7582 Sayılı Kanun ile Vergi ve Yatırım Mevzuatında Yeni Dönem

1 Haziran 2026 Çetin Avukatlık Ofisi

7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 21 Mayıs 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Kanun’un, Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından yürürlük hükümleri çerçevesinde uygulanması beklenmektedir.

7582 sayılı Kanun, yalnızca belirli vergi oranlarında yapılan sınırlı bir değişiklikten ibaret değildir. Düzenleme, Türkiye’nin yatırım ortamını, uluslararası sermaye hareketlerini, üretim ekonomisini, İstanbul Finans Merkezi stratejisini, teknogirişim ekosistemini, grup içi hizmet merkezi yapılanmalarını ve yüksek net değerli gerçek kişilere yönelik mukimlik rejimini doğrudan etkileyebilecek çok yönlü bir mevzuat değişikliği niteliğindedir.

Kanun ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu başta olmak üzere birden fazla temel kanunda eş zamanlı değişiklik yapılmaktadır.

Bu yönüyle 7582 sayılı Kanun, kamu alacaklarının tahsilinden kurumlar vergisi oranlarına, varlık barışı düzenlemesinden yeni mukimlere yönelik gelir vergisi istisnasına, nitelikli hizmet merkezlerinden İstanbul Finans Merkezi teşviklerine kadar geniş bir uygulama alanına sahiptir. Düzenleme, özellikle şirketler, yabancı yatırımcılar, finansal kuruluşlar, üretim işletmeleri, teknoloji girişimleri, aile ofisleri ve Türkiye’de bölgesel merkez kurmayı değerlendiren çok uluslu gruplar bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken sonuçlar doğurmaktadır.

Yasama Sürecinde Öne Çıkan Değişiklikler

Kanun’un yasalaşma sürecinde dikkat çeken en önemli değişikliklerden biri, kurumlar vergisi indiriminin kapsamının yeniden tasarlanmasıdır. Teklifin ilk halinde imalatçı ihracatçı kurumların ihraç ettikleri mallardan elde ettikleri kazançlara %9, diğer ihracatçı kurumların ihracat kazançlarına ise %14 oranında kurumlar vergisi uygulanması öngörülmekteydi.

Ancak Plan ve Bütçe Komisyonu aşamasında bu yapı terk edilmiş, indirimli oran, ihracat şartına bağlı olmaksızın sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetinden elde edilen kazançlara yöneltilmiştir. Bu kapsamda söz konusu kazançlar için kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak belirlenmiştir.

Genel Kurul aşamasında ise paketin kapsamını genişleten bazı önemli eklemeler yapılmıştır. Endüstri bölgeleri, belirli teşviklerde İstanbul Finans Merkezi ile aynı seviyeye taşınmış, varlık barışı kapsamında indirimli vergi oranından yararlanılabilecek yatırım araçlarına girişim sermayesi yatırım fonları eklenmiş, varlıkların elde tutulmasına ilişkin verilecek taahhütnameler damga vergisinden istisna edilmiştir.

Ayrıca nitelikli hizmet merkezlerinin yurt içi faaliyetlere veya Türk hukukuna yönelik hukuk danışmanlığı hizmetlerini yalnızca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu kapsamında hizmet verebilecek avukat veya avukat ortaklıklarından alarak sunabileceği düzenlenmiştir.

Bu son değişiklik, hukuk hizmetlerinin niteliği ve mesleki sınırları bakımından ayrıca önemlidir. Nitelikli hizmet merkezi rejimi, çok uluslu şirketlerin grup içi hukuk koordinasyonu ve uluslararası sözleşme yönetimi gibi faaliyetlerini kapsayabilecek şekilde tasarlanmakla birlikte, Türk hukukuna veya Türkiye’deki faaliyetlere ilişkin hukuk danışmanlığı bakımından Avukatlık Kanunu ile uyumlu bir sınır çizilmiştir. Böylece hukuk danışmanlığı faaliyeti bakımından avukatlık mesleğinin kanuni çerçevesi korunmuş, çok uluslu hizmet merkezi modeli ile Türk hukukundaki mesleki temsil ve danışmanlık rejimi arasında denge kurulmuştur.

Kamu Alacaklarında Tecil Süresi Uzatıldı

Kanun’un 6183 sayılı Kanun’da yaptığı değişiklikle kamu alacaklarının teciline ilişkin süre ve tutar rejimi yeniden düzenlenmektedir. Tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarılmakta, teminatsız tecil edilebilecek azami borç tutarı ise 1.000.000 TL’ye yükseltilmektedir.

Bu değişiklik, özellikle nakit akışı baskısı altında bulunan mükellefler bakımından kamu borçlarının daha uzun vadeye yayılmasına imkân tanıyan önemli bir ödeme kolaylığı yaratmaktadır.

Söz konusu düzenleme, klasik anlamda bir vergi affı veya borcun ortadan kaldırılması niteliğinde değildir. Ancak ödeme güçlüğü yaşayan işletmeler bakımından kamu borçlarının yapılandırılması ve tahsilat baskısının zamana yayılması açısından pratik sonuç doğurabilecek bir tecil mekanizması genişlemesi getirmektedir.

Özellikle yüksek faiz, finansmana erişim zorluğu ve işletme sermayesi ihtiyacının arttığı dönemlerde, 72 aya kadar uzayan tecil imkânı şirketlerin likidite yönetimi bakımından dikkate alınması gereken bir araç haline gelebilecektir.

Yeni Mukimler İçin Yirmi Yıllık Yurt Dışı Kazanç ve İrat İstisnası

Kanun’un en dikkat çekici düzenlemelerinden biri, Türkiye’ye yerleşen gerçek kişilerin yurt dışı kazanç ve iratlarına yönelik yirmi yıllık gelir vergisi istisnasıdır.

Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen mükerrer 20/D maddesi ile, Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayıldıkları yıldan önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması koşuluyla, Türkiye dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar yirmi yıl süreyle gelir vergisinden istisna edilmektedir.

Bu istisna, Türkiye’nin yüksek gelirli gerçek kişileri, uluslararası yatırımcıları, aile ofislerini, girişimcileri ve mobil sermaye sahiplerini çekmeye yönelik yeni bir mukim rejimi geliştirme iradesini göstermektedir.

İstisna kapsamındaki gelirler için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi gereken durumlarda da istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar beyannameye dahil edilmeyecektir. Bununla birlikte, istisna kapsamındaki gelirlerle bağlantılı gider ve maliyetler vergiye tabi kazançların tespitinde dikkate alınamayacak, bu gelirler nedeniyle yurt dışında ödenen vergiler Türkiye’de hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilemeyecektir.

Düzenlemenin önemli bir tamamlayıcı unsuru da veraset ve intikal vergisi alanındadır. İstisnadan yararlanan kişinin yirmi yıllık istisna süresi içinde vefat etmesi halinde, veraset yoluyla intikal eden mallar bakımından yüzde 1 oranında sabit veraset ve intikal vergisi uygulanacaktır.

Bu hüküm, Türkiye’ye yerleşmeyi değerlendiren yüksek net değerli gerçek kişiler ve aile serveti yapılanmaları bakımından yalnızca yıllık gelir vergisi yükünü değil, servetin nesiller arası intikalindeki vergi yükünü de önemli ölçüde etkileyebilecek niteliktedir.

Nitelikli Hizmet Merkezi Rejimi

Kanun ile Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na eklenen düzenleme kapsamında “nitelikli hizmet merkezi” kavramı mevzuata dahil edilmektedir. Nitelikli hizmet merkezi, en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren ilişkili şirketlere veya şirketler topluluğuna hizmet sunmak üzere kurulan ve yıllık hasılatının en az yüzde 80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde eden sermaye şirketi olarak tanımlanmaktadır.

Bu rejim, çok uluslu şirket gruplarının bölgesel yönetim, koordinasyon, destek ve uzmanlık fonksiyonlarını Türkiye üzerinden yürütmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

Nitelikli hizmet merkezlerinin faaliyet alanları oldukça geniş tutulmuştur. Finansal danışmanlık, hazine ve fonlama, raporlama, denetim, risk yönetimi, nakit ve likidite yönetimi, uluslararası muhasebe ve uyum, stratejik yönetim danışmanlığı, dijital dönüşüm, teknoloji danışmanlığı, yatırım ve veri analizi, marka yönetimi, insan kaynakları, eğitim, satış sonrası destek, teknik destek, araştırma-geliştirme, dış tedarik, ürün testi ve laboratuvar hizmetleri gibi grup içi destek ve koordinasyon fonksiyonları bu kapsamda değerlendirilebilecektir.

Nitelikli hizmet merkezi rejimi üç temel vergi avantajıyla desteklenmektedir.

İlk olarak, nitelikli hizmet merkezi faaliyetleri kapsamında münhasıran yurt dışından elde edilen kazançların yüzde 95’i kurum kazancından indirilebilecektir. İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri ile Cumhurbaşkanınca uygun bulunan belirli endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren kurumlar bakımından bu oran yüzde 100 olarak uygulanacaktır.

Bu indirimden yararlanılabilmesi için kazancın kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi gerekmektedir. İndirim, nitelikli hizmet merkezinin faaliyete geçtiği hesap döneminden itibaren yirmi hesap dönemi boyunca uygulanacaktır.

İkinci olarak, nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisna edilmektedir. İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri ile Cumhurbaşkanınca uygun bulunan endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren kurumlar bakımından bu sınır brüt asgari ücretin beş katı olarak uygulanacaktır.

Üçüncü olarak, nitelikli hizmet merkezi kazanç indiriminin yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahından düşülebilmesi öngörülmektedir. Bu husus, yeni teşvikin asgari kurumlar vergisi hesaplaması içinde etkisizleşmesini önlemeyi amaçlayan kritik bir tamamlayıcı düzenlemedir.

Transit Ticaret ve Yurt Dışı Aracılık Kazançlarında İndirim

Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinde yapılan değişiklik sonucunda transit ticaret ve yurt dışı aracılık faaliyetlerinden elde edilen kazançlara ilişkin kurumlar vergisi indiriminin kapsamı önemli ölçüde genişletilmektedir.

Buna göre, yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden elde edilen kazançların yüzde 95’i kurumlar vergisi matrahından indirilebilecektir.

İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren kurumlar ile 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan ve yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunan endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren kurumlar bakımından bu indirim oranı yüzde 100 olarak uygulanacaktır.

Böylece transit ticaret teşviki, önceki rejime kıyasla hem coğrafi olarak İstanbul Finans Merkezi dışına taşmakta hem de oran bakımından daha güçlü bir teşvik haline gelmektedir.

İndirimden yararlanılabilmesi için kazancın ilgili hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi gerekmektedir. Aracılık faaliyetleri bakımından ayrıca, malların satıcısı ile alıcısının Türkiye’de bulunmaması şartı aranacaktır.

Bu yönüyle düzenleme, Türkiye’yi malın fiziksel olarak ülkeye girmediği uluslararası ticaret, tedarik zinciri koordinasyonu ve bölgesel ticaret merkezi yapılanmaları bakımından daha cazip bir konuma getirmeyi hedeflemektedir.

İmalatçı ve Zirai Üretim Faaliyetlerinde Yüzde 12,5 Kurumlar Vergisi Oranı

Kanun’un üretim ekonomisine yönelik en önemli düzenlemesi, sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları için kurumlar vergisi oranının yüzde 12,5 olarak belirlenmesidir.

Bu düzenleme, teklif aşamasındaki ihracat odaklı kurumlar vergisi indirimi modelinden farklıdır. Nihai Kanun metninde ihracat şartı kaldırılmış, indirimli oran, üretim faaliyeti ve zirai üretim faaliyeti esas alınarak kurgulanmıştır.

Bu nedenle yalnızca ihracat yapan imalatçılar değil, iç piyasaya üretim yapan sanayi sicilli üreticiler de şartları sağlamaları halinde yüzde 12,5 oranından yararlanabilecektir. Zirai üretim faaliyeti yürüten kurumların da kapsama alınması, düzenlemenin yalnızca sanayi üretimiyle sınırlı olmadığını göstermektedir.

Bununla birlikte, aynı kazanç bakımından hem yüzde 12,5 oranının hem de Kurumlar Vergisi Kanunu’nun ihracat kazançlarına ilişkin 5 puanlık indiriminin birlikte uygulanması mümkün olmayacaktır. Kanun, bu konuda açık bir ayrım yaparak indirimli orandan yararlanan kazançlar için ayrıca ihracatçı 5 puan indiriminin uygulanamayacağını düzenlemektedir.

Bu değişiklik, özellikle üretim yatırımlarının planlanması, grup içi üretim-ticaret ayrıştırmaları, ihracat kazancı ile üretim kazancının muhasebesel takibi ve farklı faaliyetlerden doğan kazançların ayrıştırılması bakımından şirketler için yeni bir vergi planlaması gündemi yaratacaktır.

Uygulamada, indirimli oranın hangi kazanç kalemlerine nasıl uygulanacağı, üretim faaliyeti dışındaki gelirlerin ayrıştırılması ve karma faaliyet yapısına sahip şirketlerde kazanç tespitinin nasıl yapılacağı önem kazanacaktır.

Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi Matrahında Yeni İndirimler

Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun yurt içi asgari kurumlar vergisine ilişkin 32/C maddesinde de değişiklik yapılmaktadır. Buna göre transit ticaret kazanç indirimi, nitelikli hizmet merkezi kazanç indirimi ve İstanbul Finans Merkezi Kanunu kapsamında finansal hizmet ihracı kazanç indirimi, yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahından düşülebilecek indirimler arasına alınmaktadır.

Bu düzenleme teknik olmakla birlikte paketin etkinliği açısından son derece önemlidir. Zira yeni getirilen kazanç indirimlerinin asgari kurumlar vergisi nedeniyle fiilen etkisizleşmesi, teşviklerin yatırımcı nezdindeki gerçek ekonomik değerini azaltabilirdi.

Kanun, bu indirimlerin asgari kurumlar vergisi matrahında dikkate alınabilmesini sağlayarak transit ticaret, nitelikli hizmet merkezi ve İstanbul Finans Merkezi teşviklerinin uygulanabilirliğini güçlendirmektedir.

Yeni Varlık Barışı Düzenlemesi

Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 19. madde kapsamında yeni bir varlık barışı düzenlemesi getirilmektedir.

Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan aynı türden varlıklar, 31 Temmuz 2027 tarihine kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirilebilecektir.

Yurt dışındaki varlıkların, bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurum hesaplarına yatırılması gerekmektedir.

Varlık barışı kapsamında bildirilen varlıklara ilişkin olarak kural olarak yüzde 5 oranında peşin vergi tahsil edilmesi öngörülmektedir. Bununla birlikte, bildirilen varlıkların belirli sürelerle Türkiye’de tutulmasına yönelik taahhüt verilmesi halinde vergi oranı kademeli olarak düşmektedir.

Vadeli mevduat hesapları, devlet iç borçlanma senetleri, kira sertifikaları ve Genel Kurul aşamasında eklenen girişim sermayesi yatırım fonu katılma payları bu kapsamda dikkate alınabilecek yatırım araçları arasında yer almaktadır.

Tutma taahhüdü bulunmayan hallerde oran yüzde 5 olarak uygulanırken, taahhüt süresine göre oranlar kademeli olarak azalacaktır. Buna göre en az bir yıl elde tutma taahhüdü verilmesi halinde yüzde 4, en az iki yıl elde tutma taahhüdü verilmesi halinde yüzde 3, en az üç yıl elde tutma taahhüdü verilmesi halinde yüzde 2, en az dört yıl elde tutma taahhüdü verilmesi halinde yüzde 1 ve en az beş yıl elde tutma taahhüdü verilmesi halinde yüzde 0 oranı uygulanabilecektir.

1 Ocak 2027 tarihinden itibaren 31 Temmuz 2027 tarihine kadar yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan artırım uygulanacaktır. Cumhurbaşkanına bildirim süresini bir yıla kadar uzatma yetkisi verilmiş olup, uzatma halinde oranlara ilave artırım uygulanması öngörülmektedir.

Düzenleme, şartların sağlanması halinde bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar bakımından vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmamasını da öngörmektedir.

Ayrıca varlıkların elde tutulmasına ilişkin verilecek taahhütnamelerden damga vergisi alınmaması, özellikle yüksek tutarlı bildirimler bakımından işlem maliyetini azaltan önemli bir tamamlayıcı düzenleme niteliğindedir.

Teknogirişim Şirketlerinde Pay Senedi İstisnası ve Paya Dönüştürülebilir Borç Rejimi

Kanun, teknoloji girişimlerine yönelik olarak hem çalışan teşvikleri hem de finansman modelleri bakımından önemli yenilikler getirmektedir.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 17. maddesinde yapılan değişiklikle, teknogirişim şirketi niteliğini haiz işverenlerce çalışanlara bedelsiz veya indirimli olarak verilen pay senetlerinde gelir vergisi istisnasının üst sınırı, çalışanın yıllık brüt ücretinin bir katından iki katına çıkarılmaktadır.

Pay senetlerinin elde tutulma süresine bağlı geri alma mekanizması da çalışan lehine yumuşatılmaktadır. Pay senetlerinin edinim tarihinden itibaren iki yıl içinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin tamamı, üç ila dört yıl arasında elden çıkarılması halinde yüzde 75’i, beş ila altı yıl arasında elden çıkarılması halinde yüzde 25’i gecikme faiziyle birlikte işverenden tahsil edilecektir.

Altı yıldan uzun süre elde tutulan pay senetleri bakımından ise geri alma mekanizması uygulanmayacaktır. Önceki rejimde tam istisna için öngörülen sürenin on iki yıl olduğu dikkate alındığında, bu değişiklik teknogirişim çalışanlarının pay bazlı teşviklerden yararlanmasını daha gerçekçi hale getirmektedir.

Kanun’un teknogirişim ekosistemi bakımından diğer önemli yeniliği, paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine ilişkin özel rejimdir.

5746 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından verilen teknogirişim rozetine sahip halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmeleri kapsamında yapacakları şarta bağlı sermaye artırımlarında, Türk Ticaret Kanunu’nun şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükümlerinin uygulanmayacağı düzenlenmektedir.

Bu alandaki usul ve esasların Ticaret Bakanlığının görüşü alınarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenmesi öngörülmektedir.

Bu düzenleme, girişim finansmanında sıklıkla kullanılan dönüştürülebilir borç, SAFE benzeri enstrümanlar ve yatırım turu öncesi köprü finansman modelleri bakımından Türkiye’de daha esnek bir hukuki zemin oluşturma potansiyeli taşımaktadır.

Ayrıca dijital şirketlere kuruluş ve işletme döneminde oda aidatı muafiyeti sağlanması da teknogirişimlerin erken aşama maliyetlerini azaltmaya yönelik tamamlayıcı bir düzenleme olarak öne çıkmaktadır.

İstanbul Finans Merkezi Teşviklerinin Genişletilmesi ve Süresinin Uzatılması

Kanun ile İstanbul Finans Merkezi rejimi de güçlendirilmektedir. 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu’ndaki ana indirim oranı yüzde 75 olmakla birlikte, finansal hizmet ihracı faaliyetlerinden elde edilen kazançlar bakımından yüzde 100 olarak uygulanma süresi 31 Aralık 2047 tarihine kadar uzatılmaktadır.

Ayrıca bu indirimin, yurt içi asgari kurumlar vergisi hesaplamasında matrahtan düşülebileceği açıkça düzenlenmektedir.

Katılımcı belgesi almış finansal kuruluşların İstanbul Finans Merkezi’nde bulunan merkez ve şubelerinden Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken finansal faaliyet harçlarına ilişkin muafiyet süresi de beş yıldan yirmi yıla çıkarılmaktadır.

Bunun yanında, İFM’de çalışan personele yönelik gelir vergisi istisnasının kapsamı genişletilmekte, daha önce belirli finansal kuruluşlar bakımından öngörülen teşvik, İFM katılımcıları lehine daha geniş bir uygulama alanı kazanacak şekilde yeniden düzenlenmektedir.

İstanbul Finans Merkezi bakımından getirilen bu değişiklikler, İFM’nin yalnızca finansal kurumlara yönelik bir lokasyon teşviki olmaktan çıkarılıp nitelikli hizmet merkezi, finansal hizmet ihracı, transit ticaret ve yüksek nitelikli personel istihdamı ile bağlantılı daha kapsamlı bir uluslararası iş ve finans merkezi modeli olarak konumlandırılmak istendiğini göstermektedir.

Endüstri Bölgelerinin Teşvik Sistemindeki Konumu

Genel Kurul aşamasında yapılan değişikliklerle, Cumhurbaşkanınca uygun bulunan belirli endüstri bölgeleri bazı teşvikler bakımından İstanbul Finans Merkezi ile aynı seviyeye taşınmıştır.

Bu kapsamda, uygun bulunan endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren kurumlar için nitelikli hizmet merkezi kazanç indirimi ve transit ticaret kazanç indirimi yüzde 100 olarak uygulanabilecektir. Ayrıca nitelikli hizmet personelinin ücret istisnası bakımından brüt asgari ücretin üç katı yerine beş katı sınırı uygulanacaktır.

Bu düzenleme, paketin coğrafi etkisini yalnızca İstanbul ile sınırlı tutmayan bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Ancak tüm endüstri bölgelerinin kendiliğinden bu avantajlardan yararlanacağı söylenemez.

Kanun sistemi, yabancı yatırım yoğunluğu gibi ölçütler çerçevesinde Cumhurbaşkanınca uygun bulunan endüstri bölgeleri bakımından daha avantajlı oranların uygulanmasını öngörmektedir. Bu nedenle yatırım planlaması yapılırken ilgili endüstri bölgesinin bu kapsama alınıp alınmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Yürürlük ve Uygulama Takvimi

Kanun’un birçok hükmü Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girecektir. Bununla birlikte bazı düzenlemeler bakımından özel uygulama tarihleri öngörülmüştür.

Nitelikli hizmet merkezi kazanç indirimi, transit ticaret kazanç indirimi ve yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahına ilişkin düzenlemelerin, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemlerine ait kurum kazançları için, 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak üzere uygulanması öngörülmektedir.

Yeni mukimlere ilişkin yurt dışı kazanç ve irat istisnası, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren Türkiye’ye yerleşmiş sayılan gerçek kişiler bakımından uygulanacaktır.

İmalatçı ve zirai üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlara yönelik yüzde 12,5 kurumlar vergisi oranı ise 2027 ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yürürlüğe girecektir.

Varlık barışı bildirimleri bakımından son tarih 31 Temmuz 2027 olarak belirlenmiş, Cumhurbaşkanına bu süreyi bir yıla kadar uzatma yetkisi tanınmıştır.

Değerlendirme

7582 sayılı Kanun, Türkiye’nin vergi ve yatırım mevzuatında son yıllarda yapılan en kapsamlı ve çok boyutlu düzenlemelerden biridir.

Kanun’un genel mimarisi incelendiğinde üç ana politika ekseni öne çıkmaktadır.

İlk olarak, yeni mukimlere yönelik yirmi yıllık yurt dışı kazanç istisnası ve yüzde 1 veraset vergisi düzenlemesiyle Türkiye’nin uluslararası mobil sermaye ve yüksek net değerli gerçek kişiler bakımından daha rekabetçi bir mukim rejimi sunması hedeflenmektedir.

İkinci olarak, nitelikli hizmet merkezi rejimi, transit ticaret teşvikleri, İstanbul Finans Merkezi avantajları ve endüstri bölgelerine ilişkin hükümlerle Türkiye’nin bölgesel yönetim, finans, tedarik zinciri ve yüksek katma değerli hizmet faaliyetleri bakımından daha güçlü bir merkez haline getirilmesi amaçlanmaktadır.

Üçüncü olarak ise imalatçı ve zirai üretim kazançlarına yönelik yüzde 12,5 kurumlar vergisi oranı, teknogirişimlerde pay senedi istisnası ve paya dönüştürülebilir borç rejimiyle üretim ve teknoloji ekosistemine yönelik daha rekabetçi bir vergi ve finansman zemini oluşturulmaktadır.

Şirketler açısından bu düzenlemeler yalnızca vergi oranı veya istisna başlıkları olarak değerlendirilmemelidir. Grup yapılanmaları, yurt dışı kazançların Türkiye’ye transferi, hizmet merkezi kurguları, üretim ve ihracat kazançlarının ayrıştırılması, çalışanlara pay bazlı menfaat sağlanması, girişim finansmanı sözleşmeleri, varlık bildirimi kararları ve İstanbul Finans Merkezi veya endüstri bölgesi lokasyon tercihleri bakımından kapsamlı bir hukuki ve mali analiz ihtiyacı doğmaktadır.

Bu nedenle 7582 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte, özellikle çok uluslu şirket grupları, üretim şirketleri, ihracatçılar, teknoloji girişimleri, finansal kuruluşlar, aile ofisleri, yüksek net değerli gerçek kişiler ve Türkiye’de bölgesel merkez kurmayı değerlendiren yabancı yatırımcılar bakımından yeni döneme uygun yapılandırma ve uyum çalışmalarının gecikmeksizin başlatılması önem arz etmektedir.

Çetin Avukatlık Ofisi olarak, şirketlerin, yatırımcıların ve uluslararası iş gruplarının değişen mevzuat çerçevesinde karşılaşabilecekleri hukuki ve vergisel etkileri bütüncül bir perspektifle değerlendirmekte, kurumsal yapılanma, yatırım planlaması, uyum süreçleri ve sözleşmesel risklerin yönetimi bakımından stratejik hukuki destek sunmaktayız.