandırıcılık ve şirketin aldatılması</h2>
<p style="font-weight: 400;">Dolandırıcılık suçunda esas mesele, hileli davranışlarla bir kişinin aldatılması ve bu aldatma sonucunda malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunulmasıdır. Şirketler bakımından aldatılan kişi çoğu zaman şirketin organı, yetkili yöneticisi, finans birimi, satış ekibi veya muhasebe departmanı olur. Tüzel kişi doğrudan psikolojik anlamda aldatılamaz. Ancak şirket adına karar veren veya işlem yapan gerçek kişilerin iradesi hileli davranışlarla sakatlanabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ticari dolandırıcılık dosyalarında hile çoğu zaman tek bir yalandan ibaret değildir. Sahte ödeme dekontu, gerçeğe aykırı bilanço, hayali müşteri siparişi, usulsüz teminat mektubu, sahte banka yazısı, paravan şirket, manipüle edilmiş elektronik posta yazışması veya gerçeğe aykırı teslim belgesi birlikte kullanılmış olabilir. Bu nedenle soruşturmanın ekseni yalnızca sonuçta doğan zarara değil, şirketin hangi somut davranışlar nedeniyle işlem yapmaya ikna edildiğine yöneltilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nitelikli dolandırıcılık hükümleri, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyet sırasında gerçekleştirdiği bazı fiiller bakımından özel önem taşımaktadır. Bunun yanında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması halinde de nitelikli hal tartışması doğabilir. Şirketin elektronik satış kanalları, kurumsal elektronik posta hesapları, banka sistemleri, ödeme altyapıları ve dijital onay süreçleri kullanılarak gerçekleştirilen hileli işlemlerde bu boyut özellikle incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Güveni kötüye kullanma ve hizmet/iş ilişkisi</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket içi suistimal dosyalarında en sık karşılaşılan suç tiplerinden biri güveni kötüye kullanmadır. Bu suçta mal veya para faile baştan itibaren hukuka uygun şekilde teslim edilmiştir. Fail, bu teslimden sonra teslim amacına aykırı tasarrufta bulunur veya teslim olgusunu inkar eder. Şirket çalışanı, satış personeli, tahsilat görevlisi, saha çalışanı, depo sorumlusu, finans yöneticisi veya satın alma yetkilisi bakımından bu suç tipi birçok olayda merkezi rol oynar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet ilişkisi nedeniyle güveni kötüye kullanma, şirketlerin günlük operasyonlarında özel önem taşımaktadır. Şirketler faaliyetlerini çalışanlara, yöneticilere ve temsilcilere güvenerek yürütür. Tahsilat yapılması, çek veya senet alınması, ürün teslim edilmesi, stok yönetimi, tedarikçi ödemesi, avans kullanımı ve müşteri hesaplarının takibi çoğu zaman belirli çalışanlara bırakılır. Bu güven ilişkisinin kötüye kullanılması halinde fiil yalnızca iş hukuku veya tazminat sorunu olarak kalmayabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Müşteriden tahsil edilen paranın şirkete aktarılmaması, tahsil edilen çek veya senedin kayda alınmaması, şirket adına alınan malın üçüncü kişiye satılması ya da şirkete ait avansın gerçeğe aykırı masraf açıklamasıyla kişisel amaçla kullanılması güveni kötüye kullanma kapsamında değerlendirilebilir. Ancak her olayda teslimin niteliği, failin zilyetliği bağımsız şekilde devralıp devralmadığı ve şirketin mal üzerindeki fiili hakimiyetinin devam edip etmediği ayrıca araştırılmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Hırsızlık ile güveni kötüye kullanma ayrımı</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket mallarının çalışan tarafından alınması halinde ilk bakışta güveni kötüye kullanma akla gelebilir. Fakat çalışan, her zaman malın zilyetliğini hukuken devralmış sayılmaz. Bir depo çalışanının, kasiyerin, sevkiyat görevlisinin veya üretim personelinin mal üzerinde fiili temasının bulunması, tek başına kendisine bağımsız zilyetlik devredildiği anlamına gelmez. Şirket mal üzerindeki fiili hakimiyetini koruyor ve çalışan yalnızca bu hakimiyet alanı içinde sınırlı kullanım yetkisine sahip bulunuyorsa, rıza dışı alma fiili hırsızlık suçunu gündeme getirebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna karşılık mal belirli bir amaçla çalışana teslim edilmiş ve çalışan bu mal üzerinde şirketin doğrudan fiili denetimi dışında tasarruf edebilecek konuma getirilmişse, teslim amacına aykırı kullanım güveni kötüye kullanma olarak incelenebilir. Bu ayrım özellikle saha satış ekipleri, plasiyerler, servis personeli, proje bazlı teslim alan teknik ekipler ve bölgesel yöneticiler bakımından önem taşır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Soruşturma dosyasında bu ayrımın doğru kurulabilmesi için görev tanımı, teslim tutanağı, sevk irsaliyesi, zimmet kaydı, depo çıkış kaydı, araç takip verisi, teslimat rotası ve şirket içi yetki matrisi birlikte incelenmelidir. Aksi halde aynı maddi olay yanlış suç tipiyle soruşturulabilir ve delil değerlendirmesi baştan zayıflayabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Tahsilat, POS ve cari hesap manipülasyonları</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket içi suistimallerin önemli bir kısmı tahsilat ve ödeme süreçlerinde ortaya çıkar. Plasiyerin müşteriden nakit tahsilat yapmasına rağmen şirkete tahsilat yapılmadığını bildirmesi, müşteriden nakit aldığı halde borcu kendi kartıyla şirket POS cihazından ödeyerek nakdi uhdesinde tutması, cari hesap hareketlerini değiştirmesi veya iade ve iskonto kayıtlarını gerçeğe aykırı şekilde oluşturması bu alanın tipik örnekleridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu tür olaylarda yalnızca şirket kasasına giren veya girmeyen tutar üzerinden değerlendirme yapılması yeterli değildir. Müşterinin borcunun şirket kayıtlarında nasıl kapatıldığı, banka ve POS hareketlerinin hangi tarih ve saatlerde oluştuğu, çalışanın sisteme hangi kullanıcı adıyla eriştiği, cari hesap üzerinde hangi düzeltmelerin yapıldığı, işlemin hangi kampanya veya iskonto kodu ile gösterildiği, iade kaydının fiili teslimle desteklenip desteklenmediği araştırılmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">POS üzerinden yapılan işlemler, çoğu zaman klasik güveni kötüye kullanma dosyasına dijital kayıt boyutu ekler. Çalışanın müşteriden nakit tahsil edip aynı borcu kendi kartıyla ödemesi halinde şirket ilk bakışta zarar görmemiş gibi görünebilir. Ancak işlem gerçeğe aykırı bir tahsilat yapısını gizliyorsa, şirketin muhasebe düzeni, müşteri ilişkisi, vergi kaydı, komisyon maliyeti ve iç kontrol sistemi etkilenmiş olur. Ayrıca bu yöntem başka tahsilatların saklanması için kullanılmış olabilir. Bu nedenle tekil işlem değil, işlem örüntüsü incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Belge ve dijital kayıt manipülasyonu</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket içi yolsuzluklarda belge çoğu zaman suçun hem aracı hem de izidir. Sahte tahsilat makbuzu, gerçeğe aykırı teslim belgesi, hayali gider formu, manipüle edilmiş sipariş kaydı, gerçek dışı fatura açıklaması, sahte tedarikçi dosyası veya sonradan değiştirilmiş mutabakat yazısı ceza hukuku bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Belge manipülasyonlarında özel belgede sahtecilik veya resmi belgede sahtecilik suçları gündeme gelebilir. Faturalar, vergi mevzuatı bakımından ayrıca özel bir rejime tabidir. Bu nedenle sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge iddialarında yalnızca Türk Ceza Kanunu değil, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=213&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=4">Vergi Usul Kanunu</a> kapsamındaki sonuçlar da değerlendirilmelidir. Avukatlık firmamızca yayımlanan <a href="https://www.cetinavukatlik.com/sahte-fatura-kullanimi-veya-duzenlenmesi-ile-vergi-mahkemesi-yargilamalari/">Sahte Fatura Kullanımı veya Düzenlenmesi ile Vergi Mahkemesi Yargılamaları</a> başlıklı çalışma bu alandaki mali ve yargısal boyutu ayrıca ele alınmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Muhasebe kayıtlarındaki usulsüzlüklerde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, her hatalı kaydın suç oluşturmayacağıdır. Hata, ihmâl, eğitim eksikliği, iç kontrol zafiyeti veya ticari yorum farkı ile bilerek yapılan manipülasyon birbirinden ayrılmalıdır. Ceza dosyasında, kastın açıkça ortaya konulması gerekir. Bu nedenle kayıt değişikliklerinin zamanlaması, kullanıcı hareketleri, onay mekanizması, işlemden menfaat sağlayan kişi ve olayın gizlenmesi için kullanılan yöntemler delil bütünlüğü içinde incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirketlerin ERP sistemleri, muhasebe programları, depo yazılımları, banka entegrasyonları, ödeme altyapıları ve müşteri ilişkileri yönetimi sistemleri artık şirket malvarlığının korunmasında merkezi öneme sahiptir. Bu sistemlerde yapılan yetkisiz girişler, kayıt silme işlemleri, veri değiştirme hareketleri veya sahte kullanıcı işlemleri yalnızca klasik malvarlığı suçları kapsamında görülmemelidir. Dijital sistemlere müdahale, dolandırıcılık veya güveni kötüye kullanma fiilinin işlenmesini kolaylaştırmış ya da suçun ortaya çıkmasını engellemek amacıyla yapılmış olabilir. Bu durumda suçların içtimaı ve ilgili suç tipleri arasındaki ilişki ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Dışarıdan şirkete yönelen ticari dolandırıcılık teşebbüsleri</h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirketlerin mağdur olduğu ekonomik suçlar yalnızca çalışan veya yönetici kaynaklı iç suistimallerden ibaret değildir. Ticari ilişki kurulan karşı tarafın baştan itibaren hileli davranışlarla şirkete yaklaşması, sahte finansal kapasite göstermesi, gerçekte var olmayan alıcı veya tedarikçi üzerinden işlem kurgulaması, sahte ödeme belgesi sunması, paravan şirket kullanması veya güven yaratıldıktan sonra yüksek tutarlı mal temin etmesi halinde dış kaynaklı ticari dolandırıcılık gündeme gelebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu tür dosyalarda alacağın varlığı ile suçun varlığı birbirine karıştırılmamalıdır. Şirketin alacaklı olması ceza soruşturması için yeterli değildir. Ancak karşı tarafın başlangıçtan itibaren hileli bir plan çerçevesinde hareket ettiğini gösteren emareler mevcutsa, dosya yalnızca icra ve alacak takibi olarak ele alınmamalıdır. Ticari sicil kayıtları, ortaklık yapısı, şirket geçmişi, sahte referanslar, banka hareketleri, yazışma dili, önceki benzer işlemler, teslim sonrası davranışlar ve malın hızla üçüncü kişilere devredilip devredilmediği birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada <a href="https://www.cetinavukatlik.com/haksiz-rekabet-ve-ticari-hayatta-uygulanabilecek-hukuki-mekanizmalar/">Haksız Rekabet ve Ticari Hayatta Uygulanabilecek Hukuki Mekanizmalar</a> başlıklı yayında ele alınan dürüstlük kuralına aykırı ticari davranışlar ile ceza hukuku kapsamındaki hileli davranışlar arasında dikkatli bir ayrım kurulmalıdır. Her dürüstlük kuralına aykırılık suç değildir. Fakat aldatıcı ticari davranışlar malvarlığı tasarrufunu doğrudan belirlemişse, ceza hukuku boyutu ayrıca incelenebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<h2>Sonuç</h2>
<p style="font-weight: 400;">Beyaz yaka suçları ve şirketlerde cezai sorumluluk, yalnızca ceza soruşturması açıldığı vakit gündeme gelen istisnai krizler olarak görülmemelidir. Bu alan, şirketlerin tahsilat düzeni, finansal raporlama sistemi, yetki matrisi, iç kontrol olgunluğu, veri güvenliği, çalışan politikaları, tedarikçi yönetimi ve yönetim kurulu gözetimiyle doğrudan bağlantılıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirket faaliyeti nedeniyle yönetici veya çalışanların şüpheli konumuna geldiği dosyalarda kişisel ceza sorumluluğu, fiil ile kişi arasındaki somut bağ üzerinden kurulmalıdır. Resmi unvan, imza yetkisi veya genel yönetim pozisyonu tek başına yeterli değildir. Ancak bilgi, talimat, onay, iştirak, denetim yükümlülüğü ve şirket yararı somut olayda birleştiğinde cezai risk ciddi bir boyut kazanabilir. Buna karşılık şirketin mağdur olduğu dosyalarda doğru suç tipinin belirlenmesi, delillerin korunması ve ticari uyuşmazlık ile ceza hukuku arasındaki sınırın isabetli çizilmesi gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle beyaz yaka suçları ve ekonomik ceza hukuku, şirketler bakımından yalnızca soruşturma ve dava yönetimi alanı değildir. Aynı zamanda iç denetim, uyum, kurumsal yönetim ve stratejik risk planlamasının ayrılmaz bir parçasıdır. Şirketin günlük operasyonlarında hukuka uygun, izlenebilir ve denetlenebilir karar süreçleri kurulmadıkça, hem şirketin mağdur olduğu iç suistimaller hem de şirket faaliyeti nedeniyle doğabilecek yönetici sorumluluğu bakımından sürdürülebilir bir koruma sağlanamaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çetin Avukatlık Ofisi, beyaz yaka suçları, ekonomik ve mali ceza hukuku, ticaret ve şirketler hukuku ve uyum süreçlerini birlikte ele alan yaklaşımıyla, şirketlerin hem mağduriyet hem de sorumluluk risklerini ticari gerçeklik içinde değerlendirmektedir. Bu yaklaşımda amaç, yalnızca mevcut uyuşmazlığın yönetilmesi değil, şirketin karar alma disiplinini ve kurumsal dayanıklılığını güçlendiren hukuki bir zemin oluşturulmasıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın Türk İhracatçısına Hukuki Etkileri</title>
		<link>https://www.cetinavukatlik.com/sinirda-karbon-duzenleme-mekanizmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çetin Avukatlık Ofisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 12:52:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cetinavukatlik.com/?p=7389</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa Birliği’nin (“AB”) Yeşil Mutabakatı kapsamında oluşturulan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (“SKDM”), belirli malların AB’ye ithalinde üretim sırasında ortaya çıkan gömülü sera gazı emisyonlarının hesaplanmasını, doğrulanmasını ve karbon maliyetine tabi tutulmasını öngörmektedir. SKDM’nin mevcut ürün kapsamına çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen dâhil edilmiştir. Bu çerçevede AB’ye ihracat yapan Türk şirketleri bakımından emisyon verilerinin]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Avrupa Birliği’nin (“AB”) Yeşil Mutabakatı kapsamında oluşturulan <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/carbon-border-adjustment-mechanism_en">Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (“SKDM”)</a>, belirli malların AB’ye ithalinde üretim sırasında ortaya çıkan gömülü sera gazı emisyonlarının hesaplanmasını, doğrulanmasını ve karbon maliyetine tabi tutulmasını öngörmektedir. SKDM’nin mevcut ürün kapsamına çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen dâhil edilmiştir. Bu çerçevede AB’ye ihracat yapan Türk şirketleri bakımından emisyon verilerinin hazırlanması ve doğrulanması, sertifika maliyetlerinin ticari ilişkilere yansıtılması, veri paylaşımının güvenli biçimde yürütülmesi ve ilgili risklerin sözleşmelerde düzenlenmesi gerekmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">1 Ekim 2023 tarihinde başlayan geçiş dönemi sona ermiş ve SKDM’nin mali yükümlülükler içeren kesin uygulama dönemine 1 Ocak 2026 tarihinde geçilmiştir. SKDM kapsamındaki beyan ve sertifika teslim yükümlülükleri esas itibarıyla AB’de yerleşik yetkili SKDM beyan sahipleri üzerinde bulunmakla birlikte, gerekli üretim ve emisyon verilerinin Türk üretici veya ihracatçıdan temin edilmesi nedeniyle düzenlemenin sözleşmesel ve ekonomik etkileri tedarik zinciri boyunca Türk şirketlerine de yansımaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Düzenleme ile AB dışında gerçekleşen üretimden kaynaklanan karbon kaçağının önlenmesi ve AB Emisyon Ticaret Sistemi (“AB ETS”) kapsamında AB üreticileri üzerinde oluşan karbon maliyetinin ithal mallara da yansıtılması suretiyle rekabet koşullarının dengelenmesi amaçlanmaktadır. Türkiye’de ise 9 Temmuz 2025 tarihli ve 32951 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan <a href="https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/a0d0d465-837b-41f0-bd57-0195237fad31">7552 sayılı İklim Kanunu</a> ile ulusal karbon fiyatlandırması ve Emisyon Ticaret Sistemi (“ETS”) bakımından temel hukuki çerçeve oluşturulmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu incelemede Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın Türk ihracatçıları bakımından doğurabileceği başlıca hukuki ve ticari sonuçlar; Türkiye ETS’si, karbon maliyetleri, <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/sozlesmeler/">uluslararası sözleşmeler</a>, ticari sırların korunması, yönetim kurulu sorumluluğu, <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/birlesme-ve-devralmalar/">şirket birleşme ve devralmaları</a> ile <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/dava-ve-uyusmazlik-cozumu/">uyuşmazlıklar</a> yönünden ele alınmaktadır.</p>
<h2><strong>1. Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi ile SKDM Arasındaki İlişki</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/a0d0d465-837b-41f0-bd57-0195237fad31">7552 sayılı İklim Kanunu’nun 9. maddesi</a> ile üst sınır ve tahsisat ticaretine dayalı bir ETS kurulması öngörülmüştür. Bu sistemde toplam emisyon miktarı bakımından bir üst sınır belirlenecek, kapsamdaki işletmelerin doğrulanmış yıllık emisyonlarına karşılık gelen tahsisatları teslim etmesi gerekecek ve tahsisatların piyasa içinde alınıp satılmasına imkân tanınacaktır. Kanunun geçici 1. maddesi uyarınca, ETS tamamen uygulanmaya başlanmadan önce bir pilot dönem yürütülecek; pilot dönemin kapsamı, süresi ve uygulama esasları Karbon Piyasası Kurulu tarafından belirlenecektir. Pilot dönemde yükümlülüklerin ihlali nedeniyle uygulanacak idari para cezalarının yüzde 80 oranında indirimli uygulanması öngörülmüştür. ETS kapsamına alınacak işletmelerin Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde sera gazı emisyon izni alması gerekmekte olup bu sürenin iki yıla kadar uzatılabilmesine imkân tanınmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2023/956/2025-10-20/eng">SKDM Tüzüğü’nün 9. maddesi</a> uyarınca, ürünün menşe ülkesinde gömülü emisyonlar için fiilen ödenmiş bir karbon bedelinin belirli koşullar altında teslim edilecek SKDM sertifikalarından mahsup edilmesi mümkündür. Bununla birlikte Türkiye’de bir ETS kurulması, tek başına ve kendiliğinden mahsup hakkı doğurmayacaktır. Karbon bedelinin fiilen ödenmiş olması, varsa iade veya telafi mekanizmalarının dikkate alınması ve ödemenin mevzuatta aranan belgelerle ispatlanması gerekecektir. Bu nedenle Türkiye ETS’sinin kapsamı, tahsisat yöntemi ve karbon fiyatının fiilî uygulanma biçimi, Türk ihracatçılarının SKDM maliyeti bakımından belirleyici olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>2. SKDM Sertifika Maliyetleri ve Fiyat Paylaşımı</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Kesin uygulama döneminde SKDM sertifikalarının satın alınması ve teslim edilmesine ilişkin doğrudan yükümlülük, kural olarak AB’de yerleşik yetkili SKDM beyan sahibine aittir. Buna karşılık bu maliyetin ticari ilişki içinde hangi taraf üzerinde bırakılacağı Tüzükte belirlenmemiştir. Bu nedenle sertifika maliyetinin satış fiyatına dâhil olup olmadığı, karbon fiyatındaki değişikliklerin fiyat revizyonuna nasıl yansıtılacağı, varsayılan emisyon değerlerinin kullanılması nedeniyle doğabilecek ilave maliyetlerin kime ait olacağı ve menşe ülkede ödenen karbon bedelinin mahsup edilmesinden hangi tarafın yararlanacağı sözleşmeyle belirlenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">2026 yılı ithalatlarına ilişkin SKDM sertifikalarının Şubat 2027’den itibaren satın alınacak olması, maliyetin daha sonraki bir tarihte nakde dönüşmesine rağmen 2026 yılı fiyatlandırma ve bütçelerinde dikkate alınmasını gerektirmektedir. <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/carbon-border-adjustment-mechanism/price-cbam-certificates_en">Sertifika fiyatlarının</a> 2026 yılında AB ETS tahsisatlarının ihale fiyatları esas alınarak üçer aylık dönemler için belirlenmesi, karbon maliyetini değişken bir fiyat unsuru hâline getirmektedir. Özellikle uzun süreli tedarik sözleşmelerinde sabit fiyat hükümleri, fiyat uyarlama mekanizmaları, kur ve karbon fiyatı riskleri ile belge sunma süreleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<h2><strong>3. Uluslararası Sözleşmelerde SKDM Hükümleri</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">SKDM kapsamındaki ticari ilişkilerde yalnızca ürünün fiyatı, teslim tarihi ve ödeme koşullarının düzenlenmesi yeterli değildir. Gömülü emisyon verilerinin hangi hesaplama metodolojisine göre hazırlanacağı, verilerin hangi formatta ve hangi süre içinde sunulacağı, doğrulamanın kim tarafından yaptırılacağı ve doğrulama masraflarının hangi tarafça karşılanacağı açıkça belirlenmelidir. Eksik, gecikmiş veya hatalı veri nedeniyle ilave SKDM maliyeti, idari yaptırım, gümrükte gecikme ya da müşteri kaybı doğması hâlinde uygulanacak sorumluluk ve tazmin rejimi de ayrıca düzenlenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sözleşmelerde fiyat revizyonu, kayıt ve belge saklama, denetim hakkı, üretim sürecindeki değişikliklerin bildirilmesi, doğrulayıcı kuruluşla iş birliği, <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/uyum-compliance-ve-sorusturmalar/">ticari sırların korunması</a>, üçüncü kişilere veri aktarımı ve mevzuat değişikliği hükümlerine yer verilmesi uygun olacaktır. Teslim şekline veya genel nitelikteki vergi ve masraf hükümlerine yapılan atıflar, SKDM maliyetinin ve veri sorumluluğunun taraflar arasında nasıl paylaşılacağını her durumda tek başına açıklığa kavuşturmayabilir. Bu nedenle SKDM’ye ilişkin yükümlülüklerin sözleşmede ayrı ve somut hükümlerle ele alınması gerekmektedir.</p>
<h2><strong>4. SKDM Kapsamında Ticari Sır ve Veri Paylaşımı</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">SKDM raporlaması amacıyla AB’de yerleşik ithalatçılar tarafından talep edilebilecek bilgiler, ürünün toplam karbon emisyonu ile sınırlı değildir. İlgili uygulama düzenlemeleri uyarınca üretim tesisinin kimliği, üretim yöntemleri, kullanılan izleme metodolojisi, ürün bazında emisyon hesaplamaları, enerji kaynakları, doğrudan ve dolaylı emisyonlar ile üretimin gerçekleştirildiği ülkede ödenen karbon bedeline ilişkin bilgilerin paylaşılması gerekebilmektedir. Bu bilgilerin önemli bir bölümü, üretim süreçleri, proses tasarımı, enerji verimliliği, hammadde kullanımı, kapasite yapısı ve tedarik zinciri organizasyonu bakımından ticari sır niteliği taşıyabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2023/956/2025-10-20/eng">(AB) 2023/956 sayılı SKDM Tüzüğü</a>’nde gizli nitelikteki bilgilerin mesleki gizlilik çerçevesinde korunması öngörülmüş, <a href="https://eur-lex.europa.eu/eli/reg_impl/2024/3210/2026-01-01/eng">SKDM Merkezi Kayıt Sistemi (“CBAM Registry”)</a> ise yetkilendirme ve erişim kontrollerine dayalı elektronik bir altyapı olarak düzenlenmiştir. Üçüncü ülkelerdeki tesis işletmecileri tarafından tesis ve emisyon bilgilerinin sisteme kaydedilmesi ve yetkili SKDM beyan sahipleriyle kontrollü biçimde paylaşılması mümkündür. Bununla birlikte düzenleyici sistemde öngörülen gizlilik güvenceleri, ihracatçı ile ithalatçı arasındaki özel hukuk ilişkisi bakımından ayrıca sözleşmesel koruma sağlanması ihtiyacını ortadan kaldırmamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle veri paylaşımı yalnızca teknik bir raporlama faaliyeti olarak değil, ticari sırların korunmasını gerektiren bir hukuki süreç olarak ele alınmalıdır. Paylaşılan verilerin yalnızca SKDM yükümlülüklerinin yerine getirilmesi amacıyla kullanılacağı, hangi kişilerin veriye erişebileceği, doğrulayıcı kuruluşlara veya diğer üçüncü kişilere hangi koşullarda aktarılabileceği, saklama süreleri, bilgi güvenliği tedbirleri ve yetkisiz kullanım hâlindeki sorumluluk rejimi gizlilik sözleşmelerinde veya ana ticari sözleşmede açıkça düzenlenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Verilerin kontrolsüz e-posta ekleri veya erişim yetkileri belirlenmemiş tablolar aracılığıyla paylaşılması yerine, mümkün olduğu ölçüde güvenli veri odaları, erişim kayıtları tutulan kurumsal sistemler veya mevzuatta öngörülen kayıt altyapıları kullanılmalıdır. Verinin asgari ölçüde paylaşılması, erişimin görev ve ihtiyaçla sınırlandırılması ve raporlama sürecinin tamamlanmasından sonra iade, silme veya saklama yükümlülüklerinin belirlenmesi, ticari sır korumasının temel unsurları arasında değerlendirilmelidir.</p>
<h2><strong>5. SKDM Uyumu ve Yönetim Kurulu Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">SKDM süreçlerinin yalnızca çevre, üretim veya ihracat birimleri tarafından takip edilen teknik bir dosya olarak değerlendirilmesi yeterli olmayacaktır. Emisyon verilerinin hazırlanması, doğrulayıcı kuruluşun seçilmesi, sözleşmesel taahhütlerin verilmesi, karbon maliyetinin bütçelenmesi ve veri güvenliğinin sağlanması farklı şirket birimlerinin birlikte çalışmasını gerektirmektedir. Bu nedenle görev ve sorumlulukların belirlenmesi, şirket içi onay ve kontrol mekanizmalarının kurulması ve yönetim kuruluna düzenli raporlama yapılması kurumsal uyum sisteminin bir parçası hâline getirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hatalı emisyon verilerinin sunulması, doğrulama süreçlerindeki eksiklikler, sözleşmesel rücu talepleri, ilave karbon maliyetleri ve ihracat faaliyetindeki aksamalar, <a href="https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D23/Y2/T1/KanunMetni/38650b69-c78b-48fe-b960-fe5fb6734047.html">Türk Ticaret Kanunu’nun 369. maddesinde</a> düzenlenen özen ve bağlılık yükümlülüğü bakımından değerlendirilebilecek risklerdir. Her uyumsuzluk <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/ticaret-ve-sirketler-hukuku/">yönetim kurulu üyelerinin kişisel sorumluluğunu</a> kendiliğinden doğurmayacak olmakla birlikte, öngörülebilir risklere karşı gerekli organizasyonun kurulmaması, yeterli gözetimin sağlanmaması veya güvenilirliği kontrol edilmemiş veriler üzerinden taahhütte bulunulması sorumluluk incelemesine konu edilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">SKDM kapsamında kullanılacak emisyon verilerinin, Tüzükte öngörülen akreditasyon şartlarını karşılayan doğrulayıcılar tarafından doğrulanması gerekmektedir. Seçilecek doğrulayıcının akreditasyon kapsamının ilgili ürün ve üretim faaliyetini kapsayıp kapsamadığı kontrol edilmeli; doğrulama bulgularının giderilmesi, kayıtların saklanması ve ithalatçıya sunulacak verilerin şirket içinde onaylanması için yazılı bir süreç oluşturulmalıdır. Böylece SKDM uyumu, şirketin risk yönetimi, iç kontrol ve sözleşme yönetimi sistemleriyle bütünleştirilmiş olacaktır.</p>
<h2><strong>6. SKDM’nin Şirket Birleşme, Devralma ve Finansman Süreçlerine Etkisi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Bir sanayi şirketinin birleşme veya devralma işleminde yürütülecek hukuki, mali ve teknik durum tespiti çalışmalarında karbon yükümlülüklerinin ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Üretilen malların karbon yoğunluğu, SKDM kapsamındaki satışların toplam ciro içindeki payı, geçmiş dönem emisyon verilerinin doğruluğu, doğrulama altyapısı, AB müşterileriyle yapılan sözleşmelerdeki karbon maliyeti ve tazmin hükümleri ile düşük karbonlu üretime geçiş için gerekli yatırım ihtiyacı inceleme kapsamına alınmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye ETS’sinin uygulanmaya başlamasıyla tahsisat varlıkları, teslim yükümlülükleri, emisyon izinleri ve raporlama ihlalleri şirketin mali ve operasyonel durumunu etkileyebilecek unsurlar hâline gelecektir. Doğrulanmış sera gazı emisyon raporunun zamanında sunulmaması hâlinde işlem kayıt sistemindeki tahsisatlar üzerinde teslim yükümlülüğünün ifası dışındaki işlemlerin engellenebilmesi de operasyonel risk değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır. <a href="https://www.iklim.gov.tr/taslaklar-i-2124">Türkiye Yeşil Taksonomisi</a> ve ETS’ye ilişkin ikincil düzenlemelerin bir bölümü henüz taslak veya gelişim aşamasında bulunduğundan, işlem belgelerinde mevzuat değişikliği ve uyum maliyeti risklerinin ayrıca ele alınması uygun olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Birleşme ve devralma sözleşmelerinde emisyon verilerinin doğruluğuna, geçmiş raporlamalara, karbon bedellerine, mevzuata uyuma ve devam eden incelemelere ilişkin beyan ve tekeffüller öngörülebilir. Tespit edilen riskin niteliğine göre özel tazmin hükümleri, sorumluluk sınırları, bedel uyarlaması, teminat hesabı veya kapanış öncesi yükümlülükler düzenlenebilir. Finansman süreçlerinde ise karbon maliyetinin nakit akışına, yatırım ihtiyacına ve şirketin AB pazarındaki sözleşmelerine etkisinin kredi ve teminat yapısıyla birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.</p>
<h2><strong>7. SKDM Kaynaklı Ticari Uyuşmazlıklar</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">SKDM’nin ticari ilişkilere uygulanması sırasında hatalı veya geç sunulan emisyon verileri, karbon maliyetinin satış fiyatına dâhil olup olmadığı, doğrulama giderlerinin hangi tarafça karşılanacağı, varsayılan değerlerin kullanılmasından kaynaklanan ilave sertifika maliyeti, gümrük işlemlerindeki gecikmeler ve gizli bilgilerin amacı dışında kullanılması gibi nedenlerle uyuşmazlıklar ortaya çıkabilir. Bu uyuşmazlıklarda zararın hangi olaydan kaynaklandığının ve taraflardan hangisine isnat edilebileceğinin belirlenmesi, teknik hesaplama ve doğrulama kayıtlarının korunmasına bağlı olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle sözleşmelerde uygulanacak hukuk ve uyuşmazlık çözüm yönteminin yanında bildirim, inceleme, denetim ve delil saklama usulleri de düzenlenmelidir. Teknik nitelikteki emisyon hesaplamaları için bağımsız uzman incelemesi veya uzman belirlemesi mekanizması öngörülmesi, uyuşmazlığın tahkim veya dava öncesinde sınırlandırılmasına katkı sağlayabilir. Sorumluluk hükümlerinin açık, ölçülü ve uygulanabilir biçimde hazırlanması, SKDM kaynaklı zararların öngörülebilir hâle getirilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>
<h2><strong>8. Sonuç ve Değerlendirme</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, yalnızca emisyonların hesaplanmasına ilişkin teknik bir düzenleme olarak değil; fiyatlandırma, veri yönetimi, sözleşmesel sorumluluk, kurumsal yönetim ve yatırım kararlarını birlikte etkileyen bir uyum alanı olarak değerlendirilmelidir. AB’ye ihracat yapan şirketler tarafından ürün ve tesis bazındaki emisyon verilerinin güvenilirliği sağlanmalı, veri paylaşım süreçleri ticari sırların korunmasıyla uyumlu hâle getirilmeli ve mevcut tedarik sözleşmeleri SKDM maliyetleri ile sorumluluk hükümleri bakımından gözden geçirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">SKDM’ye uyum için kurulacak yapının şirketin üretim yöntemi, ihracat modeli ve sözleşme ağı dikkate alınarak belirlenmesi gerekmektedir. Teknik hesaplama ve doğrulama süreçleri ile <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/uyum-compliance-ve-sorusturmalar/">hukuki risk yönetiminin</a> birlikte yürütülmesi; ilave maliyetlerin, veri ihlallerinin ve ticari uyuşmazlıkların sınırlandırılması bakımından daha öngörülebilir bir çerçeve sağlayacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş Yerinde Yapay Zekâ Kullanımının KVKK, Ticari Sırlar ve Hukuki Riskler Bakımından Değerlendirilmesi</title>
		<link>https://www.cetinavukatlik.com/is-yerinde-yapay-zeka-kullanimi-hukuki-riskler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çetin Avukatlık Ofisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 15:08:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cetinavukatlik.com/?p=7384</guid>

					<description><![CDATA[İş yerinde yapay zekâ kullanımı, şirketlerin bilgiye erişim, metin hazırlama, veri analizi, müşteri hizmetleri, yazılım geliştirme, insan kaynakları ve karar alma süreçlerini önemli ölçüde değiştirmektedir. Üretken yapay zekâ araçları sayesinde daha önce uzun sürede tamamlanan pek çok iş kısa sürede gerçekleştirilebilmekte, tekrarlayan görevler azaltılabilmekte ve çalışanların daha yüksek katma değer taşıyan faaliyetlere yönelmesi sağlanabilmektedir. Bununla]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">İş yerinde yapay zekâ kullanımı, şirketlerin bilgiye erişim, metin hazırlama, veri analizi, müşteri hizmetleri, yazılım geliştirme, insan kaynakları ve karar alma süreçlerini önemli ölçüde değiştirmektedir. Üretken yapay zekâ araçları sayesinde daha önce uzun sürede tamamlanan pek çok iş kısa sürede gerçekleştirilebilmekte, tekrarlayan görevler azaltılabilmekte ve çalışanların daha yüksek katma değer taşıyan faaliyetlere yönelmesi sağlanabilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bununla birlikte söz konusu araçların iş süreçlerine kontrolsüz biçimde dâhil edilmesi, kişisel verilerin korunması, ticari sırların açıklanması, müşteri bilgilerinin üçüncü taraflara aktarılması, fikri mülkiyet haklarının ihlali, hatalı çıktıların kullanılması ve çalışanların hukuki sorumluluğu gibi önemli riskler doğurabilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kişisel Verileri Koruma Kurumu tarafından Şubat 2026 tarihinde yayımlanan <a href="https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/8674/is-yerlerinde-uretken-yapay-zeka-araclarinin-kullanimi?utm_source=chatgpt.com">İş Yerlerinde Üretken Yapay Zekâ Araçlarının Kullanımı</a> başlıklı dokümanda da üretken yapay zekâ araçlarının her zaman açık bir kurumsal politika ve yönlendirme çerçevesinde kullanılmadığına dikkat çekilmiştir. Çalışanların günlük işlerini kolaylaştırmak amacıyla kendi tercihleri doğrultusunda bu araçlardan yararlanması, kullanımın şirket tarafından izlenmesini ve yönetilmesini güçleştirebilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle iş yerinde yapay zekâ kullanımı yalnızca teknolojik bir tercih veya verimlilik meselesi olarak görülmemelidir. Kullanılacak araçların, bu araçlara aktarılabilecek bilgilerin ve üretilen çıktıların hangi koşullarda kullanılacağının hukuki, teknik ve kurumsal bir çerçeveye bağlanması gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>1. İş Yerinde Yapay Zekâ Kullanımının Hukuki Çerçevesi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’de iş yerinde yapay zekâ kullanımını bütün yönleriyle düzenleyen tek ve özel bir kanun henüz bulunmamaktadır. Bununla birlikte yapay zekâ aracılığıyla gerçekleştirilen işlemler mevcut hukuk kurallarının dışında kalmamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ kullanımının niteliğine göre <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6698&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6098&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=4857&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">4857 sayılı İş Kanunu</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5846&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=3" target="_blank" rel="noopener">5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu</a> ve <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">5237 sayılı Türk Ceza Kanunu</a> hükümleri uygulama alanı bulabilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirket tarafından kullanılan yapay zekâ aracına müşteri bilgileri, çalışan kayıtları, sözleşmeler, elektronik yazışmalar veya gerçek kişilere ilişkin başka bilgiler girildiğinde kişisel veri işleme faaliyeti meydana gelebilecektir. Teknik çizimler, fiyatlandırma bilgileri, teklif dosyaları, üretim süreçleri, müşteri portföyleri veya şirket stratejileri paylaşıldığında ise ticari sır ve gizlilik yükümlülükleri gündeme gelecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ aracından elde edilen bir metnin, görselin, yazılım kodunun veya raporun kullanılması hâlinde fikri mülkiyet hakları ile çıktının doğruluğundan doğan sorumluluk ayrıca değerlendirilmelidir. Bu kapsamda şirketlerin <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/internet-ve-bilisim-hukuku/?utm_source=chatgpt.com">İnternet ve Bilişim Hukuku</a>, <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/kisisel-verileri-koruma-hukuku/?utm_source=chatgpt.com">Kişisel Verileri Koruma Hukuku</a> ve <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/fikri-mulkiyet-hukuku/?utm_source=chatgpt.com">Fikri Mülkiyet Hukuku</a> alanlarında ortaya çıkabilecek yükümlülükleri birlikte ele alınmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>2. Kontrol Dışı Kullanım ve Gölge Yapay Zekâ Sorunu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Şirket tarafından onaylanmamış yapay zekâ araçlarının çalışanlar tarafından iş süreçlerinde kullanılması, gölge yapay zekâ olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda kullanılan uygulamalar, aktarılan veriler, kabul edilen hizmet koşulları ve elde edilen çıktıların hangi işlerde kullanıldığı şirket tarafından bilinememektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çalışan tarafından kişisel bir hesap üzerinden kullanılan bir yapay zekâ aracına müşteri sözleşmesinin yüklenmesi, satış raporlarının özetletilmesi veya çalışan öz geçmişlerinin değerlendirilmesi bu kapsamda ele alınabilir. Şirketin bilgi teknolojileri sisteminde herhangi bir kurulum yapılmamış olsa dahi şirket verileri üçüncü taraf bir hizmete aktarılmış olabilecektir. Kişisel Verileri Koruma Kurumu, üretken yapay zekâ araçlarının tamamen yasaklanmasına dayalı yaklaşımların uygulamada gerçekçi sonuçlar doğurmayabileceğini belirtmektedir. Katı yasakların çalışanları kurumsal görünürlük dışında kullanıma yöneltebileceği, bu nedenle yasaklama yerine yönlendirme, denge ve farkındalık temelli bir yaklaşımın benimsenmesinin daha uygun olacağı ifade edilmektedir.  Bu yaklaşım uyarınca şirket tarafından kullanılmasına izin verilen yapay zekâ araçları belirlenmeli, kullanım amaçları açıklanmalı ve hangi bilgi türlerinin bu araçlara girilemeyeceği çalışanlara bildirilmelidir. Kullanımın tamamen çalışanların bireysel değerlendirmesine bırakılması kadar bütün araçların koşulsuz biçimde yasaklanması da etkin bir risk yönetimi sağlamayabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>3. Yapay Zekâ Kullanımında KVKK Yükümlülükleri</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3.1.  Yapay Zekâ Aracına Veri Girilmesi Kişisel Veri İşleme Sayılabilir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kişisel verilerin yapay zekâ aracına komut, dosya, görsel, ses kaydı veya başka bir içerik şeklinde sunulması, veriler üzerinde otomatik yöntemlerle işlem gerçekleştirilmesine neden olabilecektir. Bu nedenle kişisel verilerin yalnızca şirket sisteminde tutulduğu, yapay zekâ aracına yüklenmesiyle yeni bir veri işleme faaliyetinin meydana gelmediği yönündeki değerlendirme isabetli olmayacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ sistemine girilen komutların saklanması, analiz edilmesi, hizmetin geliştirilmesinde kullanılması veya farklı ülkelerde bulunan sunuculara gönderilmesi mümkündür. Bu hususlar kullanılan aracın teknik yapısına, hesap türüne, abonelik modeline ve hizmet koşullarına göre değişebilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ücretsiz ve kamuya açık bir yapay zekâ aracı ile kurumsal sözleşme kapsamında sunulan bir hizmet aynı veri işleme koşullarına sahip olmayabilir. Bu nedenle yalnızca aracın markasına veya genel tanıtımına bakılarak değerlendirme yapılmamalı, şirket tarafından kullanılan somut hizmet modeli incelenmelidir. Kişisel Verileri Koruma Kurumu tarafından hazırlanan <a href="https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/8547/uretken-yapay-zeka-ve-kisisel-verilerin-korunmasi-rehberi-15-soruda?utm_source=chatgpt.com">Üretken Yapay Zekâ ve Kişisel Verilerin Korunması Rehberi</a> kapsamında da üretken yapay zekâ sistemlerinin yaşam döngüsü boyunca meydana gelen kişisel veri işleme faaliyetlerinin KVKK hükümleri çerçevesinde ele alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3.2. Veri Sorumlusu ve Veri İşleyen Rolleri Belirlenmelidir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İş süreçlerinde yapay zekâ kullanılması, şirketin kişisel veriler bakımından taşıdığı sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır. Hangi kişisel verilerin hangi amaçlarla işleneceğine karar veren şirket, çoğu durumda veri sorumlusu sıfatını koruyacaktır. Yapay zekâ hizmetini sunan kuruluşun veri işleyen veya bağımsız veri sorumlusu olarak hareket edip etmediği ise hizmet şartlarına ve fiilî veri işleme sürecine göre belirlenmelidir. Hizmet sağlayıcının verileri yalnızca şirketin talimatları doğrultusunda işlemesi ile verileri kendi ürününü geliştirmek veya başka bağımsız amaçlarla kullanması aynı hukuki sonucu doğurmayacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle sağlayıcının gizlilik politikası, veri işleme sözleşmesi, alt hizmet sağlayıcıları, veri saklama süreleri ve model eğitimi için verileri kullanıp kullanmadığı incelenmeden kurumsal kullanıma geçilmemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3.3. KVKK Kapsamındaki Temel İlkelere Uyulmalıdır</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ aracılığıyla gerçekleştirilen kişisel veri işleme faaliyetlerinde KVKK’nın 4. maddesinde yer alan temel ilkelere uyulması gerekmektedir. İşleme faaliyetinin hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olması, belirli ve meşru bir amaca dayanması, amaçla bağlantılı ve ölçülü tutulması, verilerin doğru ve güncel olması ile yalnızca gerekli süre boyunca muhafaza edilmesi sağlanmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir müşteri şikâyetinin özetlenmesi için kişinin kimlik numarası, adresi ve banka bilgilerinin de yapay zekâ aracına girilmesi çoğu durumda ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Benzer şekilde bir sözleşme hükmünün dil bakımından gözden geçirilmesi için tarafların kimlik ve iletişim bilgilerinin paylaşılması gerekli olmayabilir. Kullanım amacı mümkün olduğunca kişisel veriden arındırılmış metinler üzerinden gerçekleştirilmeli, kişiyi belirlemeye yarayan unsurlar kaldırılmalı ve yalnızca ihtiyaç duyulan bilgiler işlenmelidir. Kurum tarafından yayımlanan dokümanda da belirli kişi adları, tarih, konum ve benzeri ayırt edici unsurlar yerine daha genel anlatımlar kullanılmasının daha ihtiyatlı bir yaklaşım oluşturacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte bir metinden yalnızca ad ve soyadın çıkarılması her zaman anonimleştirme anlamına gelmemektedir. Meslek, görev, işlem tarihi, şirket içindeki pozisyon veya olayın ayrıntıları üzerinden kişinin yeniden belirlenebilmesi mümkünse kişisel veri niteliği devam edecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3.4. Veri İşleme Şartı Belirlenmelidir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ kullanımı kapsamında işlenen her kişisel veri için KVKK’nın 5. veya 6. maddesinde öngörülen geçerli bir veri işleme şartının bulunması gerekmektedir. Şirketin aynı veriyi kendi bilgi sisteminde hukuka uygun biçimde işliyor olması, bu verinin başka bir yapay zekâ hizmetine aktarılmasını otomatik olarak hukuka uygun hâle getirmemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İşleme amacı, kullanılan aracın niteliği ve sağlayıcının veriler üzerindeki tasarrufu ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle çalışan sağlık verileri, biyometrik veriler, ceza mahkûmiyeti bilgileri ve diğer özel nitelikli kişisel veriler bakımından daha sınırlayıcı bir yaklaşım benimsenmelidir. İşe alım, performans değerlendirmesi veya disiplin süreçlerinde yapay zekâ kullanılması hâlinde yalnızca işverenin operasyonel menfaati dikkate alınmamalıdır. Çalışanın temel hakları, makul beklentileri ve otomatik değerlendirmeden doğabilecek sonuçlar da göz önünde bulundurulmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3.5 Aydınlatma Yükümlülüğü Gözden Geçirilmelidir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Şirketin çalışan, müşteri, tedarikçi veya başka ilgili kişilere ait verileri yapay zekâ sistemleri aracılığıyla işlemesi hâlinde mevcut aydınlatma metinlerinin bu faaliyeti kapsayıp kapsamadığı incelenmelidir. Aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilirken işlenen veri kategorileri, işleme amaçları, hukuki sebepler, aktarım yapılan taraflar ve ilgili kişinin hakları açık biçimde belirtilmelidir. Genel ve belirsiz ifadelerle hazırlanan bir aydınlatma metninin her türlü gelecekteki yapay zekâ kullanımını kapsadığı kabul edilmemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirketin yapay zekâyı müşteri hizmetlerinde, insan kaynaklarında veya pazarlama faaliyetlerinde farklı amaçlarla kullanması hâlinde her süreç bakımından ayrı veri akışları ortaya çıkabilecektir. Bu nedenle aydınlatma metinleri yalnızca bir belge güncellemesi olarak değil, fiilî veri işleme faaliyetinin hukuki açıklaması olarak ele alınmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3.6. Yurt Dışına Veri Aktarımı İncelenmelidir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Pek çok yapay zekâ hizmeti yurt dışında kurulu şirketler tarafından sunulmakta ve veriler farklı ülkelerde bulunan sunucularda işlenebilmektedir. Kullanılan hizmette kişisel verilerin Türkiye dışına gönderilmesi hâlinde KVKK’nın 9. maddesinde düzenlenen yurt dışına aktarım hükümleri uygulanacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yurt dışına veri aktarımı bakımından hizmet sağlayıcının merkezinin nerede bulunduğu tek başına yeterli değildir. Verilerin fiilen hangi ülkelerde işlendiği, alt veri işleyenlere aktarılıp aktarılmadığı ve teknik destek süreçlerinde başka ülkelerden erişim sağlanıp sağlanmadığı belirlenmelidir. KVKK’da 2024 yılında yapılan değişikliklerle standart sözleşmeler ve bağlayıcı şirket kuralları uygun güvence yöntemleri arasında düzenlenmiştir. Standart sözleşme kullanılması hâlinde sözleşmenin imzalanmasından itibaren beş iş günü içinde Kuruma bildirim yapılması gerekmektedir. Yapay zekâ hizmeti satın alınırken veri aktarım mekanizmasının ayrıca kurulması ve belgelendirilmesi önem taşımaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3.7. Veri Güvenliğine İlişkin Tedbirler Alınmalıdır</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">KVKK’nın 12. maddesi uyarınca kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini ve erişilmesini önlemek ile verilerin muhafazasını sağlamak amacıyla gerekli teknik ve idari tedbirlerin alınması gerekmektedir. Yapay zekâ kullanımına ilişkin bir politika hazırlanması, yetkilendirme yapılması, kullanıcı hesaplarının merkezi biçimde yönetilmesi, çok aşamalı kimlik doğrulama kullanılması, erişim kayıtlarının tutulması ve çalışanlara düzenli eğitim verilmesi idari ve teknik tedbirlerin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Şirket tarafından izin verilen kurumsal hesaplar yerine kişisel hesapların kullanılması, verilere kimlerin eriştiğinin ve içeriklerin ne kadar süre saklandığının belirlenmesini güçleştirecektir. Çalışanın işten ayrılması hâlinde kişisel hesapta kalan şirket verilerine erişilememesi de ayrı bir güvenlik sorunu doğurabilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kişisel Verileri Koruma Kurumunun <a href="https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/2040/Veri-Guvenligine-Iliskin-Yukumlulukler?utm_source=chatgpt.com">Kişisel Veri Güvenliği Rehberi</a> uyarınca teknik ve idari tedbirlerin birlikte ele alınması gerekmektedir. Yalnızca çalışanlara gizlilik taahhüdü imzalatılması veya yalnızca teknik erişim kısıtlaması uygulanması yeterli bir güvenlik modeli oluşturmayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>4. Ticari Sırlar ve Şirkete Ait Gizli Bilgiler</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ araçlarının iş yerinde kullanılmasından doğan riskler yalnızca kişisel verilerle sınırlı değildir. Bir bilgi kişisel veri niteliği taşımadığı hâlde şirket açısından yüksek ticari değere sahip olabilir. Ürün reçeteleri, üretim teknikleri, kaynak kodları, maliyet hesaplamaları, fiyat listeleri, yatırım planları, müşteri portföyleri, pazarlama stratejileri, teklif dosyaları ve henüz kamuya açıklanmamış finansal bilgiler ticari sır veya şirket sırrı niteliği taşıyabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Türk Borçlar Kanunu’nun 396. maddesi uyarınca işçi, işi sırasında öğrendiği üretim ve iş sırlarını kendi yararına kullanmamak ve başkalarına açıklamamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde iş ilişkisinin sona ermesinden sonra da devam etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Türk Ticaret Kanunu’nun haksız rekabete ilişkin hükümleri kapsamında üretim ve iş sırlarının hukuka aykırı biçimde değerlendirilmesi veya başkalarına bildirilmesi dürüstlük kuralına aykırı davranış olarak kabul edilmektedir. Ticari sırların açıklanması bazı durumlarda Türk Ceza Kanunu’nun 239. maddesi kapsamında cezai sorumluluğa da neden olabilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir çalışanın şirket sırrını yapay zekâ aracına girmesi, bilginin şirket dışındaki bir hizmet sağlayıcının sistemine aktarılması sonucunu doğurabilir. Çalışanın bilgiyi kamuya açıklama amacı taşımaması veya yalnızca işini kolaylaştırmayı hedeflemesi bu sonucu her durumda ortadan kaldırmayacaktır. Hizmet sağlayıcının sözleşmesinde verilerin model geliştirme, kalite kontrolü veya güvenlik incelemesi amacıyla kullanılabileceği belirtilmişse şirket bilgisinin üçüncü taraflarca işlenmesi söz konusu olabilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle ticari sırların korunması yalnızca çalışanların iyi niyetine bırakılamaz. Hangi bilgilerin gizli kabul edildiği, bu bilgilerin hangi sistemlerde işlenebileceği ve yapay zekâ araçlarına aktarımın hangi durumlarda yasak olduğu açıkça belirlenmelidir. Ticari sır niteliğinin korunabilmesi ve olası bir uyuşmazlıkta ispat kolaylığı sağlanabilmesi için şirket tarafından makul koruma tedbirlerinin alındığının gösterilebilmesi önem taşımaktadır. Gizlilik sınıflandırması, erişim yetkileri, çalışan eğitimleri, sözleşmesel hükümler ve teknik kısıtlamalar bu bakımdan birlikte kullanılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>5. İş Hukuku Bakımından Çalışan ve İşveren Sorumluluğu</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">İşverenin yönetim hakkı kapsamında işin yürütülmesine ve iş yerindeki davranışlara ilişkin genel düzenlemeler yapılabilmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 399. maddesinde de işverenin işin görülmesi ve işçilerin iş yerindeki davranışları hakkında genel düzenlemeler yapabileceği ve özel talimat verebileceği kabul edilmiştir. Bu kapsamda çalışanların hangi yapay zekâ araçlarını kullanabileceği, hangi bilgileri bu araçlara giremeyeceği ve çıktıların hangi kontrollerden geçirilmesi gerektiği düzenlenebilir. Söz konusu kurallar iş sözleşmesine, personel yönetmeliğine, bilgi güvenliği politikasına veya ayrı bir yapay zekâ kullanım politikasına dâhil edilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çalışanın açıkça bildirilen bir kurala aykırı biçimde müşteri verilerini veya ticari sırları yapay zekâ aracına yüklemesi, sadakat ve özen borcunun ihlâli olarak değerlendirilebilir. Ancak bu durumun doğrudan ve her olayda haklı fesih sebebi oluşturduğu kabul edilmemelidir. İhlalin niteliği, çalışanın kusuru, paylaşılan bilginin hassasiyeti, meydana gelen zarar, önceki uyarılar ve şirket tarafından yeterli eğitim verilip verilmediği birlikte değerlendirilmelidir. Uygulanacak disiplin yaptırımının ölçülü olması ve somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerekir. Şirket tarafından herhangi bir politika oluşturulmamış, çalışanlara eğitim verilmemiş ve kişisel hesapların kullanımı uzun süre görmezden gelinmişse bütün sorumluluğun çalışana yüklenmesi güçleşebilecektir. İşverenin organizasyon ve gözetim yükümlülüğü de ayrıca dikkate alınmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çalışanların yapay zekâ kullanımının denetlenmesi sırasında kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliği ihlal edilmemelidir. Kullanım kayıtlarının izlenmesi, ekran faaliyetlerinin takip edilmesi veya çalışan yazışmalarının denetlenmesi ölçülülük ve aydınlatma ilkelerine uygun biçimde gerçekleştirilmelidir. Bu konuya ilişkin ayrıntılı açıklamalar <a href="https://www.cetinavukatlik.com/isveren-icin-dijital-gozetim-rehberi/?utm_source=chatgpt.com">İşveren İçin Dijital Gözetim Rehberi</a> başlıklı yayınımızda ele alınmıştır. Yapay zekâ araçları öz geçmişlerin sınıflandırılması, adayların ön değerlendirmeye tabi tutulması, çalışan performansının analiz edilmesi ve eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi amacıyla kullanılabilmektedir. Bu süreçlerde kullanılan veriler çalışan veya aday hakkında hukuki ve ekonomik sonuçlar doğurabilecektir. Veri setindeki hatalar, geçmiş ayrımcı uygulamalar veya modelin çalışma biçimi nedeniyle belirli grupların sistematik olarak dezavantajlı hâle gelmesi mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;">KVKK’nın 11. maddesi kapsamında ilgili kişiye, işlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler aracılığıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme hakkı tanınmıştır. Bu nedenle işe alım veya performans değerlendirmesi gibi önemli kararların yalnızca yapay zekâ çıktısına bırakılması sakıncalı olacaktır.  Yapay zekâ tarafından oluşturulan değerlendirme, kararın tek ve nihai dayanağı olarak kullanılmamalıdır. Yetkin bir insan tarafından kontrol yapılmalı, modelin hangi kriterlere göre sonuca ulaştığı mümkün olduğunca anlaşılmalı ve ilgili kişiye gerektiğinde kararın yeniden incelenmesini talep edebileceği bir süreç sunulmalıdır. <a href="https://www.edpb.europa.eu/home_en" target="_blank" rel="noopener">Avrupa Veri Koruma Kurulu</a> tarafından yayımlanan büyük dil modellerine ilişkin risk çalışmasında da önemli hukuki sonuç doğurabilecek işlemlerde insan müdahalesinin sisteme dâhil edilmesi, çıktıların doğruluk ve adalet bakımından yetkin kişilerce incelenmesi ve hatalı sonuçlar için açık yönlendirme süreçlerinin kurulması önerilmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>6. Hatalı Çıktılar ve Otomasyon Yanlılığı</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Üretken yapay zekâ araçları biçimsel olarak tutarlı ve ikna edici görünen ancak gerçeğe aykırı bilgiler üretebilmektedir. Yanlış mevzuat hükümleri, mevcut olmayan mahkeme kararları, hatalı finansal veriler veya gerçeğe uygun olmayan teknik açıklamalar oluşturulabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kişisel Verileri Koruma Kurumu tarafından yayımlanan iş yeri dokümanında bu durum halüsinasyon ve otomasyon ön yargısı kavramları üzerinden ele alınmıştır. Çalışanların yapay zekâ çıktısına aşırı güvenmesi ve kendi muhakemesini ikinci plana bırakması, hatalı bilgilerin iş süreçlerine dâhil edilmesine neden olabilecektir.  Yapay zekâ aracı tarafından hazırlanmış bir sözleşmenin, hukuki görüşün, teknik raporun veya müşteri bilgilendirmesinin kontrol edilmeden kullanılması hâlinde sorumluluk kural olarak araca yüklenemeyecektir. Çıktıyı iş sürecine dâhil eden şirket ve işlemi gerçekleştiren kişiler bakımından sözleşmesel, idari veya haksız fiil sorumluluğu gündeme gelebilecektir. Bu nedenle yapay zekâ çıktılarının doğruluğu, güncelliği ve somut olaya uygunluğu yetkin kişiler tarafından kontrol edilmelidir. Kullanılan kaynaklar ayrıca doğrulanmalı ve önemli kararlar bakımından yalnızca yapay zekâ tarafından üretilen sonuca dayanılmamalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>7. Fikri Mülkiyet Hakları Bakımından Riskler</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ aracına yüklenen metinler, görseller, yazılım kodları ve tasarımlar üçüncü kişilere ait fikri mülkiyet haklarını içerebilir. Şirketin kullanma yetkisine sahip olmadığı bir eserin yapay zekâ aracına yüklenmesi çoğaltma, işleme veya paylaşma hakları bakımından uyuşmazlık doğurabilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ tarafından oluşturulan çıktının daha önce oluşturulmuş bir eserle benzerlik taşıması da mümkündür. Çıktının sistem tarafından üretilmiş olması, şirketi üçüncü kişilerin telif, marka veya tasarım haklarına ilişkin taleplerden kendiliğinden korumaz. Hizmet sağlayıcının kullanım koşullarında çıktılar üzerindeki haklara, üçüncü kişi iddialarına ve tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümler dikkatle incelenmelidir. Çalışanlar tarafından hazırlanan komutların ve çıktıların şirket içindeki hak sahipliği de iş sözleşmeleri ve fikri mülkiyet hükümleriyle açıklığa kavuşturulmalıdır. Yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin telif hakkı ve hak sahipliği boyutu <a href="https://www.cetinavukatlik.com/fikri-ve-sinai-mulkiyet-haklari-baglaminda-yapay-zeka-ve-yapay-zekanin-yarattiklari/">Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Bağlamında Yapay Zekâ ve Yapay Zekânın Yarattıkları</a> başlıklı yayınımızda ayrıntılı olarak incelenmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>8. Yapay Zekâ Hizmet Sağlayıcılarıyla Yapılan Sözleşmeler</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ aracının şirket tarafından kurumsal ölçekte kullanılmasına karar verilmesi hâlinde standart çevrim içi koşullarla yetinilmemesi gerekir. Hizmet sağlayıcıyla kurulacak sözleşme şirketin faaliyetinin niteliğine ve işlenecek verilere göre incelenmelidir. Sözleşmede verilerin hangi amaçlarla kullanılacağı, model eğitiminde kullanılıp kullanılmayacağı, saklama süreleri, silme usulleri, alt hizmet sağlayıcılar, veri merkezlerinin bulunduğu ülkeler, güvenlik standartları ve veri ihlali hâlinde uygulanacak bildirim süreçleri düzenlenmelidir. Sağlayıcının gizlilik yükümlülüğü, denetim hakkı, hizmet seviyeleri, sistem kesintileri, çıktıların fikri mülkiyet durumu, üçüncü kişi talepleri ve sorumluluk sınırları da açık hâle getirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet sağlayıcının sorumluluğunu çok düşük bir tutarla sınırlandırdığı, verileri kendi amaçları için kullanabildiği veya tek taraflı olarak hizmet koşullarını değiştirebildiği sözleşmeler şirket açısından önemli riskler doğurabilir. Bu nedenle yapay zekâ hizmet sözleşmeleri yalnızca bir yazılım aboneliği olarak değerlendirilmemeli, kişisel veri, gizlilik, fikri mülkiyet, bilgi güvenliği ve ticari süreklilik hükümlerini içeren kapsamlı teknoloji sözleşmeleri olarak ele alınmalıdır. Şirketlere özel sözleşme yapılarının oluşturulması bakımından <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/sozlesmeler-hukuku/?utm_source=chatgpt.com">Sözleşmeler Hukuku</a> çalışmaları önem taşımaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>9. Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğünün Türk Şirketlerine Etkisi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX:32024R1689" target="_blank" rel="noopener">Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğü</a> 01.08.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yasaklanan yapay zekâ uygulamaları ve yapay zekâ okuryazarlığına ilişkin hükümler 02.02.2025 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Genel amaçlı yapay zekâ modellerine ilişkin bazı yükümlülükler ise 02.08.2025 tarihinde uygulamaya girmiştir. Tüzüğün genel uygulama tarihi 02.08.2026 olmakla birlikte bazı yüksek riskli sistemlere ilişkin takvim değişiklik ve geçiş düzenlemelerine konu olmaktadır.  Tüzük yalnızca Avrupa Birliği içinde kurulmuş şirketler bakımından önem taşımamaktadır. Avrupa Birliği pazarına yapay zekâ sistemi sunan, Avrupa Birliği içinde faaliyet gösteren kuruluşlara hizmet veren veya yapay zekâ çıktıları Avrupa Birliği içinde kullanılan Türk şirketleri bakımından da uygulama alanı ayrıca incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İşe alım, çalışan seçimi, görev dağılımı, performans değerlendirmesi ve iş ilişkisinin sona erdirilmesi gibi alanlarda kullanılan bazı yapay zekâ sistemleri yüksek riskli sistem olarak değerlendirilebilecektir. Bu nedenle Avrupa Birliği ile bağlantılı şirketlerin insan kaynakları süreçlerinde kullandıkları sistemleri ayrıca sınıflandırması gerekmektedir. Tüzükte düzenlenen yapay zekâ okuryazarlığı yükümlülüğü de şirket içi eğitimlerin önemini artırmaktadır. Çalışanlara yalnızca aracı nasıl kullanacakları değil, sistemin sınırları, veri güvenliği riskleri, hatalı çıktı ihtimali ve insan denetiminin önemi de anlatılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>10. Şirketlerde Yapay Zekâ Kullanım Politikası Nasıl Hazırlanmalıdır?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Kişisel Verileri Koruma Kurumu, iş yerlerinde yapay zekâ kullanımının doğru sınırlarını belirleyen açık bir kurumsal politika veya yönlendirme çerçevesi oluşturulmasını önermektedir. Politikada kullanılabilecek araçların, kullanım amaçlarının, paylaşılabilecek bilgi türlerinin, çıktıların kullanım esaslarının ve çalışan eğitimlerinin belirlenmesi gerektiği ifade edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>10.1. İzin Verilen Araçlar Belirlenmelidir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Şirket tarafından güvenlik ve hukuki incelemeden geçirilmiş araçlar belirlenmeli, çalışanların farklı ve onaylanmamış hizmetleri kullanması sınırlandırılmalıdır. Her araç için aynı izin düzeyi tanınmamalıdır. İnternet üzerinde kamuya açık bilgilerin özetlenmesi amacıyla kullanılabilecek bir araç, müşteri dosyalarının veya şirket içi belgelerin işlenmesi bakımından uygun olmayabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>10.2. Bilgi Sınıflandırması Yapılmalıdır</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Şirket verileri kamuya açık, şirket içi, gizli ve çok gizli gibi sınıflara ayrılabilir. Hangi sınıftaki verilerin yapay zekâ araçlarına girilebileceği açık biçimde belirtilmelidir. Kişisel veriler, ticari sırlar, müşteri belgeleri, hukukî süreçlere ilişkin bilgiler, insan kaynakları kayıtları, finansal bilgiler ve henüz yayımlanmamış şirket kararları için daha sıkı kurallar öngörülmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>10.3. İnsan Kontrolü Zorunlu Tutulmalıdır</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ çıktılarının doğrudan müşterilere gönderilmesi, sözleşmelere eklenmesi, resmî başvurularda kullanılması veya yönetim kararlarına dayanak yapılması öncesinde yetkin bir kişi tarafından kontrol edilmesi sağlanmalıdır. Kontrol yükümlülüğü yalnızca yazım hatalarının giderilmesi şeklinde anlaşılmamalıdır. İçeriğin doğruluğu, hukuka uygunluğu, güncelliği, kaynakları ve şirket politikalarıyla uyumu değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>10.4. Kurumsal Hesap Kullanımı Sağlanmalıdır</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Mümkün olduğu ölçüde kişisel hesaplar yerine şirket tarafından açılan ve merkezi olarak yönetilen hesaplar kullanılmalıdır. Kullanıcı yetkileri görevle sınırlı tutulmalı ve işten ayrılma hâlinde erişimler kapatılmalıdır. Kayıtların ne kadar süre tutulacağı, kimler tarafından incelenebileceği ve hangi durumlarda silineceği önceden belirlenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>10.5. İhlal Bildirim Süreci Oluşturulmalıdır</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir çalışanın yanlışlıkla kişisel veri veya ticari sır paylaşması hâlinde durumu kime bildireceği açık biçimde düzenlenmelidir. Çalışanın olayı gizlemesine neden olabilecek aşırı cezalandırıcı bir bildirim sistemi yerine hızlı müdahaleyi teşvik eden bir süreç kurulmalıdır. Sağlayıcıdan verilerin silinmesinin talep edilmesi, hesabın geçici olarak kapatılması, erişim kayıtlarının incelenmesi ve veri ihlali bildirimi gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi için sorumlu birimler belirlenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>10.6. Düzenli Eğitim Verilmelidir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Politikanın çalışanlara yalnızca elektronik posta ile gönderilmesi yeterli olmayacaktır. Gerçek kullanım örnekleri üzerinden eğitim verilmeli ve hangi bilgilerin paylaşılmaması gerektiği somut biçimde açıklanmalıdır. İnsan kaynakları, hukuk, finans, satış, pazarlama ve yazılım ekiplerinin riskleri farklı olduğundan eğitim içerikleri görev alanlarına göre uyarlanmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>10.7. Politika Düzenli Olarak Güncellenmelidir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ araçlarının teknik özellikleri ve hizmet koşulları kısa sürelerde değişebilmektedir. Şirket tarafından onaylanan bir aracın veri kullanım şartları daha sonra farklılaştırılabilir. Bu nedenle politika sabit bir belge olarak görülmemeli, belirli aralıklarla ve önemli teknoloji değişikliklerinden sonra yeniden değerlendirilmelidir. Bu süreç şirketin genel <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/uyum-compliance-ve-sorusturmalar/?utm_source=chatgpt.com">Uyum ve Soruşturmalar</a> yapısına dâhil edilmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>11. Şirketler İçin Uygulanabilir Uyum Süreci</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">İlk aşamada çalışanların hâlen hangi yapay zekâ araçlarını kullandığı tespit edilmelidir. Yalnızca bilgi teknolojileri birimi tarafından satın alınan uygulamalar değil, çalışanların kendi hesaplarıyla kullandığı araçlar da envantere dâhil edilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İkinci aşamada her kullanım örneği bakımından girilen veriler, kullanım amacı, hizmet sağlayıcı, veri saklama koşulları ve yurt dışına aktarım durumu belirlenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üçüncü aşamada kullanım örnekleri risk seviyelerine ayrılmalıdır. Kamuya açık bilgilerin özetlenmesi ile müşteri dosyalarının analiz edilmesi aynı risk kategorisinde değerlendirilmemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dördüncü aşamada hizmet sağlayıcıların sözleşmeleri, gizlilik politikaları, güvenlik önlemleri ve alt hizmet sağlayıcıları incelenmelidir. Gerekli olması hâlinde veri işleme sözleşmeleri ve yurt dışına aktarım mekanizmaları oluşturulmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Beşinci aşamada şirketin yapay zekâ kullanım politikası hazırlanmalı, iş sözleşmeleri, gizlilik taahhütleri, bilgi güvenliği politikaları ve KVKK dokümanlarıyla uyumu sağlanmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Son aşamada çalışanlara eğitim verilmeli, kullanım kayıtlarının takibi ve ihlal bildirim süreci oluşturulmalı, sistem belirli aralıklarla denetlenmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>12. Uygulamada Öne Çıkan Hukuki Sorunlar</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;"><strong>12.1. İşverenin Yapay Zekâ Kullanımını Sınırlandırma Yetkisi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İşveren, yönetim hakkı kapsamında iş süreçlerinde kullanılabilecek araçları belirleyebilir ve yapay zekâ kullanımına ilişkin sınırlamalar getirebilir. Bununla birlikte bütün yapay zekâ araçlarının istisnasız biçimde yasaklanması, kullanımın ortadan kalkmasını sağlamaktan çok şirketin gözetimi dışına çıkmasına neden olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle daha ölçülü ve uygulanabilir bir yapının kurulması gerekir. Kullanımına izin verilen araçların, yasaklanan veri kategorilerinin ve insan denetimi gerektiren işlem türlerinin önceden belirlenmesi daha etkili bir risk yönetimi sağlayacaktır. Kişisel Verileri Koruma Kurumu tarafından benimsenen yaklaşım da salt yasaklama yerine yönlendirme, denge ve farkındalık esasına dayanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>12.2. Kişisel Verilerin Yapay Zekâ Sistemlerine Aktarılması</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir kişisel verinin şirket tarafından hukuka uygun biçimde işleniyor olması, aynı verinin yapay zekâ sistemine aktarılmasını kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Yapay zekâ aracına veri girilmesi, mevcut işleme faaliyetinden ayrı ve yeni bir veri işleme süreci oluşturabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu kapsamda geçerli veri işleme şartının bulunması, ölçülülük ilkesine uyulması, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi ve gerekli teknik ve idari tedbirlerin alınması gerekir. Kullanılan sistemin verileri hangi amaçlarla işlediği, ne kadar süreyle sakladığı ve üçüncü taraflarla paylaşıp paylaşmadığı da ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>12.3. Kişisel Verilerin Belirleyici Unsurlardan Arındırılması</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir metinden ad ve soyadın çıkarılması, verinin her durumda anonim hâle geldiği anlamına gelmez. Kişinin görevi, işlem tarihi, olayın özellikleri, şirket içindeki pozisyonu veya diğer dolaylı unsurlar üzerinden yeniden belirlenebilmesi mümkünse kişisel veri niteliği devam edecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle verilerin yapay zekâ araçlarında kullanılmasından önce yalnızca isimlerin kaldırılmasıyla yetinilmemeli, bütün veri seti yeniden belirlenme ihtimali bakımından değerlendirilmelidir. Gerçek anlamda anonimleştirme sağlanamıyorsa veri minimizasyonu ve takma adlandırma gibi yöntemlerden yararlanılması düşünülmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>12.4. Yapay Zekâ Çıktılarının Kullanılmasından Doğan Sorumluluk</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ sistemleri hukuki sorumluluğu üstlenebilen bağımsız kişiler değildir. Bu nedenle yapay zekâ tarafından üretilen hatalı bir raporun, sözleşmenin, hesaplamanın veya değerlendirmenin şirket faaliyetinde kullanılması hâlinde sorumluluk somut olayın koşullarına göre şirket, çalışan, yönetici veya hizmet sağlayıcı bakımından doğabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çıktının yapay zekâ tarafından üretilmiş olması, doğrulama ve denetim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Özellikle hukuki, mali, teknik veya ticari sonuç doğuran içeriklerin yetkin kişiler tarafından incelenmesi ve yalnızca doğrulanmış bilgilerin iş süreçlerine dâhil edilmesi gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>12.5. Kişisel Hesaplar Üzerinden Kurumsal Kullanım</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Çalışanların kişisel hesapları üzerinden yapay zekâ araçlarından yararlanması, şirketin veri akışları üzerindeki denetimini önemli ölçüde zayıflatabilir. Kullanılan verilerin nerede saklandığı, hangi güvenlik ayarlarının uygulandığı ve hesaba kimlerin erişebildiği şirket tarafından belirlenemeyebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca çalışanın işten ayrılması hâlinde şirket verilerinin kişisel hesapta kalması veya kullanım geçmişine erişilememesi mümkündür. Bu nedenle kurumsal kullanımın şirket tarafından açılan, merkezi biçimde yönetilen ve yetkilendirme esasına dayanan hesaplar üzerinden gerçekleştirilmesi daha güvenli olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>12.6. Kurumsal Yapay Zekâ Politikası İhtiyacı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ araçlarının iş süreçlerine fiilen dâhil olduğu şirketlerde yazılı bir kullanım politikasının bulunması, yalnızca yönetsel bir tercih olarak görülmemelidir. Böyle bir politika kişisel verilerin, ticari sırların ve şirket içi bilgilerin korunmasına yönelik temel idari tedbirlerden biri olarak değerlendirilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Politikanın kapsamı her şirket için aynı olmayacaktır. Faaliyet gösterilen sektör, işlenen veri türleri, çalışanların görevleri, kullanılan sistemler ve yapay zekâ kullanımının doğurabileceği etkiler birlikte ele alınmalıdır. Etkili bir politika yalnızca yasakları değil, izin verilen kullanım alanlarını, denetim esaslarını, sorumluluk dağılımını ve ihlal bildirim süreçlerini de düzenlemelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sonuç</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İş yerinde yapay zekâ kullanımı şirketler açısından önemli verimlilik ve rekabet avantajları sunmaktadır. Bununla birlikte bu araçların kontrolsüz kullanılması kişisel verilerin korunması, ticari sırların açıklanması, fikri mülkiyet hakları, iş hukuku ve sözleşmesel sorumluluk bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirketlerin yapay zekâ kullanımını yalnızca çalışanların bireysel tercihine bırakmaması, kullanılan araçları ve veri akışlarını tespit etmesi, hizmet sağlayıcı sözleşmelerini incelemesi ve açık bir kurumsal politika oluşturması gerekmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yapay zekâ araçlarının bütünüyle yasaklanması yerine izin verilen kullanım alanlarının ve yasaklanan bilgi türlerinin belirlenmesi daha uygulanabilir bir yaklaşım oluşturacaktır. İnsan kontrolü, veri minimizasyonu, güvenli hesap yönetimi, çalışan eğitimi ve düzenli denetim bu yapının temel unsurları olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İş yerinde yapay zekâ kullanımı, KVKK uyumu ve kurumsal yapay zekâ kullanım politikalarının hazırlanması konusunda hukuki destek için <a href="https://www.cetinavukatlik.com/iletisim/">Çetin Avukatlık Ofisi ile iletişime geçebilirsiniz</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Limited ve Anonim Şirketlerde Pay Devri ve Tür Değişikliğinde Vergi Meselesi</title>
		<link>https://www.cetinavukatlik.com/pay-devri-ve-tur-degisikliginde-vergi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çetin Avukatlık Ofisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 09:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cetinavukatlik.com/?p=7350</guid>

					<description><![CDATA[Şirket paylarının devri, kurumsal yapılanmanın en önemli eşiklerinden biridir. Bununla birlikte, pay devrinin vergisel sonucu çoğu zaman işlemin ekonomik büyüklüğünden değil, hangi şirket tipinde, hangi hukuki araçla ve hangi zamanlama içinde gerçekleştirildiğinden doğar. Özellikle limited şirket ile anonim şirket arasındaki yapısal farklar, payın pay senedine veya ilmühabere bağlanıp bağlanmadığı ve elde tutma süresi, aynı satış]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Şirket paylarının devri, kurumsal yapılanmanın en önemli eşiklerinden biridir. Bununla birlikte, pay devrinin vergisel sonucu çoğu zaman işlemin ekonomik büyüklüğünden değil, hangi şirket tipinde, hangi hukuki araçla ve hangi zamanlama içinde gerçekleştirildiğinden doğar. Özellikle limited şirket ile anonim şirket arasındaki yapısal farklar, payın pay senedine veya ilmühabere bağlanıp bağlanmadığı ve elde tutma süresi, aynı satış işlemi bakımından farklı vergi sonuçlarına yol açabilir. Bu nedenle pay devrinde vergi değerlendirmesi yapılırken, işlemin limited şirket mi yoksa anonim şirket bünyesinde mi gerçekleştiği, payın pay senedine veya ilmühabere bağlanıp bağlanmadığı, elde tutma süresi ve iktisap tarihi birlikte dikkate alınmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uygulamada güçlük yaratan husus da tam olarak burada ortaya çıkar. Gündelik dilde çoğu kez tek bir &#8220;hisse satışı&#8221;ndan söz edilse de, hukuken çıplak pay devri, nama yazılı pay senedi devri, hamiline yazılı pay senedi devri ve tür değişikliği sonrasında yapılan devirler birbirinden ayrılır. Her birinin şekil şartları, ispat rejimi ve vergisel etkisi farklıdır. Bu nedenle pay devri planlanırken yalnızca satış bedeline veya beklenen kazanca odaklanmak yeterli değildir. Devrin hangi hukuki enstrüman üzerinden yapılandırıldığı, senetlerin usulüne uygun biçimde çıkarılıp çıkarılmadığı, devredenin gerçek kişi mi yoksa kurum mu olduğu ve istisna şartlarının somut olayda tam olarak gerçekleşip gerçekleşmediği birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle limited şirketin tür değişikliği yoluyla anonim şirkete dönüştüğü yapılarda, en kritik mesele çoğu kez iki yıllık elde tutma süresinin hangi tarihten itibaren başlayacağıdır. Zira uygulamadaki asıl vergisel fayda, sadece anonim şirkete dönüşümden değil, dönüşüm sonrasında çıkarılan pay senedi veya ilmühabere ilişkin iktisap tarihinin nasıl belirlendiğinden doğar.</p>
<h2><strong>1. Pay Devri, Pay Senedi, Çıplak Pay ve İlmühaber Ayrımı</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Limited Şirketlerde Pay Devri</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirketlerde esas sermaye payının devri, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">Türk Ticaret Kanunu</a>&#8216;nun 595. maddesinde düzenlenmiştir. Kural olarak devir sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve taraf imzalarının noter tarafından onaylanması gerekir. Ayrıca şirket sözleşmesinde aksi öngörülmedikçe, devir genel kurul onayı ile geçerlilik kazanır. Bu nedenle limited şirket pay devri, sıkı şekil şartlarına bağlıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Türk Ticaret Kanunu&#8217;nun 593. maddesi limited şirkette esas sermaye pay senetlerinin ispat aracı şeklinde veya nama yazılı olarak düzenlenebileceğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, bu senetler vergi uygulamasında anonim şirket pay senediyle aynı sonuca yol açmaz. Başka bir ifadeyle limited şirkette senet düzenlenmiş olması, tek başına anonim şirket pay senedine tanınan vergisel avantajları doğurmaz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Anonim Şirketlerde Çıplak Pay, Pay Senedi ve İlmühaber</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Anonim şirketlerde önce payın senede bağlanıp bağlanmadığına bakılmalıdır. Henüz pay senedi veya ilmühaber düzenlenmemiş paylar, uygulamada &#8220;çıplak pay&#8221; olarak anılmaktadır. Çıplak pay devri bakımından Kanun&#8217;da pay senedi devrindeki kadar ayrıntılı bir rejim bulunmamakla birlikte, uygulamada yazılı pay devri sözleşmesi ve şirket nezdinde pay defterine kayıt büyük önem taşımaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Pay senedi bastırılmışsa hukuki rejim değişir. Türk Ticaret Kanunu&#8217;na göre anonim şirketlerde nama yazılı ve hamiline yazılı pay senedi çıkarılabilir. Pay senedi bastırılıncaya kadar ilmühaber de düzenlenebilir. İlmühaberlere kıyas yoluyla nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümler uygulanır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nama yazılı pay senetlerinin devri, kural olarak ciro edilmiş senedin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılır. Hamiline yazılı pay senetlerinde ise zilyetliğin devri yanında <a href="https://www.mkk.com.tr" target="_blank" rel="noopener">Merkezi Kayıt Kuruluşu</a>&#8216;na bildirim de gerekir. Güncel sistemde, MKK bildirimi yapılmadıkça hamiline yazılı pay senedine bağlı hakların şirket ve üçüncü kişiler nezdinde ileri sürülmesi mümkün değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Pay Senedinin Usulüne Uygun Çıkarılması Neden Önem Taşır?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Pay senedinin varlığı kadar, usulüne uygun çıkarılmış olması da önem taşır. Türk Ticaret Kanunu&#8217;nun 487. maddesi uyarınca anonim şirket pay senetlerinde şirketin unvanı, sermaye tutarı, kuruluş tarihi, bu tarihteki sermaye tutarı, çıkarılan pay senedinin tertibi, bunun tescil tarihi, senedin türü, itibari değeri ve kaç payı içerdiği gösterilmeli, ayrıca şirket adına imza etmeye yetkili olanlardan en az ikisinin imzası bulunmalıdır. Nama yazılı pay senetlerinde bunlara ek olarak pay sahibinin adı veya ticaret unvanı, yerleşim yeri ve pay bedelinin ödenmiş olan kısmı da yer almalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Vergisel değerlendirme bakımından ayrıca şu husus önemle vurgulanmalıdır ki, pay senedi veya ilmühaberin çıkarılmış olması tek başına her zaman yeterli değildir. Devrin gerçekten pay senedi devri usulüne göre yapılıp yapılmadığı da belirleyicidir. Nitekim bazı uyuşmazlıklarda, şirkette ilmühaber veya pay senedi bulunmasına rağmen işlemin noter onaylı pay devri sözleşmesi ve tescil üzerinden yürütülmesi nedeniyle devir, çıplak pay devri olarak değerlendirilmiştir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>2. </strong><strong>Limited Şirket Pay Devrinde Vergilendirme</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gerçek Kişi Ortak Bakımından Gelir Vergisi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Gerçek kişi limited şirket ortağının payını devretmesi halinde elde edilen kazanç, kural olarak <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=193&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=4" target="_blank" rel="noopener">Gelir Vergisi Kanunu</a>&#8216;nun mükerrer 80. maddesi kapsamında değer artış kazancı olarak değerlendirilir. Bu noktada limited şirket payının senede bağlanmış olup olmaması sonucu değiştirmez, vergi idaresinin yerleşik yaklaşımı, limited şirket paylarının anonim şirket hisse senedi gibi değerlendirilmemesi yönündedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle limited şirket ortaklık paylarının devrinden doğan kazançlar, Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun mükerrer 80/4. maddesi kapsamında vergilendirilir. 2026 takvim yılı bakımından değer artış kazançlarına ilişkin istisna tutarı 150.000 TL&#8217;dir. Kazancın bu tutarı aşan kısmı gelir vergisine tabi olur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Tüzel Kişi Ortağın Pay Devrinde Kurumlar Vergisi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirket payını devreden taraf kurumlar vergisi mükellefi bir tüzel kişi ise, değerlendirme <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5520&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">Kurumlar Vergisi Kanunu</a> çerçevesinde yapılır. Kurumlar Vergisi Kanunu&#8217;nun 5/1-e maddesi kapsamında, en az iki tam yıl süreyle aktifte bulunan iştirak hisselerinin satışından doğan kazancın belirli bir kısmı kurumlar vergisinden istisna edilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">27 Kasım 2024 tarihli ve 32735 sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/11/20241127-24.pdf" target="_blank" rel="noopener">9160 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı</a> ile bu istisna oranı yüzde 50 olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla 27 Kasım 2024 tarihinden itibaren yapılan satışlarda, şartların sağlanması halinde satış kazancının yüzde 50&#8217;lik kısmı istisnadan yararlanabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak burada yalnızca iki tam yıl elde tutma şartına bakmak yeterli değildir. Satış bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi ve istisna edilen kazancın pasifte özel bir fon hesabında beş yıl süreyle tutulması gerekir. Ayrıca menkul kıymet ticareti amacıyla elde tutulan paylar ile bazı holding yapılarında iştirak amacı yeterince ortaya konulamayan paylar bakımından istisnanın tartışmalı hale gelebildiği unutulmamalıdır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>3. </strong><strong>Anonim Şirket Pay Devrinde Vergilendirme</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gerçek Kişi Ortak Bakımından Gelir Vergisi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Anonim şirket pay devrinde vergisel sonuç, payın hukuki niteliğine göre değişir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Pay senedi veya ilmühaberle temsil edilen payların devrinde, Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun mükerrer 80/1. maddesi çerçevesinde önemli bir avantaj söz konusu olabilir. Tam mükellef anonim şirketlere ait pay senetleri veya ilmühaberler, iktisap tarihinden itibaren iki yıldan fazla süreyle elde tutulduktan sonra elden çıkarılırsa, elde edilen kazanç değer artış kazancı kapsamında vergilendirilmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna karşılık, anonim şirkette pay henüz pay senedine veya ilmühabere bağlanmamışsa, yani devir çıplak pay devri niteliğindeyse, kazanç Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun mükerrer 80/4. maddesi kapsamında değer artış kazancı olarak vergilendirilir. Bu halde iki yıllık elde tutma süresi istisna yaratmaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta şudur: anonim şirkette vergi avantajı, yalnızca ortak sıfatından değil, payın pay senedi veya ilmühaberle temsil edilmesinden, bu senetlerin usulüne uygun çıkarılmış olmasından ve devrin gerçekten senet devri rejimine göre gerçekleştirilmesinden doğar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Tüzel Kişi Ortağın Pay Devrinde Kurumlar Vergisi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Anonim şirket payını devreden taraf kurumlar vergisi mükellefi ise, limited şirket paylarında olduğu gibi Kurumlar Vergisi Kanunu&#8217;nun 5/1-e maddesi uygulanır. Payların en az iki tam yıl aktifte bulunması, satış bedelinin süresinde tahsil edilmesi ve istisna edilen kazancın özel fon hesabında tutulması şartları gerçekleşirse, 27 Kasım 2024 tarihinden itibaren satış kazancının yüzde 50&#8217;lik kısmı kurumlar vergisinden istisna edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Burada da menkul kıymet ticareti amacıyla elde tutulan payların istisna dışında kalabileceği ve iştirak amacı ile ticari amaç ayrımının somut olayda dikkatle yapılması gerektiği gözden kaçırılmamalıdır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>4. Limited Şirketten Anonim Şirkete Tür Değişikliği ve Vergisel Etkileri</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirketin anonim şirkete dönüşmesi, Türk Ticaret Kanunu&#8217;nun 180 ila 190. maddelerinde düzenlenen tür değiştirme hükümlerine tabidir. Tür değiştirmede yeni bir şirket kurulmaz, dönüştürülen şirket hukuki kimliğini devam ettirir. Kurumlar Vergisi Kanunu&#8217;nun 19 ve 20. maddeleri çerçevesinde şartların sağlanması halinde tür değiştirme, kurumlar vergisi bakımından devir hükmünde kabul edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak uygulamadaki gerçek tartışma, tür değişikliğinin kendisinden çok, dönüşüm sonrasında ortaklara verilen anonim şirket pay senetleri veya ilmühaberler bakımından iki yıllık sürenin hangi tarihten başlayacağı noktasında toplanır. Bu mesele, yazının da merkezindeki sorudur: limited şirkette geçirilen süre, anonim şirkette iki yıllık elde tutma süresine dahil edilir mi yoksa süre ancak pay senedi veya ilmühaber düzenlendiği tarihten itibaren mi işlemeye başlar?</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İki Yıllık Süre Ne Zaman Başlar?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sorunun pratik önemi açıktır. Eğer iki yıllık süre limited şirkete ilk iştirak tarihinden itibaren hesaplanırsa, tür değişikliği sonrasında çıkarılan anonim şirket pay senetlerinin satışı daha kısa sürede gelir vergisi dışında kalabilir. Buna karşılık sürenin pay senedinin veya ilmühaberin düzenlendiği tarihten itibaren başladığı kabul edilirse, tür değişikliğinin tek başına beklenen vergisel avantajı sağlaması mümkün olmayabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu tartışma, bugün esasen iki ayrı yaklaşım etrafında şekillenmektedir: idari yaklaşım ve yargısal yaklaşım.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>(i)</em> İlk yaklaşımda, limited şirkette geçen ortaklık süresinin anonim şirketteki pay senetlerine taşınabileceği kabul edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>(ii)</em> İkinci yaklaşımda ise iki yıllık süre, pay senedinin veya ilmühaberin fiilen çıkarıldığı tarihten itibaren başlatılır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Özelgeler Ekseninde İdari Yaklaşım</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Gelir İdaresi&#8217;nin eski tarihli bazı özelgelerinde, tür değiştirmenin Kurumlar Vergisi Kanunu anlamında devir niteliği taşıdığı kabul edilerek, anonim şirkete dönüşen yapıda ortaklara verilen pay senetlerinin iktisap tarihi olarak limited şirkete ilk iştirak tarihinin esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Bu yaklaşımda ağırlık merkezi, şirket kimliğindeki süreklilik ve devir rejimidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna karşılık idare, özellikle 14 Şubat 2018 tarihli özelgeden itibaren belirgin biçimde farklı bir çizgiye yönelmiştir. Bu yeni yaklaşımda, limited şirket payının anonim şirkete dönüşümden sonra pay senedi veya ilmühabere bağlanması halinde iki yıllık sürenin başlangıcı olarak ortakların bu senetler üzerinde tasarruf hakkını kazandıkları tarih, başka bir ifadeyle senetlerin bastırıldığı veya çıkarıldığı tarih esas alınmaktadır. 2023 tarihli özelgelerde de aynı çizginin sürdürüldüğü görülmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İdarenin bugün uygulamada ağırlık kazanan görüşü bu ikinci yaklaşımdır. Dolayısıyla yalnızca tür değişikliğine dayanılarak limited şirkette geçen sürenin otomatik olarak anonim şirket pay senetleri bakımından iki yıllık elde tutma süresine ekleneceği varsayımı, idari uygulama bakımından güvenli değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Danıştay Görüşü Ekseninde Yargısal Yaklaşım</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Danıştay kararlarında ise tartışma daha çok tür değişikliğinin hukuki süreklilik doğurup doğurmadığı ve bu sürekliliğin iktisap tarihine nasıl yansıtılacağı üzerinden yürümektedir. Bu çizgide yer alan değerlendirmelerde, Kurumlar Vergisi Kanunu&#8217;nun 19 ve 20. maddeleri kapsamında gerçekleştirilen tür değişikliğinin devir niteliği taşıdığı, bu nedenle dönüşüm sonrasında edinilen pay senetlerinin iktisap tarihinin limited şirkete iştirak tarihiyle ilişkilendirilebileceği kabul edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle Danıştay 3. Dairesinin 01.10.2024 tarihli, 2024/9 E.-2024/5025 K. sayılı kararına yansıyan değerlendirme, bu yaklaşımı açık biçimde göstermektedir. Söz konusu değerlendirmeye göre, tür değişikliğinden sonra verilen hisse senetlerinin iktisap tarihi olarak, nev&#8217;i değiştiren limited şirkete iştirak edilen tarihin esas alınması gerektiği kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, idarenin 2018 sonrasında benimsediği görüşten ayrılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bununla birlikte yargısal yaklaşım da tek boyutlu okunmamalıdır. Bazı uyuşmazlıklarda mahkemeler, senet veya ilmühaber çıkarılmış olsa dahi devir işleminin gerçekten senet devri rejimine göre yürütülüp yürütülmediğini ayrıca irdelemiştir. Bu nedenle yargı bakımından da yalnızca &#8220;senet basıldı&#8221; olgusu değil, devrin hukuki yapısı önem taşımaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İki Yaklaşımın Pratik Sonucu</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İdari yaklaşım benimsendiğinde iki yıllık süre, çoğu durumda pay senedinin veya ilmühaberin düzenlendiği tarihten itibaren başlatılmaktadır. Yargısal yaklaşımın süreklilik eksenindeki yorumunun benimsenmesi halinde ise, limited şirkete ilk iştirak tarihi esas alınarak daha erken bir vergisel avantaj sonucu ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tam da bu nedenle, limited şirketin anonim şirkete dönüşmesi tek başına otomatik bir gelir vergisi avantajı yaratmaz. Asıl mesele, somut olayda hangi yaklaşımın uygulanma ihtimalinin daha yüksek olduğu, iki yıllık sürenin hangi tarihten başlatılacağı ve işlemin bu riskler gözetilerek nasıl kurgulandığıdır. Vergi sonucunun sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>(i)</em> tür değişikliğinin Kurumlar Vergisi Kanunu&#8217;nun 19 ve 20. maddeleri kapsamında yapılıp yapılmadığı,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>(ii)</em> payların pay senedi veya ilmühabere usulüne uygun şekilde bağlanıp bağlanmadığı,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>(iii)</em> iki yıllık sürenin somut olayda hangi tarihten itibaren hesaplanması gerektiği,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>(iv)</em> devir işleminin gerçekten senet devri rejimine göre yürütülüp yürütülmediği,</p>
<p style="font-weight: 400;">birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>5. </strong><strong>Kanaatimizce</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Bizce bu tartışmada belirleyici mesele, tür değişikliğinin soyut olarak bir devamlılık yaratıp yaratmadığından ziyade, vergi avantajının hangi hukuki olayla bağlandığının doğru tespit edilmesidir. Eğer vergisel avantaj, anonim şirket pay senedi veya ilmühaberin varlığına bağlanıyorsa, iki yıllık sürenin başlangıcı bakımından senedin veya ilmühaberin hukuken ortaya çıktığı tarihin esas alınması yönündeki idari yaklaşım teknik olarak daha sıkı bir zemine oturmaktadır. Bununla birlikte, tür değişikliğinin Kurumlar Vergisi Kanunu anlamında devir sayıldığı ve şirket kimliğinde süreklilik bulunduğu kabul edildiğinde, limited şirkete ilk iştirak tarihini esas alan yargısal yaklaşımın da güçlü bir sistematik dayanağı bulunmaktadır. Tam da bu nedenle, somut işlem kurgusu yapılırken yalnızca teorik olarak hangi görüşün daha ikna edici olduğu değil, idarenin mevcut uygulaması, uyuşmazlık halinde yargısal görünüm ve mükellefin üstlenmek istediği risk seviyesi birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>6. </strong><strong>Uygulamada Öne Çıkan Hususlar</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Pay devri işlemlerinde vergi avantajı çoğu zaman işlemin ekonomik sonucundan çok, hukuki kurgusuna bağlı olarak ortaya çıkar. Özellikle anonim şirketlerde senet veya ilmühaber düzenlenmiş olması ile devrin gerçekten bu enstrümanlar üzerinden gerçekleştirilmesi arasında belirleyici bir fark vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Benzer şekilde, limited şirketten anonim şirkete tür değişikliği yapılan yapılarda teorik avantaj ile fiili vergi sonucu her zaman örtüşmeyebilir. Özellikle iki yıllık sürenin başlangıcı, iktisap tarihi, senetlerin çıkarılış zamanı ve devir yöntemi birlikte değerlendirilmediğinde, işlemden beklenen vergi avantajı korunamayabilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>7. </strong><strong>Sonuç</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Limited şirket ve anonim şirket pay devrinde vergilendirme, yalnızca satış kazancının büyüklüğüne bağlı değildir. Devrin hukuki niteliği, payın senede bağlanıp bağlanmadığı, elde tutma süresi, devredenin gerçek kişi veya kurum olması ve kurumlar vergisi istisna şartlarının eksiksiz sağlanıp sağlanmadığı sonuca doğrudan etki eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle anonim şirketlerde pay senedi veya ilmühaber düzenlenmesi önemli bir vergi avantajı yaratabilse de, bu avantajın ortaya çıkması için yalnızca senedin basılmış olması yeterli değildir. Senedin usulüne uygun çıkarılması ve devrin buna uygun şekilde gerçekleştirilmesi gerekir. Limited şirketlerde ise senede bağlanmış payların varlığı, vergi uygulamasında anonim şirket pay senediyle aynı sonucu doğurmaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tür değişikliği ise ayrı bir dikkat alanı oluşturur. Limited şirketten anonim şirkete dönüşümde temel mesele, iki yıllık elde tutma süresinin limited şirkete ilk iştirak tarihinden mi, yoksa anonim şirkette pay senedi veya ilmühaberin düzenlendiği tarihten mi başlayacağıdır. Vergisel sonuca asıl yön veren de bu ayrımdır. Bu nedenle tür değişikliği planlamasında, yalnızca dönüşüm işleminin tamamlanmış olması değil sonrasında payın hangi hukuki forma bağlandığı ve satışın bu yapıya uygun şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği de belirleyici kabul edilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle yüksek tutarlı pay devirlerinde işlemin yalnızca şirketler hukuku bakımından değil, gelir vergisi ve kurumlar vergisi yönünden de birlikte tasarlanması, gerektiğinde işlem öncesinde somut olaya özgü hukuki ve vergisel görüş alınması isabetli olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sermaye Avansı Şirket Finansmanında Nasıl Kullanılır?</title>
		<link>https://www.cetinavukatlik.com/sermaye-avansi-sirket-finansmaninda-nasil-kullanilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çetin Avukatlık Ofisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:29:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cetinavukatlik.com/?p=7305</guid>

					<description><![CDATA[Şirketlerin en kritik kararlarından biri, ihtiyaç duydukları fonun hangi hukuki araç üzerinden şirkete aktarılacağıdır. Her finansman ihtiyacı banka kredisiyle karşılanamadığı gibi, her ortak desteğinin de aynı gün içinde tamamlanan bir sermaye artırımıyla yapılandırılması mümkün olmayabilir. Ticari hayat çoğu zaman hukuki ve kurumsal süreçlerden daha hızlı ilerler. Sermaye avansı da tam bu noktada şirketler için pratik]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Şirketlerin en kritik kararlarından biri, ihtiyaç duydukları fonun hangi hukuki araç üzerinden şirkete aktarılacağıdır. Her finansman ihtiyacı banka kredisiyle karşılanamadığı gibi, her ortak desteğinin de aynı gün içinde tamamlanan bir sermaye artırımıyla yapılandırılması mümkün olmayabilir. Ticari hayat çoğu zaman hukuki ve kurumsal süreçlerden daha hızlı ilerler. Sermaye avansı da tam bu noktada şirketler için pratik ve etkili bir finansman imkanı sunar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansı, genel anlamıyla bir ortağın ya da yatırımcının şirkete bugünden nakit fon sağlaması ve bu tutarın ileride yapılacak sermaye artırımında nakdi sermaye koyma borcuna mahsup edilmesinin planlanmasıdır. Böylece şirket, sermaye artırımı sürecinin tüm aşamaları tamamlanmadan önce ihtiyaç duyduğu finansmana erişebilir. Fon sağlayan taraf bakımından ise amaç, verilen tutarın sıradan bir alacak olarak geri dönmesi değil, gerekli hukuki adımlar tamamlandığında pay bedeline dönüşmesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uygulamada sermaye avansı özellikle büyüme dönemindeki şirketlerde, grup içi yeniden yapılanmalarda, yatırım turu öncesi geçiş finansmanında, bilanço güçlendirme ihtiyacında ve operasyonların kesintisiz devamı için hızlı likidite gereken durumlarda karşımıza çıkar. Bununla birlikte sermaye avansı yalnızca ticari açıdan kullanışlı olduğu için değil, doğru yapılandırıldığında hukuken de işlevsel olduğu için önem taşır. Ancak aynı ölçüde dikkat gerektirir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansı,<a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener"> Türk Ticaret Kanunu</a>’nda ayrıntılı şekilde düzenlenmiş bağımsız bir sözleşme tipi değildir. Bu nedenle işlemin hukuki niteliği, yalnızca tarafların kullandığı kavramlara göre değil, sermaye artırımı rejimi, ticaret sicili uygulaması, muhasebe kayıtları, vergi sonuçları ve bazı hallerde sermaye piyasası mevzuatı birlikte değerlendirilerek belirlenir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu yazıda sermaye avansının ne olduğu, neden tercih edildiği, nasıl yapılandırılması gerektiği ve yanlış kurgulandığında hangi riskleri doğurabileceği ele alınmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sermaye Avansı Nedir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansı, şirket ortağının veya şirkete sermaye koyması planlanan kişinin belirli bir tutarı şirkete önceden ve nakden ödemesi, bu ödemenin de ileride yapılacak sermaye artırımında yeni çıkarılacak payların bedeline sayılmasının hedeflenmesidir. İşlemin ekonomik mantığı, bugünkü nakit ihtiyacı ile gelecekteki sermaye yapılanması arasında köprü kurmaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu yönüyle sermaye avansı, klasik ortak borcundan ayrılır. Ortak borcunda şirketin temel yükümlülüğü, alınan parayı borç ilişkisine uygun şekilde iade etmektir. Sermaye avansında ise asıl beklenti iade değildir. Esas beklenti, tutarın gerekli kurumsal adımlar tamamlandıktan sonra şirket sermayesine dönüşmesidir. Aynı nedenle sermaye avansı banka kredisiyle de aynı kategoriye konulamaz. Çoğu durumda faiz, vade, teminat veya borcun muacceliyeti gibi klasik kredi unsurları burada işlemin asli unsuru değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bununla birlikte bir ödemenin açıklamasına yalnızca sermaye avansı yazılması, o işlemi kendiliğinden sermaye avansı haline getirmez. İşlemin gerçek niteliği, tarafların iradesine, şirket kayıtlarına, ödeme biçimine, alınan organ kararlarına, sermaye artırımının gerçekten yapılıp yapılmadığına ve işlemin ne kadar süre belirsiz bırakıldığına göre değerlendirilir. Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, ekonomik bakımdan borç niteliği taşıyan ödemelerin şeklen sermaye avansı gibi sunulmasıdır. Bu nedenle isim değil, işlemin gerçek mahiyeti önemlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hukuki Çerçeve Nasıl Şekillenir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Türk Ticaret Kanunu sermaye avansını doğrudan tanımlamaz. Buna karşılık nakdi sermaye ve sermaye artırımı hükümleri, bu işlemin hukuki sınırlarının belirlenmesinde önem taşır. Nakdi sermaye taahhüdünün yerine getirilmesine, sermaye artırımına, organ kararlarına, tescile ve ilgili beyanlara ilişkin hükümler, sermaye avansının hangi şartlarda güvenli şekilde sermayeye dönüştürülebileceğini gösterir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buradan çıkan temel sonuç şudur. Sermaye avansı, sermaye artırımının yerine geçen bağımsız bir işlem değildir. Sermaye artırımına zemin hazırlayan ve onu ekonomik olarak önden finanse eden bir ara araçtır. Dolayısıyla genel kurul veya ilgili organ kararı, esas sözleşme değişikliği, ticaret siciline tescil, ilan ve gerekiyorsa ilgili idari izinler yine tamamlanmalıdır. Şirkete para girmiş olması tek başına sermaye artırımını doğurmaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ticaret sicili uygulaması bakımından da aynı yaklaşım geçerlidir. Şirketin, artırılan sermayenin taahhüt edildiğini ve ödenmesi gereken kısmın kanuna uygun biçimde yerine getirildiğini gösterebilmesi gerekir. Bu nedenle sermaye avansı, ancak sonradan yürütülecek sermaye artırımı süreciyle tutarlı ve belgeli biçimde ilişkilendirildiğinde güvenli bir yapı kazanır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada yalnızca paranın şirkete gönderilmiş olması yeterli görülmemelidir. Sermaye avansının ileride sermaye artırımına mahsup edilmesi planlanıyorsa, bu fonun kaynağı, ödeme amacı, şirket kayıtlarındaki karşılığı, artırım aşamasındaki hukuki niteliği, mevcut ortakların haklarına etkisi ve gerekiyorsa pay bedeline mahsup edilme yöntemi ayrıca değerlendirilmelidir. Aksi halde sermaye avansı olarak başlayan işlem, ileride ortak alacağı, borç ilişkisi, kayıt uyuşmazlığı veya pay sahipliği ihtilafı olarak tartışmaya açılabilir. Sermaye avansı bu nedenle özellikle <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/ticaret-ve-sirketler-hukuku/" target="_blank" rel="noopener">ticaret ve şirketler hukuku</a> kapsamında sermaye artırımı, pay sahipliği dengesi ve şirket organ kararlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Halka açık ortaklıklarda ise konu daha hassastır. Sermaye piyasası mevzuatı bakımından ortaklık vaadiyle para toplanması serbestçe hareket edilebilecek bir alan değildir. Halka açık şirketlerde veya sermaye piyasası mevzuatına tabi ihraç sonucu doğurabilecek yapılarda sermaye avansı, basit bir ön ödeme mekanizması olarak görülmemelidir. Kurul onaylı izahname veya ihraç belgesi gerektiren hallerde, bu süreçler tamamlanmadan sermaye artırımı veya sermaye avansı adı altında fon toplanması ciddi düzenleyici riskler doğurabilir. Halka açık ortaklıklar veya yatırımcıdan fon teminine ilişkin yapılarda, konu ayrıca <a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/sermaye-piyasalari-ve-forex-hukuku/" target="_blank" rel="noopener">sermaye piyasaları hukuku</a> bakımından incelenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sermaye Avansı Neden Tercih Edilir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansının pratik gücü, finansman ihtiyacı ile şirket içi kurumsal işlem takvimi arasındaki zaman farkını kapatmasından gelir. Pek çok şirkette nakit ihtiyacı bugündür. Buna karşılık sermaye artırımı kararı, hazırlık çalışmaları, genel kurul süreci, bankacılık belgeleri, şirket içi onaylar ve ticaret sicili işlemleri belli bir zaman gerektirir. Ticari fırsatlar, tedarik zinciri yükümlülükleri veya yatırım hazırlıkları çoğu zaman bu süreci beklemez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansı bu boşluğu kapatır. Şirket, ileride özkaynağa dönüşmesi planlanan fonu bugünden kullanabilir. Bu imkan özellikle hızlı büyüyen şirketlerde, yeni yatırım görüşmeleri devam ederken işletmenin finansal ritmini korumada değerlidir. Aynı şekilde grup şirketleri arasında yeniden yapılanma yürütülürken veya mevcut ortaklar şirkete ek destek sağlamak isterken de işlem kolaylığı sunar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir başka avantaj, borç finansmanına kıyasla daha esnek bir yapı kurulabilmesidir. Banka kredisinde kredi değerliliği, teminat, faiz yükü, ödeme planı ve finansal taahhütler çoğu zaman belirleyici olur. Sermaye avansında ise finansman sağlayan taraf genellikle şirketin ortağı veya şirkete yatırım yapma iradesi bulunan kişidir. Bu da işlemin, doğru yapılandırıldığı takdirde, klasik borç finansmanına kıyasla daha esnek ve şirketin ihtiyaçlarına daha uyarlanabilir bir zeminde kurgulanmasına imkan verebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansının önemli bir başka yönü de bilanço algısı üzerindeki etkisidir. Doğru yapılandırılmış bir sermaye avansı, çoğu zaman sıradan bir borçlanma olarak değil, şirkete yönelik sermaye desteği olarak görülür. Bu durum yatırımcı görüşmelerinde, kredi değerlendirmelerinde, hukuki inceleme süreçlerinde ve şirketin genel finansal dayanıklılığına ilişkin algıda olumlu sonuçlar doğurabilir. Elbette bu etkinin gerçek ve sürdürülebilir olabilmesi için hukuki ve muhasebesel çerçevenin aynı doğrultuda kurulmuş olması gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansı taraflara düşünme ve müzakere alanı da bırakır. Bazı işlemlerde fonun hemen şirkete aktarılması gerekir. Ancak pay oranları, ihraç primi, yeni yatırımcının hakları, mevcut ortakların rüçhan durumu veya yatırım sözleşmesinin diğer ticari koşulları henüz tam kesinleşmemiş olabilir. Böyle dönemlerde sermaye avansı, şirketin finansal olarak nefes almasını sağlayan bir geçiş aracı işlevi görebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Vergi ve Muhasebe Bakımından Önemi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansının gücü yalnızca ticari hızdan ibaret değildir. Vergi ve muhasebe bakımından doğru ele alındığında, işlemin sermaye artırımı süreciyle uyumlu şekilde yapılandırılması bazı mali sonuçlar bakımından da önem kazanabilir. Ancak bu alanda genel ve kesin bir sonuçtan söz etmek doğru değildir. İşlemin vergisel etkisi, ödemenin niteliğine, muhasebe kayıtlarına, sermaye artırımının zamanlamasına, tescil sürecine ve somut olayın şartlarına göre değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle nakdi sermaye artışına bağlı indirim rejimi bakımından, sermaye avansının hangi tarihte yatırıldığı, hangi hesapta izlendiği ve bu tutara ilişkin sermaye artırımı kararının hangi hesap dönemi içinde ticaret siciline tescil edildiği önem taşır. Buradaki hassasiyet yüksektir. İşlem ekonomik olarak sermayeye yönelmiş olsa dahi, muhasebe kayıtları ve hukuki süreçler aynı doğrultuda ilerlemiyorsa beklenen vergi sonucu ortaya çıkmayabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle sermaye avansı işlemlerinde hukuk, mali müşavirlik ve muhasebe ekiplerinin birbirinden kopuk çalışması ciddi risk yaratır. Sözleşme dili başka, muhasebe kaydı başka, fiili uygulama başka olduğunda işlem daha sonra tartışmalı hale gelir. Güçlü bir sermaye avansı yapısı, ancak bütün katmanların aynı hukuki mantık üzerine kurulmasıyla mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Uygulamada Nasıl Kurgulanmalıdır</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sağlam bir sermaye avansı yapısında ilk adım, taraf iradesinin açık biçimde yazılı hale getirilmesidir. Fon sağlayan kişinin şirkete yaptığı ödemenin, ileride gerçekleştirilecek sermaye artırımında nakdi sermaye koyma borcuna mahsup edilmek üzere yapıldığı açıkça ortaya konulmalıdır. Eğer işlem faizsiz tasarlanıyorsa bunun da net biçimde belirtilmesi yerinde olur. Ödeme açıklamaları, şirket içi yazışmalar ve organ kararları birbiriyle çelişmemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İkinci adım, şirket organlarının bu yapıyı destekleyen kararları zamanında almasıdır. Şirketin türüne ve esas sözleşmesine göre yönetim kurulu veya müdürler kurulu düzeyinde hazırlık kararları alınmalı, devamında gerekiyorsa genel kurul süreci işletilmelidir. Çok ortaklı şirketlerde, bu yapının mevcut pay sahiplerinin haklarına etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üçüncü adım, ödemenin şirketin banka hesabına yapılması ve muhasebede işlemin niteliğine uygun biçimde izlenmesidir. İşlemin sonradan tartışma konusu yapılmaması için banka kayıtları, muhasebe sınıflandırması ve hukuki dokümantasyon arasında uyum bulunmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dördüncü adım ise sermaye artırımının makul süre içinde gerçekten tamamlanmasıdır. Sermaye avansı adı altında şirkete fon alınması ve sonrasında uzun süre hiçbir kurumsal adım atılmaması, işlemin hukuki niteliğini zayıflatır. Bu durumda işlem artık sermayeye dönüşecek bir ön ödeme olarak değil, belirsiz nitelikte bir ortak finansmanı olarak görülmeye başlanabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle sermaye avansı, şirkete şimdilik para gönderelim, sonra bakarız anlayışıyla kullanılmamalıdır. İşlemin başında hangi tutarın hangi sermaye artırımına bağlanacağı, artırımın hangi takvimde yürütüleceği, avansın sermayeye dönüşmemesi halinde tarafların durumunun ne olacağı ve çok ortaklı şirketlerde mevcut pay sahiplerinin haklarının nasıl korunacağı açıkça planlanmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Başlıca Riskler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansındaki en önemli risk, işlemin gerçekte sermayeye yönelmiş bir destek değil, ortak tarafından şirkete verilmiş geri ödemeli bir borç olarak değerlendirilmesidir. Eğer tarafların gerçek beklentisi iade ise, sermaye artırımı yalnızca teorik bir ihtimal olarak bırakılmışsa veya fiili uygulama bir borç ilişkisini yansıtıyorsa, sonradan sermaye avansı savunması yeterli olmayabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İkinci büyük risk, sermaye artırımı sürecinin tamamlanmamasıdır. Sermaye avansının hukuki gücü, sermaye artırımına bağlanmış olmasından gelir. Eğer bu bağlantı fiilen kurulmazsa, işlem şirket içi ihtilaf, alacak iddiası, yönetim sorumluluğu ve muhasebe tartışmaları üretir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üçüncü risk, vergi ve kayıt düzeni kaynaklıdır. Avansın sermaye artırımı süreciyle uyumlu şekilde izlenmemesi, ilgili dönemde sermaye artırımına konu edilmemesi veya işlem belgeleriyle kayıtların birbiriyle örtüşmemesi, hem beklenen mali sonuçların ortaya çıkmamasına hem de inceleme süreçlerinde sorun yaşanmasına yol açabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dördüncü risk özellikle halka açık yapılarda ve yatırımcıdan fon toplanan modellerde görülür. Sermaye piyasası mevzuatı dikkate alınmadan kurgulanan bir sermaye avansı modeli, özel hukuk bakımından taraflar arasında geçerli görünse dahi, düzenleyici hukuk bakımından ciddi sakıncalar doğurabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Son olarak çok ortaklı şirketlerde kurumsal denge riski gözden kaçırılmamalıdır. Sermaye avansını sağlayan ortağın ileride hangi koşullarla pay edineceği, mevcut ortakların yeni pay alma haklarının nasıl etkileneceği ve işlemin şirket menfaatiyle ne ölçüde uyumlu olduğu dikkatle analiz edilmelidir. Aksi halde likidite çözümü olarak kurulan mekanizma, zaman içinde ortaklık uyuşmazlığının çekirdeğine dönüşebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sonuç</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansı, doğru kurulduğunda şirketlere hız, esneklik ve yapısal güç kazandıran işlevsel bir finansman aracıdır. Şirkete gereken nakdi zamanında sağlar, sermaye artırımını ekonomik olarak önden destekler, borç finansmanına kıyasla daha uyarlanabilir bir zemin sunar ve uygun şartlarda şirketin sermaye yapısını güçlendirebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak bu enstrümanın değeri, yalnızca pratik olmasından değil, hukuken tutarlı biçimde yapılandırılmasından doğar. Sermaye avansı bir kestirme yol değildir. Sermaye artırımı rejiminin yerine geçmez. Ticaret sicili, şirket organları, muhasebe kayıtları, vergi uygulaması ve gerekiyorsa sermaye piyasası kurallarıyla uyumlu biçimde tasarlanmadığında, sağladığı kolaylık kadar risk de üretebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle sermaye avansı planlayan şirketler bakımından asıl mesele, yalnızca fonu şirkete ne kadar hızlı aktarabilecekleri değildir. Asıl mesele, bugünkü likidite ihtiyacını yarının sermaye yapısına hukuken sağlam bir köprüyle bağlayabilmektir. Sermaye avansını değerli kılan da tam olarak budur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sermaye avansı, şirketin güncel finansman ihtiyacını gelecekteki sermaye yapısıyla ilişkilendiren faydalı ancak dikkatle yapılandırılması gereken bir araçtır. Bu sürecin şirketler hukuku, vergi, muhasebe, ticaret sicili ve gerekiyorsa sermaye piyasası mevzuatı yönünden birlikte değerlendirilmesi gerekir. Sermaye avansı işlemlerinin doğru kurgulanması, sermaye artırımı sürecinin planlanması veya bu konuda hukuki destek alınması için Çetin Avukatlık Ofisi ile <a href="mailto:info@cetinavukatlik.com">info@cetinavukatlik.com</a> adresinden iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p style="font-weight: 400;">
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>7582 Sayılı Kanun ile Vergi ve Yatırım Mevzuatında Yeni Dönem</title>
		<link>https://www.cetinavukatlik.com/7582-sayili-kanun-ile-vergi-ve-yatirim-mevzuatinda-yeni-donem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çetin Avukatlık Ofisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:07:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cetinavukatlik.com/?p=7285</guid>

					<description><![CDATA[7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 21 Mayıs 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Kanun’un, Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından yürürlük hükümleri çerçevesinde uygulanması beklenmektedir. 7582 sayılı Kanun, yalnızca belirli vergi oranlarında yapılan sınırlı bir değişiklikten ibaret değildir. Düzenleme, Türkiye’nin yatırım ortamını, uluslararası sermaye hareketlerini, üretim ekonomisini, İstanbul Finans Merkezi]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><a href="https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/4b916eb3-fb9a-4f40-aea8-3c044342be21.htm" target="_blank" rel="noopener">7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a>, 21 Mayıs 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Kanun’un, Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından yürürlük hükümleri çerçevesinde uygulanması beklenmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">7582 sayılı Kanun, yalnızca belirli vergi oranlarında yapılan sınırlı bir değişiklikten ibaret değildir. Düzenleme, Türkiye’nin yatırım ortamını, uluslararası sermaye hareketlerini, üretim ekonomisini, İstanbul Finans Merkezi stratejisini, teknogirişim ekosistemini, grup içi hizmet merkezi yapılanmalarını ve yüksek net değerli gerçek kişilere yönelik mukimlik rejimini doğrudan etkileyebilecek çok yönlü bir mevzuat değişikliği niteliğindedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun ile <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6183&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=3" target="_blank" rel="noopener">6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=193&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=4" target="_blank" rel="noopener">193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5520&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=7338&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=3" target="_blank" rel="noopener">7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=4875&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu</a>, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5746&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun</a> ve <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=7412&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu</a> başta olmak üzere birden fazla temel kanunda eş zamanlı değişiklik yapılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu yönüyle 7582 sayılı Kanun, kamu alacaklarının tahsilinden kurumlar vergisi oranlarına, varlık barışı düzenlemesinden yeni mukimlere yönelik gelir vergisi istisnasına, nitelikli hizmet merkezlerinden İstanbul Finans Merkezi teşviklerine kadar geniş bir uygulama alanına sahiptir. Düzenleme, özellikle şirketler, yabancı yatırımcılar, finansal kuruluşlar, üretim işletmeleri, teknoloji girişimleri, aile ofisleri ve Türkiye’de bölgesel merkez kurmayı değerlendiren çok uluslu gruplar bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken sonuçlar doğurmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yasama Sürecinde Öne Çıkan Değişiklikler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun’un yasalaşma sürecinde dikkat çeken en önemli değişikliklerden biri, kurumlar vergisi indiriminin kapsamının yeniden tasarlanmasıdır. Teklifin ilk halinde imalatçı ihracatçı kurumların ihraç ettikleri mallardan elde ettikleri kazançlara %9, diğer ihracatçı kurumların ihracat kazançlarına ise %14 oranında kurumlar vergisi uygulanması öngörülmekteydi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak Plan ve Bütçe Komisyonu aşamasında bu yapı terk edilmiş, indirimli oran, ihracat şartına bağlı olmaksızın sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetinden elde edilen kazançlara yöneltilmiştir. Bu kapsamda söz konusu kazançlar için kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak belirlenmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Genel Kurul aşamasında ise paketin kapsamını genişleten bazı önemli eklemeler yapılmıştır. Endüstri bölgeleri, belirli teşviklerde İstanbul Finans Merkezi ile aynı seviyeye taşınmış, varlık barışı kapsamında indirimli vergi oranından yararlanılabilecek yatırım araçlarına girişim sermayesi yatırım fonları eklenmiş, varlıkların elde tutulmasına ilişkin verilecek taahhütnameler damga vergisinden istisna edilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca nitelikli hizmet merkezlerinin yurt içi faaliyetlere veya Türk hukukuna yönelik hukuk danışmanlığı hizmetlerini yalnızca <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=1136&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">1136 sayılı Avukatlık Kanunu</a> kapsamında hizmet verebilecek avukat veya avukat ortaklıklarından alarak sunabileceği düzenlenmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu son değişiklik, hukuk hizmetlerinin niteliği ve mesleki sınırları bakımından ayrıca önemlidir. Nitelikli hizmet merkezi rejimi, çok uluslu şirketlerin grup içi hukuk koordinasyonu ve uluslararası sözleşme yönetimi gibi faaliyetlerini kapsayabilecek şekilde tasarlanmakla birlikte, Türk hukukuna veya Türkiye’deki faaliyetlere ilişkin hukuk danışmanlığı bakımından Avukatlık Kanunu ile uyumlu bir sınır çizilmiştir. Böylece hukuk danışmanlığı faaliyeti bakımından avukatlık mesleğinin kanuni çerçevesi korunmuş, çok uluslu hizmet merkezi modeli ile Türk hukukundaki mesleki temsil ve danışmanlık rejimi arasında denge kurulmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kamu Alacaklarında Tecil Süresi Uzatıldı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun’un 6183 sayılı Kanun’da yaptığı değişiklikle kamu alacaklarının teciline ilişkin süre ve tutar rejimi yeniden düzenlenmektedir. Tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarılmakta, teminatsız tecil edilebilecek azami borç tutarı ise 1.000.000 TL’ye yükseltilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu değişiklik, özellikle nakit akışı baskısı altında bulunan mükellefler bakımından kamu borçlarının daha uzun vadeye yayılmasına imkân tanıyan önemli bir ödeme kolaylığı yaratmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Söz konusu düzenleme, klasik anlamda bir vergi affı veya borcun ortadan kaldırılması niteliğinde değildir. Ancak ödeme güçlüğü yaşayan işletmeler bakımından kamu borçlarının yapılandırılması ve tahsilat baskısının zamana yayılması açısından pratik sonuç doğurabilecek bir tecil mekanizması genişlemesi getirmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle yüksek faiz, finansmana erişim zorluğu ve işletme sermayesi ihtiyacının arttığı dönemlerde, 72 aya kadar uzayan tecil imkânı şirketlerin likidite yönetimi bakımından dikkate alınması gereken bir araç haline gelebilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yeni Mukimler İçin Yirmi Yıllık Yurt Dışı Kazanç ve İrat İstisnası</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun’un en dikkat çekici düzenlemelerinden biri, Türkiye’ye yerleşen gerçek kişilerin yurt dışı kazanç ve iratlarına yönelik yirmi yıllık gelir vergisi istisnasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen mükerrer 20/D maddesi ile, Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayıldıkları yıldan önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması koşuluyla, Türkiye dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar yirmi yıl süreyle gelir vergisinden istisna edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu istisna, Türkiye’nin yüksek gelirli gerçek kişileri, uluslararası yatırımcıları, aile ofislerini, girişimcileri ve mobil sermaye sahiplerini çekmeye yönelik yeni bir mukim rejimi geliştirme iradesini göstermektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İstisna kapsamındaki gelirler için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi gereken durumlarda da istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar beyannameye dahil edilmeyecektir. Bununla birlikte, istisna kapsamındaki gelirlerle bağlantılı gider ve maliyetler vergiye tabi kazançların tespitinde dikkate alınamayacak, bu gelirler nedeniyle yurt dışında ödenen vergiler Türkiye’de hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilemeyecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Düzenlemenin önemli bir tamamlayıcı unsuru da veraset ve intikal vergisi alanındadır. İstisnadan yararlanan kişinin yirmi yıllık istisna süresi içinde vefat etmesi halinde, veraset yoluyla intikal eden mallar bakımından yüzde 1 oranında sabit veraset ve intikal vergisi uygulanacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu hüküm, Türkiye’ye yerleşmeyi değerlendiren yüksek net değerli gerçek kişiler ve aile serveti yapılanmaları bakımından yalnızca yıllık gelir vergisi yükünü değil, servetin nesiller arası intikalindeki vergi yükünü de önemli ölçüde etkileyebilecek niteliktedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Nitelikli Hizmet Merkezi Rejimi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun ile Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na eklenen düzenleme kapsamında “nitelikli hizmet merkezi” kavramı mevzuata dahil edilmektedir. Nitelikli hizmet merkezi, en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren ilişkili şirketlere veya şirketler topluluğuna hizmet sunmak üzere kurulan ve yıllık hasılatının en az yüzde 80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde eden sermaye şirketi olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu rejim, çok uluslu şirket gruplarının bölgesel yönetim, koordinasyon, destek ve uzmanlık fonksiyonlarını Türkiye üzerinden yürütmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nitelikli hizmet merkezlerinin faaliyet alanları oldukça geniş tutulmuştur. Finansal danışmanlık, hazine ve fonlama, raporlama, denetim, risk yönetimi, nakit ve likidite yönetimi, uluslararası muhasebe ve uyum, stratejik yönetim danışmanlığı, dijital dönüşüm, teknoloji danışmanlığı, yatırım ve veri analizi, marka yönetimi, insan kaynakları, eğitim, satış sonrası destek, teknik destek, araştırma-geliştirme, dış tedarik, ürün testi ve laboratuvar hizmetleri gibi grup içi destek ve koordinasyon fonksiyonları bu kapsamda değerlendirilebilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nitelikli hizmet merkezi rejimi üç temel vergi avantajıyla desteklenmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İlk olarak, nitelikli hizmet merkezi faaliyetleri kapsamında münhasıran yurt dışından elde edilen kazançların yüzde 95’i kurum kazancından indirilebilecektir. İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri ile Cumhurbaşkanınca uygun bulunan belirli endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren kurumlar bakımından bu oran yüzde 100 olarak uygulanacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu indirimden yararlanılabilmesi için kazancın kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi gerekmektedir. İndirim, nitelikli hizmet merkezinin faaliyete geçtiği hesap döneminden itibaren yirmi hesap dönemi boyunca uygulanacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İkinci olarak, nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisna edilmektedir. İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri ile Cumhurbaşkanınca uygun bulunan endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren kurumlar bakımından bu sınır brüt asgari ücretin beş katı olarak uygulanacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üçüncü olarak, nitelikli hizmet merkezi kazanç indiriminin yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahından düşülebilmesi öngörülmektedir. Bu husus, yeni teşvikin asgari kurumlar vergisi hesaplaması içinde etkisizleşmesini önlemeyi amaçlayan kritik bir tamamlayıcı düzenlemedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Transit Ticaret ve Yurt Dışı Aracılık Kazançlarında İndirim</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinde yapılan değişiklik sonucunda transit ticaret ve yurt dışı aracılık faaliyetlerinden elde edilen kazançlara ilişkin kurumlar vergisi indiriminin kapsamı önemli ölçüde genişletilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna göre, yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden elde edilen kazançların yüzde 95’i kurumlar vergisi matrahından indirilebilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren kurumlar ile 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan ve yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunan endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren kurumlar bakımından bu indirim oranı yüzde 100 olarak uygulanacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Böylece transit ticaret teşviki, önceki rejime kıyasla hem coğrafi olarak İstanbul Finans Merkezi dışına taşmakta hem de oran bakımından daha güçlü bir teşvik haline gelmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İndirimden yararlanılabilmesi için kazancın ilgili hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi gerekmektedir. Aracılık faaliyetleri bakımından ayrıca, malların satıcısı ile alıcısının Türkiye’de bulunmaması şartı aranacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu yönüyle düzenleme, Türkiye’yi malın fiziksel olarak ülkeye girmediği uluslararası ticaret, tedarik zinciri koordinasyonu ve bölgesel ticaret merkezi yapılanmaları bakımından daha cazip bir konuma getirmeyi hedeflemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İmalatçı ve Zirai Üretim Faaliyetlerinde Yüzde 12,5 Kurumlar Vergisi Oranı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun’un üretim ekonomisine yönelik en önemli düzenlemesi, sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları için kurumlar vergisi oranının yüzde 12,5 olarak belirlenmesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu düzenleme, teklif aşamasındaki ihracat odaklı kurumlar vergisi indirimi modelinden farklıdır. Nihai Kanun metninde ihracat şartı kaldırılmış, indirimli oran, üretim faaliyeti ve zirai üretim faaliyeti esas alınarak kurgulanmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle yalnızca ihracat yapan imalatçılar değil, iç piyasaya üretim yapan sanayi sicilli üreticiler de şartları sağlamaları halinde yüzde 12,5 oranından yararlanabilecektir. Zirai üretim faaliyeti yürüten kurumların da kapsama alınması, düzenlemenin yalnızca sanayi üretimiyle sınırlı olmadığını göstermektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bununla birlikte, aynı kazanç bakımından hem yüzde 12,5 oranının hem de Kurumlar Vergisi Kanunu’nun ihracat kazançlarına ilişkin 5 puanlık indiriminin birlikte uygulanması mümkün olmayacaktır. Kanun, bu konuda açık bir ayrım yaparak indirimli orandan yararlanan kazançlar için ayrıca ihracatçı 5 puan indiriminin uygulanamayacağını düzenlemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu değişiklik, özellikle üretim yatırımlarının planlanması, grup içi üretim-ticaret ayrıştırmaları, ihracat kazancı ile üretim kazancının muhasebesel takibi ve farklı faaliyetlerden doğan kazançların ayrıştırılması bakımından şirketler için yeni bir vergi planlaması gündemi yaratacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uygulamada, indirimli oranın hangi kazanç kalemlerine nasıl uygulanacağı, üretim faaliyeti dışındaki gelirlerin ayrıştırılması ve karma faaliyet yapısına sahip şirketlerde kazanç tespitinin nasıl yapılacağı önem kazanacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi Matrahında Yeni İndirimler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun yurt içi asgari kurumlar vergisine ilişkin 32/C maddesinde de değişiklik yapılmaktadır. Buna göre transit ticaret kazanç indirimi, nitelikli hizmet merkezi kazanç indirimi ve İstanbul Finans Merkezi Kanunu kapsamında finansal hizmet ihracı kazanç indirimi, yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahından düşülebilecek indirimler arasına alınmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu düzenleme teknik olmakla birlikte paketin etkinliği açısından son derece önemlidir. Zira yeni getirilen kazanç indirimlerinin asgari kurumlar vergisi nedeniyle fiilen etkisizleşmesi, teşviklerin yatırımcı nezdindeki gerçek ekonomik değerini azaltabilirdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun, bu indirimlerin asgari kurumlar vergisi matrahında dikkate alınabilmesini sağlayarak transit ticaret, nitelikli hizmet merkezi ve İstanbul Finans Merkezi teşviklerinin uygulanabilirliğini güçlendirmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yeni Varlık Barışı Düzenlemesi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 19. madde kapsamında yeni bir varlık barışı düzenlemesi getirilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan aynı türden varlıklar, 31 Temmuz 2027 tarihine kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirilebilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yurt dışındaki varlıkların, bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurum hesaplarına yatırılması gerekmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Varlık barışı kapsamında bildirilen varlıklara ilişkin olarak kural olarak yüzde 5 oranında peşin vergi tahsil edilmesi öngörülmektedir. Bununla birlikte, bildirilen varlıkların belirli sürelerle Türkiye’de tutulmasına yönelik taahhüt verilmesi halinde vergi oranı kademeli olarak düşmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Vadeli mevduat hesapları, devlet iç borçlanma senetleri, kira sertifikaları ve Genel Kurul aşamasında eklenen girişim sermayesi yatırım fonu katılma payları bu kapsamda dikkate alınabilecek yatırım araçları arasında yer almaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tutma taahhüdü bulunmayan hallerde oran yüzde 5 olarak uygulanırken, taahhüt süresine göre oranlar kademeli olarak azalacaktır. Buna göre en az bir yıl elde tutma taahhüdü verilmesi halinde yüzde 4, en az iki yıl elde tutma taahhüdü verilmesi halinde yüzde 3, en az üç yıl elde tutma taahhüdü verilmesi halinde yüzde 2, en az dört yıl elde tutma taahhüdü verilmesi halinde yüzde 1 ve en az beş yıl elde tutma taahhüdü verilmesi halinde yüzde 0 oranı uygulanabilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">1 Ocak 2027 tarihinden itibaren 31 Temmuz 2027 tarihine kadar yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan artırım uygulanacaktır. Cumhurbaşkanına bildirim süresini bir yıla kadar uzatma yetkisi verilmiş olup, uzatma halinde oranlara ilave artırım uygulanması öngörülmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Düzenleme, şartların sağlanması halinde bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar bakımından vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmamasını da öngörmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca varlıkların elde tutulmasına ilişkin verilecek taahhütnamelerden damga vergisi alınmaması, özellikle yüksek tutarlı bildirimler bakımından işlem maliyetini azaltan önemli bir tamamlayıcı düzenleme niteliğindedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Teknogirişim Şirketlerinde Pay Senedi İstisnası ve Paya Dönüştürülebilir Borç Rejimi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun, teknoloji girişimlerine yönelik olarak hem çalışan teşvikleri hem de finansman modelleri bakımından önemli yenilikler getirmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gelir Vergisi Kanunu’nun 17. maddesinde yapılan değişiklikle, teknogirişim şirketi niteliğini haiz işverenlerce çalışanlara bedelsiz veya indirimli olarak verilen pay senetlerinde gelir vergisi istisnasının üst sınırı, çalışanın yıllık brüt ücretinin bir katından iki katına çıkarılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Pay senetlerinin elde tutulma süresine bağlı geri alma mekanizması da çalışan lehine yumuşatılmaktadır. Pay senetlerinin edinim tarihinden itibaren iki yıl içinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin tamamı, üç ila dört yıl arasında elden çıkarılması halinde yüzde 75’i, beş ila altı yıl arasında elden çıkarılması halinde yüzde 25’i gecikme faiziyle birlikte işverenden tahsil edilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Altı yıldan uzun süre elde tutulan pay senetleri bakımından ise geri alma mekanizması uygulanmayacaktır. Önceki rejimde tam istisna için öngörülen sürenin on iki yıl olduğu dikkate alındığında, bu değişiklik teknogirişim çalışanlarının pay bazlı teşviklerden yararlanmasını daha gerçekçi hale getirmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun’un teknogirişim ekosistemi bakımından diğer önemli yeniliği, paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine ilişkin özel rejimdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">5746 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından verilen teknogirişim rozetine sahip halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmeleri kapsamında yapacakları şarta bağlı sermaye artırımlarında, Türk Ticaret Kanunu’nun şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükümlerinin uygulanmayacağı düzenlenmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu alandaki usul ve esasların Ticaret Bakanlığının görüşü alınarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenmesi öngörülmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu düzenleme, girişim finansmanında sıklıkla kullanılan dönüştürülebilir borç, SAFE benzeri enstrümanlar ve yatırım turu öncesi köprü finansman modelleri bakımından Türkiye’de daha esnek bir hukuki zemin oluşturma potansiyeli taşımaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca dijital şirketlere kuruluş ve işletme döneminde oda aidatı muafiyeti sağlanması da teknogirişimlerin erken aşama maliyetlerini azaltmaya yönelik tamamlayıcı bir düzenleme olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İstanbul Finans Merkezi Teşviklerinin Genişletilmesi ve Süresinin Uzatılması</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun ile İstanbul Finans Merkezi rejimi de güçlendirilmektedir. 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu’ndaki ana indirim oranı yüzde 75 olmakla birlikte, finansal hizmet ihracı faaliyetlerinden elde edilen kazançlar bakımından yüzde 100 olarak uygulanma süresi 31 Aralık 2047 tarihine kadar uzatılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca bu indirimin, yurt içi asgari kurumlar vergisi hesaplamasında matrahtan düşülebileceği açıkça düzenlenmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Katılımcı belgesi almış finansal kuruluşların İstanbul Finans Merkezi’nde bulunan merkez ve şubelerinden Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken finansal faaliyet harçlarına ilişkin muafiyet süresi de beş yıldan yirmi yıla çıkarılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunun yanında, İFM’de çalışan personele yönelik gelir vergisi istisnasının kapsamı genişletilmekte, daha önce belirli finansal kuruluşlar bakımından öngörülen teşvik, İFM katılımcıları lehine daha geniş bir uygulama alanı kazanacak şekilde yeniden düzenlenmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İstanbul Finans Merkezi bakımından getirilen bu değişiklikler, İFM’nin yalnızca finansal kurumlara yönelik bir lokasyon teşviki olmaktan çıkarılıp nitelikli hizmet merkezi, finansal hizmet ihracı, transit ticaret ve yüksek nitelikli personel istihdamı ile bağlantılı daha kapsamlı bir uluslararası iş ve finans merkezi modeli olarak konumlandırılmak istendiğini göstermektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Endüstri Bölgelerinin Teşvik Sistemindeki Konumu</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Genel Kurul aşamasında yapılan değişikliklerle, Cumhurbaşkanınca uygun bulunan belirli endüstri bölgeleri bazı teşvikler bakımından İstanbul Finans Merkezi ile aynı seviyeye taşınmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu kapsamda, uygun bulunan endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren kurumlar için nitelikli hizmet merkezi kazanç indirimi ve transit ticaret kazanç indirimi yüzde 100 olarak uygulanabilecektir. Ayrıca nitelikli hizmet personelinin ücret istisnası bakımından brüt asgari ücretin üç katı yerine beş katı sınırı uygulanacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu düzenleme, paketin coğrafi etkisini yalnızca İstanbul ile sınırlı tutmayan bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Ancak tüm endüstri bölgelerinin kendiliğinden bu avantajlardan yararlanacağı söylenemez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun sistemi, yabancı yatırım yoğunluğu gibi ölçütler çerçevesinde Cumhurbaşkanınca uygun bulunan endüstri bölgeleri bakımından daha avantajlı oranların uygulanmasını öngörmektedir. Bu nedenle yatırım planlaması yapılırken ilgili endüstri bölgesinin bu kapsama alınıp alınmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yürürlük ve Uygulama Takvimi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun’un birçok hükmü Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girecektir. Bununla birlikte bazı düzenlemeler bakımından özel uygulama tarihleri öngörülmüştür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nitelikli hizmet merkezi kazanç indirimi, transit ticaret kazanç indirimi ve yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahına ilişkin düzenlemelerin, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemlerine ait kurum kazançları için, 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak üzere uygulanması öngörülmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yeni mukimlere ilişkin yurt dışı kazanç ve irat istisnası, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren Türkiye’ye yerleşmiş sayılan gerçek kişiler bakımından uygulanacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İmalatçı ve zirai üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlara yönelik yüzde 12,5 kurumlar vergisi oranı ise 2027 ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yürürlüğe girecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Varlık barışı bildirimleri bakımından son tarih 31 Temmuz 2027 olarak belirlenmiş, Cumhurbaşkanına bu süreyi bir yıla kadar uzatma yetkisi tanınmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Değerlendirme</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">7582 sayılı Kanun, Türkiye’nin vergi ve yatırım mevzuatında son yıllarda yapılan en kapsamlı ve çok boyutlu düzenlemelerden biridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kanun’un genel mimarisi incelendiğinde üç ana politika ekseni öne çıkmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İlk olarak, yeni mukimlere yönelik yirmi yıllık yurt dışı kazanç istisnası ve yüzde 1 veraset vergisi düzenlemesiyle Türkiye’nin uluslararası mobil sermaye ve yüksek net değerli gerçek kişiler bakımından daha rekabetçi bir mukim rejimi sunması hedeflenmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İkinci olarak, nitelikli hizmet merkezi rejimi, transit ticaret teşvikleri, İstanbul Finans Merkezi avantajları ve endüstri bölgelerine ilişkin hükümlerle Türkiye’nin bölgesel yönetim, finans, tedarik zinciri ve yüksek katma değerli hizmet faaliyetleri bakımından daha güçlü bir merkez haline getirilmesi amaçlanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üçüncü olarak ise imalatçı ve zirai üretim kazançlarına yönelik yüzde 12,5 kurumlar vergisi oranı, teknogirişimlerde pay senedi istisnası ve paya dönüştürülebilir borç rejimiyle üretim ve teknoloji ekosistemine yönelik daha rekabetçi bir vergi ve finansman zemini oluşturulmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şirketler açısından bu düzenlemeler yalnızca vergi oranı veya istisna başlıkları olarak değerlendirilmemelidir. Grup yapılanmaları, yurt dışı kazançların Türkiye’ye transferi, hizmet merkezi kurguları, üretim ve ihracat kazançlarının ayrıştırılması, çalışanlara pay bazlı menfaat sağlanması, girişim finansmanı sözleşmeleri, varlık bildirimi kararları ve İstanbul Finans Merkezi veya endüstri bölgesi lokasyon tercihleri bakımından kapsamlı bir hukuki ve mali analiz ihtiyacı doğmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu nedenle 7582 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte, özellikle çok uluslu şirket grupları, üretim şirketleri, ihracatçılar, teknoloji girişimleri, finansal kuruluşlar, aile ofisleri, yüksek net değerli gerçek kişiler ve Türkiye’de bölgesel merkez kurmayı değerlendiren yabancı yatırımcılar bakımından yeni döneme uygun yapılandırma ve uyum çalışmalarının gecikmeksizin başlatılması önem arz etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çetin Avukatlık Ofisi olarak, şirketlerin, yatırımcıların ve uluslararası iş gruplarının değişen mevzuat çerçevesinde karşılaşabilecekleri hukuki ve vergisel etkileri bütüncül bir perspektifle değerlendirmekte, kurumsal yapılanma, yatırım planlaması, uyum süreçleri ve sözleşmesel risklerin yönetimi bakımından stratejik hukuki destek sunmaktayız.</p>
<p style="font-weight: 400;">
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Navlun Ücretlerine Sonradan Eklenen Savaş Riski Ek Ücretlerinin Hukuki Çerçevesi, İtiraz Yolları ve Önlemler</title>
		<link>https://www.cetinavukatlik.com/navlun-ucretlerine-sonradan-eklenen-savas-riski-ek-ucretlerinin-hukuki-cercevesi-itiraz-yollari-ve-onlemler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çetin Avukatlık Ofisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 11:28:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cetinavukatlik.com/?p=5828</guid>

					<description><![CDATA[Savaş Riski Ek Ücreti (War Risk Surcharge/EWRS); armatörün savaş veya yüksek risk bölgelerinden geçen gemiler için ödediği ek sigorta primini yükleme tarafına yansıttığı ek navlun kalemidir. Hukuki dayanağını BIMCO CONWARTIME 2004 ve VOYWAR 1993 standart klozlarından alan bu klozlar charter party'e ve konşimentoya atıfla taşıma sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmektedir. Türkiye'den gerçekleştirilen ihracat]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-1 fusion-flex-container nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="background-color: rgba(255,255,255,0);background-position: center center;background-repeat: no-repeat;border-width: 0px 0px 0px 0px;border-color:#eae9e9;border-style:solid;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start" style="max-width:1216.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-0 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column"><div class="fusion-column-wrapper fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column" style="background-position:left top;background-repeat:no-repeat;-webkit-background-size:cover;-moz-background-size:cover;-o-background-size:cover;background-size:cover;padding: 0px 0px 0px 0px;"><div class="fusion-text fusion-text-1" style="text-align:justify;"><p style="font-weight: 400;">Savaş Riski Ek Ücreti (War Risk Surcharge/EWRS); armatörün savaş veya yüksek risk bölgelerinden geçen gemiler için ödediği ek sigorta primini yükleme tarafına yansıttığı ek navlun kalemidir. Hukuki dayanağını <a href="https://www.bimco.org/contractual-affairs/bimco-clauses/earlier-clauses-list/war_risk_clause_for_time_charters_2004/" target="_blank" rel="noopener">BIMCO CONWARTIME 2004</a> ve <a href="https://www.bimco.org/contractual-affairs/bimco-clauses/earlier-clauses-list/standard_war_risks_clause_for_voyage_chartering_1993/" target="_blank" rel="noopener">VOYWAR 1993</a> standart klozlarından alan bu klozlar charter party&#8217;e ve konşimentoya atıfla taşıma sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmektedir. Türkiye&#8217;den gerçekleştirilen ihracat ve ithalat işlemlerinde Kızıldeniz, Hürmüz Boğazı ve Karadeniz transit geçişleri başlıca tetikleyici bölgeler olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uygulamada sıkça karşılaşılan navlun teklifinin onaylanarak sevkiyatın başladığı, ancak armatörün yolculuk süresince veya sonrasında EWRS adı altında ek fatura tanzimi meselesine ilişkin bir yol haritası çizmek gerekmiş, bu noktada ödeme yükümlülüğünün hukuken doğup doğmadığı incelenmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu gibi durumlarda ödeme yükümlülüğü; ancak WRS/EWRS&#8217;nin booking onay belgesi, spot rate teklifi ya da konşimentoda açıkça zikredilmiş olması hâlinde doğar. Söz konusu belgelerden hiçbirinde yer almayan bir ek ücretin, sevkiyat başladıktan sonra tek taraflı olarak fatura edilmesi, sözleşme serbestisi ve tarafların karşılıklı iradesi ilkeleriyle doğrudan çelişmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna karşın, charter party veya konşimentoda CONWARTIME/VOYWAR klozu açıkça yer alıyor ise ve risk seferin başlamasından sonra somutlaşmışsa, armatörün talebinin meşru hukuki dayanak taşıdığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla her uyuşmazlığı, somut belgeler ışığında değerlendirmek icap etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Mevcut bir sevkiyatta itiraz yoluna gidilecek ise öncelikle booking onayı ve konşimento derhal incelenmeli, EWRS&#8217;ye ilişkin herhangi bir kloz veya atfın mevcut olup olmadığı tespit edilmelidir. Ek ücretin sözleşme kapsamı dışında kaldığı değerlendiriliyorsa, armatöre veya freight forwarder&#8217;a yazılı ve gerekçeli itiraz iletilmelidir. Kargoyu serbest bırakmak amacıyla ödeme zorunlu hâle gelir ise ihtirazi kayıt altında ödeme yöntemi muhakkak değerlendirilmelidir ve ödeme &#8220;under protest-ihtirazi kayıt” beyanıyla gerçekleştirilmeli ve bu husus yazılı olarak teyit edilmelidir. Bu yöntem, sonraki aşamada geri talep yolunu açık tutmaktadır. Şayet freight forwarder aracılığıyla çalışılıyor ise ayrıca forwarder&#8217;ın all-in rate garantisi verip vermediği ve ek maliyeti kısmen ya da tamamen absorbe edip edemeyeceği müzakere konusu yapılabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Teslim şeklinin seçimi de bu ek maliyet kaleminin hangi tarafta kaldığını doğrudan belirlemekte olup FOB teslimde navlun alıcı tarafından organize edildiğinden EWRS riski alıcıya aittir ve ihracatçıyı doğrudan bağlamaz. CIF veya CFR teslimde ise navlunu organize eden ihracatçı olduğundan risk ihracatçıda kalır, ancak, bu durumda satış sözleşmesine navlun artışlarının alıcıya yansıtılacağı şeklinde bir hüküm eklenmesi de mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gelecek sevkiyatlar için alınması gereken önleyici tedbirler ise sözleşme aşamasında şekillenmektedir. Navlun teklifinin tüm surcharge kalemleri dahil olmak üzere nihai ve sabit bir fiyatı kapsadığı yazılı olarak teyit edilmeli, ek ücretlerin tek tek listelendiği imzalı bir booking onay belgesi alınmalıdır. Uzun vadeli alıcı ilişkilerinde, sevkiyat sonrası beklenmeyen navlun artışlarının alıcıya yansıtılacağı yönünde bir kloz satış sözleşmesine dahil edilmeli, freight forwarder&#8217;dan ise ek surcharge uygulanmayacağına dair yazılı taahhüt talep edilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, EWRS ve War Risk Surcharge talepleri için öncelikle somut belgeler detaylıca incelenmeli, hukuki dayanaktan yoksun oldukları durumlarda ise itiraza konu edilmelidir. Mevcut sevkiyatlarda ise en güvenli yol ihtirazi kayıt altında ödeme ve akabinde yazılı itirazdır. Gelecek sevkiyatlarda ise en büyük korumanın temelini sözleşmenin oluşturduğu akıldan çıkarılmadan ticari alım-satım işlemine girişilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bu kapsamda; EWRS ve savaş riski ek sigorta primi ücretleriyle ilgili somut durumunuza dair hukuki analiz, sözleşme yazımı ve/veya sözleşme incelenmesi ile itiraz sürecinin yönetimi için tarafımızdan profesyonel avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti almak, mevcut ve/veya gelecekteki sevkiyatlarınızda risklerin minimize edilmesi, sözleşme hükümlerinin doğru şekilde uygulanması ve olası uyuşmazlıklarda hak kaybının önlenmesi için avukatlık firmamızla <a href="mailto:info@cetinavukatlik.com" target="_blank" rel="noopener">info@cetinavukatlik.com</a> e-mail adresinden irtibata geçebilirsiniz.</p>
<hr />
<p data-start="74" data-end="88" data-is-last-node="" data-is-only-node=""><span style="color: #26446b;"><em>Ofisimizin konu ile alakalı hizmetlerine ilişkin detaylı bilgi almak için:</em></span></p>
<ul>
<li><a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/sirketler-hukuku/" target="_blank" rel="noopener"><em><span style="color: #26446b;">Ticaret ve Şirketler Hukuku</span></em></a></li>
<li><a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/tazminat-hukuku/" target="_blank" rel="noopener"><em><span style="color: #26446b;">Tazminat Hukuku</span></em></a></li>
<li><a href="https://www.cetinavukatlik.com/faaliyet-alanlari/sigorta-hukuku/" target="_blank" rel="noopener"><em><span style="color: #26446b;">Sigorta Hukuku</span></em></a></li>
</ul>
</div></div><style type="text/css">.fusion-body .fusion-builder-column-0{width:100% !important;margin-top : 0px;margin-bottom : 0px;}.fusion-builder-column-0 > .fusion-column-wrapper {padding-top : 0px !important;padding-right : 0px !important;margin-right : 1.92%;padding-bottom : 0px !important;padding-left : 0px !important;margin-left : 1.92%;}@media only screen and (max-width:1024px) {.fusion-body .fusion-builder-column-0{width:100% !important;}.fusion-builder-column-0 > .fusion-column-wrapper {margin-right : 1.92%;margin-left : 1.92%;}}@media only screen and (max-width:640px) {.fusion-body .fusion-builder-column-0{width:100% !important;}.fusion-builder-column-0 > .fusion-column-wrapper {margin-right : 1.92%;margin-left : 1.92%;}}</style></div></div><style type="text/css">.fusion-body .fusion-flex-container.fusion-builder-row-1{ padding-top : 0px;margin-top : 0px;padding-right : 0px;padding-bottom : 0px;margin-bottom : 0px;padding-left : 0px;}</style></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
