Şirket Hissesini Devreden Eski Ortağın Şirket Borçlarından Sorumluluğu

15 September 2026 Cetin Attorney Partnership

Şirket payının devredilmesi, ortaklık sıfatını sona erdirebilmekle birlikte şirketle bağlantılı bütün hukuki ve mali risklerin aynı anda ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Özellikle limited şirketlerde geçmiş dönem kamu borçları, anonim ve limited şirketlerde yöneticilikten doğan sorumluluklar, sosyal güvenlik alacakları, ödenmemiş sermaye yükümlülükleri, kişisel kefaletler ve pay devir sözleşmesinde üstlenilen beyan ve tazmin yükümlülükleri, pay devrinden sonra da eski ortağın şahsi malvarlığını etkileyebilmektedir.

Şirket hissesini devreden eski ortağın şirket borçlarından sorumluluğu değerlendirilirken yalnızca pay devri tarihine bakılması yeterli değildir. Şirketin anonim veya limited şirket olması, borcun özel hukuk borcu ya da kamu alacağı niteliğinde bulunması, kişinin yalnızca ortak mı yoksa aynı zamanda yönetim kurulu üyesi, müdür veya kanuni temsilci mi olduğu, borcun hangi dönemde doğduğu, ne zaman ödenmesi gerektiği ve eski ortağın şirkete ilişkin kişisel teminat verip vermediği ayrı ayrı incelenmelidir.

Bu nedenle pay devri, yalnızca ortaklık payının yeni sahibine geçirilmesini sağlayan teknik bir şirketler hukuku işlemi olarak görülmemelidir. Özellikle şirketten tam ve nihai bir çıkış hedeflendiğinde, ortaklık statüsünün yanında yönetim ve temsil yetkilerinin, kamu borcu risklerinin, şahsi teminatların ve sözleşmesel sorumlulukların da tasfiye edilip edilmediği belirlenmelidir.

Pay Devri ile Şirket Borçlarının Durumu

Anonim veya limited şirket payının devredilmesiyle şirketin kendisi devredilmiş olmaz. Payın konusu, şirket tüzel kişiliğinin malvarlığı değil, ortaklık hakkıdır. Şirket tüzel kişiliği pay devrinden sonra aynı şekilde varlığını sürdürür. Şirketin tedarikçileriyle yaptığı sözleşmeler, banka kredileri, kira ilişkileri, çalışanlara karşı yükümlülükleri, vergi borçları, dava ve icra dosyaları ile diğer hak ve borçları kural olarak aynı tüzel kişiliğe ait olmaya devam eder. Bu sebeple şirket paylarının tamamının başka bir kişiye devredilmesi dahi şirketin borçlusunu değiştirmez.

Bir anonim şirketin veya limited şirketin mal aldığı tedarikçisine borçlu olması hâlinde borçlu şirket tüzel kişiliğidir. Şirketin kredi kullanmış olması hâlinde kredi borçlusu, kredi sözleşmesindeki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, yine şirkettir. Payların daha sonra üçüncü kişilere devredilmesi şirketin bu borçlarını eski veya yeni ortağın kişisel borcuna dönüştürmez.

Şirketler hukukundaki malvarlığı ayrılığı ilkesi tam olarak bu noktada önem taşımaktadır. Anonim şirketler bakımından Türk Ticaret Kanunu’nun 329. maddesinde şirketin borçlarından yalnızca kendi malvarlığıyla sorumlu olduğu, pay sahiplerinin ise yalnızca taahhüt ettikleri sermaye paylarıyla ve şirkete karşı sorumlu oldukları açıkça düzenlenmiştir.

Limited şirketler bakımından da Türk Ticaret Kanunu’nun 573. maddesi uyarınca ortakların şirket borçlarından sorumlu olmadığı, esas sermaye paylarını ödeme ve şirket sözleşmesinde öngörülmüş olması durumunda ek ödeme ile yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlü oldukları kabul edilmiştir. Dolayısıyla eski ortağın sorumluluğu değerlendirilirken başlangıç noktası, şirket borcuyla ortak veya pay sahibinin kişisel borcunun birbirinden ayrılmasıdır. Ancak bu ilkenin önemli istisnaları bulunmaktadır.

Borcun Niteliğinin Belirlenmesi ve Eski Ortağın Sorumluluğu

Şirket borçlarının tamamının aynı sorumluluk rejimine tabi olduğu düşünülmemelidir. Şirketin özel hukuk ilişkilerinden doğan ticari borçları ile vergi, sosyal güvenlik primi ve diğer kamu alacakları aynı hukuki zeminde değerlendiril(e)mez.

Banka kredisi, kira borcu, mal veya hizmet alımından doğan borç, ticari sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan tazminat ve benzeri yükümlülükler bakımından şirketler hukukundaki sınırlı sorumluluk ilkesi uygulanmaktadır.

Vergi ve diğer kamu alacaklarında ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Vergi Usul Kanunu ve ilgili özel kanunlarla farklı sorumluluk rejimleri oluşturulmuştur.

Sosyal Güvenlik Kurumu alacaklarında ayrıca 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun özel hükümleri dikkate alınmaktadır.

Şirket ortağının veya yöneticisinin şahsen verdiği kefalet, garanti veya aval ise şirketler hukukundan değil, ilgili teminat ilişkisinden kaynaklanan bağımsız bir kişisel sorumluluk yaratmaktadır. Bu nedenle eski ortağın sorumluluğuna ilişkin bir inceleme, öncelikle borcun hukuki kaynağının doğru sınıflandırılmasıyla başlamalıdır.

Anonim Şirkette Eski Ortağın/Pay Sahibinin Ticari Borçlardan Sorumluluğu

Anonim şirketlerde pay sahibinin şirketin ticari borçlarından şahsen sorumluluğu kural olarak bulunmamaktadır. Bu sebeple payını devreden bir anonim şirket pay sahibinin, yalnızca pay devrinden önce şirket ortağı olduğu gerekçesiyle şirketin tedarikçi borçlarından, kira borçlarından veya sözleşmesel yükümlülüklerinden sorumlu tutulması mümkün değildir.

Örneğin payların devredilmesinden önce şirket tarafından yüksek tutarlı bir ticari kredi kullanılmış olması ve kredinin pay devrinden sonra ödenememesi durumunda, eski pay sahibinin yalnızca geçmişte ortak olması sebebiyle borçtan şahsen sorumlu tutulması söz konusu olmaz.

Aynı şekilde şirketin pay devrinden önce imzaladığı bir sözleşmenin sonradan ihlal edilmesi veya daha sonra şirket aleyhine tazminata hükmedilmesi de geçmiş pay sahipliğini tek başına kişisel sorumluluğa dönüştürmez.

Ancak eski pay sahibinin ayrıca yönetim kurulu üyesi, kanuni temsilci, kefil, garantör veya aval veren kişi sıfatlarından birini taşımış olması hâlinde farklı bir değerlendirme yapılması gerekir. Anonim şirkette en önemli ayrım, pay sahipliği ile yöneticilik statüsünün birbirine karıştırılmamasıdır.

Limited Şirkette Eski Ortağın/Pay Sahibinin Ticari Borçlardan Sorumluluğu

Limited şirket bakımından da özel hukuk borçlarında temel kural aynıdır. Limited şirket ortağı, şirketin ticari borçlarından yalnızca ortak olması nedeniyle kişisel malvarlığıyla sorumlu tutulmaz. Şirketin mal veya hizmet satın aldığı bir üçüncü kişiye borçlu olması, bankadan kredi kullanması veya ticari sözleşme nedeniyle tazminat yükümlülüğü altına girmesi hâlinde borç kural olarak şirket tüzel kişiliğine aittir. Dolayısıyla payını devreden eski limited şirket ortağı da yalnızca geçmiş ortaklık sıfatı sebebiyle bu borçlardan şahsen sorumlu hâle gelmez. Limited şirketin daha sonra ödeme güçlüğüne düşmesi veya iflas etmesi de sıradan ticari borçların kendiliğinden ortakların kişisel borcuna dönüşmesi sonucunu doğurmaz. Limited şirket bakımından asıl farklılık kamu borçlarında ortaya çıkmaktadır.

Limited Şirketlerde Kamu Borçlarına İlişkin Özel Sorumluluk

Limited şirket ortağının pay devrinden sonra karşılaşabileceği en önemli sorumluluk alanlarından biri kamu alacaklarıdır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesinde limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Bu düzenleme Türk Ticaret Kanunu’ndaki sınırlı sorumluluk ilkesinin kamu alacakları bakımından önemli bir istisnasıdır.

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, sermaye hissesi oranının sorumluluğun parasal üst sınırı olmadığıdır. Örneğin bir limited şirkette yüzde yirmi beş pay sahibi olan kişinin sorumluluğu, yalnızca şirkete koymayı taahhüt ettiği sermaye miktarıyla sınırlı değildir. Kanundaki şartlar gerçekleşmişse şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağının yüzde yirmi beşine kadar şahsi sorumluluk gündeme gelebilir. Bu nedenle sermayesi görece düşük olmakla birlikte yüksek tutarlı vergi veya diğer kamu borçları bulunan bir limited şirkette ortağın ekonomik riski, koyduğu sermayenin çok üzerinde olabilir.

Limited Şirkette Pay Devri Sonrasında Geçmiş Kamu Borçlarının Durumu

Limited şirket pay devrinde en kritik noktalardan biri, payın devredilmesinin geçmiş dönem kamu borçlarına ilişkin sorumluluğu kendiliğinden sona erdirmemesidir. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde payını devreden ve devralan kişilerin devir öncesine ait kamu alacaklarının ödenmesinden, sermaye hissesi oranında müteselsilen sorumlu tutulacağı açıkça düzenlenmiştir. Aynı maddede kamu alacağının doğduğu ve ödenmesi gereken tarihlerde pay sahiplerinin farklı kişiler olması hâlinde de ilgili kişilerin sorumluluğu öngörülmüştür. Bu düzenlemenin pratik etkisi son derece önemlidir. Limited şirket payını satan kişi, satış bedelini almış, ortaklıktan çıkmış ve şirketle fiilî ilişkisini tamamen sona erdirmiş olsa dahi ortak olduğu döneme ilişkin kamu borçları nedeniyle daha sonra takip edilebilir.

Aynı şekilde limited şirket payını satın alan kişi de yalnızca gelecekteki faaliyetlerden doğabilecek riskleri değil, kanunda öngörülen şartlarda şirketin devir öncesindeki kamu borçlarından kaynaklanabilecek sorumluluğu da devralmış olabilir. Bu nedenle limited şirket pay devri öncesinde yapılacak hukuki ve mali incelemenin yalnızca bilanço borçlarıyla sınırlandırılması yeterli değildir.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun Güncel Yaklaşımı

Eski ortağın pay devrinden önceki kamu borçlarından sorumluluğu bakımından Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 02.10.2024 tarihli, 2024/62 E.-K.2024/832 K. sayılı kararı özel önem taşımaktadır.

Kararda, uyuşmazlığa konu kamu alacağının 2004 yılına ilişkin olduğu ve şirket ortağının paylarını 2005 yılında devrettiği bir durum değerlendirilmiştir. Başka bir ifadeyle olay, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesine 2008 yılında eklenen pay devrine ilişkin açık müteselsil sorumluluk düzenlemesinden önceki bir döneme ilişkindir.

Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından, kamu alacağının doğduğu dönemde şirket ortağı olan kişinin ortak olduğu dönemle ve sermaye payıyla sınırlı sorumluluğunun, payların daha sonra üçüncü kişiye devredilmiş olması nedeniyle ortadan kalkmayacağı kabul edilmiştir. Yüksek mahkeme tarafından ayrıca pay devrinin özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğu ve bu işlemin kanundan kaynaklanan vergi sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir. Bu yaklaşım, payını devreden eski ortağın şirket borçlarından sorumluluğu açısından önemli bir ayrımı ortaya koymaktadır. Pay devrinin gerçekleşmiş olması, eski ortağın devirden sonraki dönemlerde doğan şirket borçlarından ortak sıfatıyla sorumlu tutulacağı anlamına gelmez. Buna karşılık ortaklık sıfatının bulunduğu dönemde doğmuş kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluğun pay devriyle ortadan kalktığı da kabul edilmemektedir.

Özellikle 06.06.2008 tarihinden önce gerçekleşen olaylarda hangi kanun hükmünün uygulanacağı ayrıca belirlenmelidir. Danıştayın güncel yaklaşımında, devreden eski ortağın kendi ortaklık döneminden kaynaklanan sorumluluğunun 2008 öncesinde de pay devri nedeniyle ortadan kalkmadığı kabul edilmektedir.

Payı Devralan Yeni Ortağın Eski Kamu Borçlarından Sorumluluğu

Limited şirket payını devralan kişinin geçmiş kamu borçlarından hiçbir şekilde etkilenmeyeceğinin varsayılması da ciddi bir işlem riski yaratabilir. 6183 sayılı Kanun’un güncel 35. maddesi uyarınca payı devreden ve devralan kişiler, devir öncesine ait kamu alacaklarının ödenmesinden kanundaki şartlar çerçevesinde müteselsilen sorumlu tutulabilmektedir. Bu nedenle limited şirket satın alınırken yalnızca şirketin mevcut vergi borcu olup olmadığının sorgulanması yeterli görülmemelidir.

Geçmiş vergilendirme dönemleri, devam eden incelemeler, henüz incelemeye alınmamış ancak risk taşıyan işlemler, ihtilaflı vergi uygulamaları, SGK denetimleri ve diğer kamu hukuku riskleri de değerlendirilmelidir. Pay devrinin vergisel sonuçlarının limited ve anonim şirket ayrımı, payın hukuki niteliği ve işlem yapısı bakımından ayrıntılı değerlendirmesi, Limited ve Anonim Şirketlerde Pay Devri ve Tür Değişikliğinde Vergi Meselesi başlıklı yayınımızda ayrıca ele alınmıştır.

Devir Tarihinde Borç Görünmemesi Geçmiş Dönem Riskini Ortadan Kaldırır mı?

Pay devri tarihinde şirketin vergi dairesine veya Sosyal Güvenlik Kurumuna vadesi geçmiş borcunun bulunmaması önemli olmakla birlikte tek başına yeterli bir güvence değildir. Vergi borcu pay devrinden sonra gerçekleştirilen bir inceleme sonucunda geçmiş bir döneme ilişkin olarak ortaya çıkabilir.

Örneğin pay devrinin gerçekleştirildiği tarihte şirketin borç durum belgesinde herhangi bir vergi borcu görünmeyebilir. Buna karşılık iki yıl sonra yapılan vergi incelemesinde, pay devrinden önceki döneme ilişkin bir tarhiyat yapılabilir. Bu durumda borcun ödeme emrinin düzenlendiği tarihte değil, hangi vergilendirme döneminden ve hangi vergiyi doğuran olaydan kaynaklandığı incelenmelidir. Benzer durum sosyal güvenlik mevzuatı bakımından da ortaya çıkabilir. Geçmiş dönem prime esas kazanç bildirimleri, eksik işçilik, teşvik uygulamaları veya diğer sosyal güvenlik yükümlülükleri daha sonraki incelemeler sonucunda borç doğurabilir.

Dolayısıyla şirketin pay devri tarihinde borçsuz görünmesi ile şirketin geçmiş faaliyetlerinin hukuki risk taşımaması aynı şey değildir.

Pay Devir Sözleşmesinde Geçmiş Borçların Devredene Bırakılması Durumu

Pay devir sözleşmelerinde sıklıkla devir tarihinden önce doğan vergi ve diğer borçlardan satıcının, devir tarihinden sonra doğacak borçlardan ise alıcının sorumlu olacağı kararlaştırılmaktadır. Bu hükümler tarafların kendi aralarındaki ekonomik risk paylaşımı bakımından geçerlilik ve önem taşıyabilir.

Ancak kanundan doğan vergi sorumluluğunun tarafların özel hukuk sözleşmesiyle değiştirilmesi mümkün değildir. Vergi Usul Kanunu’nun 8. maddesinde, vergi kanunlarının izin verdiği hâller dışında mükellefiyet veya vergi sorumluluğuna ilişkin özel sözleşmelerin vergi dairesini bağlamayacağı açıkça kabul edilmiştir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından da pay devir sözleşmesinin özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğu ve kanundan kaynaklanan kamu borcu sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır.

Bu nedenle pay devir sözleşmesine yalnızca “devir öncesindeki bütün borçlardan satıcı sorumludur” şeklinde genel bir hüküm eklenmesi, yeterli bir hukuki koruma sağlamaz. Kamu idaresi, kanunen sorumlu tutabileceği kişiye karşı takip işlemi yürütebilir. Bunun sonucunda ödeme yapan tarafın diğer tarafa başvurup başvuramayacağı ise pay devir sözleşmesindeki tazminat ve rücu hükümlerine göre ayrıca değerlendirilir.

Pay Devir Sözleşmelerinde Vergi Tazminatı Mekanizmasının Önemi

Kurumsal pay devirlerinde geçmiş dönem vergi riskinin genel beyan ve tekeffül hükümleri içerisinde belirsiz bırakılması önemli uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Bu sebeple geçmiş vergilendirme dönemlerine ilişkin risklerin ayrı bir vergi tazminatı mekanizması içerisinde düzenlenmesi çoğu işlemde daha sağlıklı sonuç doğurmaktadır.

Devir öncesindeki dönemlere ilişkin sonradan ortaya çıkan vergilerin ekonomik yükünü hangi tarafın üstleneceği, vergi incelemesinin kim tarafından takip edileceği, uzlaşma veya dava açılması konusunda karar yetkisinin kimde olacağı, satıcıya hangi aşamada bildirim yapılacağı, yapılan ödemenin ne kadar süre içerisinde tazmin edileceği ve gecikme faizleri ile cezaların kapsama dahil olup olmadığı açık biçimde belirlenmelidir. Bu düzenlemeler idarenin kanundan kaynaklanan takip yetkisini ortadan kaldırmaz. Amaç, kamu hukukundaki sorumluluk rejimini değiştirmek değil, taraflar arasındaki nihai ekonomik riskin önceden belirlenmesini sağlamaktır. Yüksek bedelli pay devirlerinde bu ayrım, işlem dokümantasyonunun en önemli bölümlerinden birini oluşturmaktadır.

Anonim Şirket Pay Sahibinin Vergi Borçlarından Sorumluluğu

Anonim şirketlerde yalnızca pay sahibi olunması nedeniyle limited şirket ortakları için öngörülmüş olan 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki sorumluluğa benzer bir kişisel sorumluluk bulunmamaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 329. maddesinde anonim şirketin borçlarından kendi malvarlığıyla sorumlu olduğu ve pay sahiplerinin sorumluluğunun şirkete karşı taahhüt edilen sermaye ile sınırlandığı düzenlenmiştir. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi ise açıkça limited şirket ortaklarını konu almaktadır.

Bu nedenle anonim şirketin sırf pay sahibi olan ortağının, şirketin vergi veya diğer kamu borçlarından pay sahipliği sıfatı nedeniyle şahsen takip edilmesi mümkün değildir. Ancak kişinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi veya kanuni temsilci olması hâlinde sorumluluğun kaynağı değişmektedir. Bu durumda kişi pay sahibi olduğu için değil, şirketin yönetim veya temsil organında yer aldığı için sorumlulukla karşılaşabilir.

Ortaklık Sıfatı ile Kanuni Temsilcilik Sıfatının Ayrılması

Şirket borçlarından sorumluluğa ilişkin uyuşmazlıklarda en sık yapılan hatalardan biri, ortaklık sıfatı ile yöneticilik sıfatının aynı hukuki statü olarak değerlendirilmesidir.

Anonim şirkette pay sahibi ile yönetim kurulu üyesi farklı sıfatlardır. Limited şirkette de ortak olmak ile şirket müdürü veya kanuni temsilcisi olmak birbirinden farklı hukuki statülerdir.

Bir kişi limited şirkette yüzde elli oranında ortak ve aynı zamanda tek başına temsil yetkisine sahip müdür olabilir. Bu kişinin şirketin kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluğu yalnızca yüzde ellilik ortaklık payı üzerinden değerlendirilirse eksik sonuca ulaşılabilir. Ortaklık sıfatı bakımından 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uygulanabilirken, kanuni temsilcilik sıfatı bakımından borcun türüne göre Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi veya özel kanun hükümleri gündeme gelebilir. Bu nedenle her dosyada kişinin hangi sıfat nedeniyle takip edildiği açık biçimde belirlenmelidir.

Vergi Borçlarında Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu

Vergi alacakları bakımından kanuni temsilcinin sorumluluğunda temel düzenlemelerden biri Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesidir. Söz konusu maddede tüzel kişilere düşen vergisel ödevlerin kanuni temsilciler tarafından yerine getirileceği, bu ödevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle şirket malvarlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlığından alınacağı düzenlenmiştir.

Dolayısıyla anonim şirket paylarını devreden eski bir yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu değerlendirilirken yalnızca pay devri tarihi esas alınamaz. Kişinin yönetim kurulu üyeliğinin ve kanuni temsilcilik yetkisinin hangi tarihte başlayıp sona erdiği, vergisel ödevin hangi döneme ait olduğu ve yükümlülüğün hangi tarihte yerine getirilmesi gerektiği incelenmelidir.

Limited şirkette eski ortağın aynı zamanda müdür olması hâlinde de aynı ayrım yapılmalıdır. Pay devri ile müdürlük görevinin sona ermesi hukuken aynı işlem değildir.

Vergi Dışındaki Kamu Borçlarında Kanuni Temsilci Sorumluluğu

6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi, tüzel kişilerden tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarının kanuni temsilcilerin şahsi malvarlıklarından tahsil edilmesine ilişkin genel bir düzenleme içermektedir. Burada vergi alacakları bakımından Vergi Usul Kanunu’nun özel hükümleri ile diğer kamu alacakları bakımından 6183 sayılı Kanun’un genel rejiminin ayrıştırılması gerekir.

Somut takipte hangi kamu alacağının söz konusu olduğu ve kanuni temsilcinin sorumluluğunun hangi normatif dayanak üzerinden kurulduğu belirlenmeden sağlıklı bir hukuki değerlendirme yapılamaz. Ödeme emirlerinde sorumluluk sebebinin doğru hukuki statüye dayandırılması bu nedenle özel önem taşımaktadır.

Kanuni Temsilci Sorumluluğunda Güncel Anayasa Mahkemesi Yaklaşımı

Kanuni temsilcilerin kamu borçlarından sorumluluğu bakımından Anayasa Mahkemesi’nin güncel yaklaşımı ayrıca dikkate alınmalıdır. Anayasa Mahkemesi 26.11.2025 tarihli, 2025/55 E.-2025/240 K. sayılı kararında 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı iddiasını incelemiştir. Karar 18.03.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Başvuruda, kanuni temsilcinin sorumluluğunun hangi dönemi kapsadığının ve birden fazla kanuni temsilcinin bulunduğu hâllerde sorumluluğun sınırlarının kanunda yeterince belirli olmadığı ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal talebi reddedilmiş ve mükerrer 35. maddenin birinci fıkrasının yürürlükte kalmasına karar verilmiştir.

Bu karar özellikle pay devriyle birlikte yöneticilik veya kanuni temsilcilik sıfatı da sona erdirilen kişiler bakımından önemlidir.

Kanuni temsilci sorumluluğunun varlığı yalnızca ticaret sicilinde geçmişte yönetici olarak görünülmesi üzerinden değerlendirilmemeli, ilgili kamu alacağının niteliği, temsil dönemi ve somut olayın özellikleri birlikte incelenmelidir.

Anayasa Mahkemesinin 2015 Tarihli Kararının Etkisi

Kanuni temsilcinin görev dönemi ile kamu borcunun doğduğu ve ödenmesi gereken dönem arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Anayasa Mahkemesi’nin 19 Mart 2015 tarihli 2014/144 E.-2015/29 K. sayılı kararı da önemini korumaktadır. Anayasa Mahkemesi bu kararla 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesine daha önce eklenmiş bulunan ve kamu alacağının doğduğu zaman ile ödenmesi gereken zamanda farklı kanuni temsilcilerin bulunması hâlinde bu kişilerin müteselsilen sorumlu tutulmasını öngören düzenlemeyi iptal etmiştir. Mahkeme tarafından, vergisel ve mali yükümlülüklerini kendi görev döneminde yerine getirmiş olan bir temsilcinin, daha sonra görevde bulunmadığı ve müdahale imkânının olmadığı dönemde gerçekleşen fiiller nedeniyle belirsiz biçimde sorumlu tutulmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı değerlendirilmiştir. Bu nedenle eski yönetici veya eski müdür bakımından yalnızca “borcun ait olduğu yıl” üzerinden mekanik bir değerlendirme yapılması yeterli değildir. Somut kamu alacağının hukuki niteliği ve kişinin yükümlülüğün yerine getirilmesine ilişkin yetki ve görevinin bulunduğu dönem birlikte değerlendirilmelidir.

Sosyal Güvenlik Kurumu Borçlarında Sorumluluk

Sosyal güvenlik primleri ve diğer Sosyal Güvenlik Kurumu alacakları bakımından ayrıca 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88. maddesi dikkate alınmalıdır.

Söz konusu düzenleme uyarınca Kurumun sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın kanuni sürede ödenmemesi hâlinde tüzel kişiliğe sahip işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzey yöneticileri, yetkilileri ve kanuni temsilcileri işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulabilmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayımlanan güncel akademik çalışmalarda da bu sorumluluk rejimi aynı şekilde açıklanmaktadır.

Yargıtay’ın güncel uygulamasında da 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği dönem sonrasında yönetim kurulu üyeleri bakımından Kanun’un özel düzenlemesinin dikkate alındığı görülmektedir. Bu nedenle anonim şirket payını devreden kişinin aynı zamanda yönetim kurulu üyeliği yaptığı dönem bakımından SGK borcu riskinin ayrıca incelenmesi gerekir. Limited şirketlerde ise ortaklık sıfatından doğan kamu borcu sorumluluğu ile müdürlük veya üst düzey yöneticilikten kaynaklanan sosyal güvenlik sorumluluğunun birbirinden ayrılması gerekir. Kişinin hem ortak hem de müdür olduğu durumlarda yalnızca pay oranına bakılması yeterli olmayabilir.

Pay Devri Yönetim Kurulu Üyeliğini veya Müdürlük Görevini Kendiliğinden Sona Erdirir mi?

Pay sahipliği ile şirket organındaki görev birbirinden bağımsız hukuki ilişkilerdir. Anonim şirket paylarının tamamını devreden kişi, ayrıca gerekli kurumsal işlemler gerçekleştirilmedikçe yönetim kurulu üyeliğini sürdürmeye devam edebilir. Limited şirket payını devreden kişinin müdürlük görevi bakımından da ayrı işlem yapılması gerekebilir. Bu nedenle şirketten tam bir çıkış amaçlandığında yalnızca pay devri sözleşmesinin imzalanması yeterli görülmemelidir.

Yönetim kurulu üyeliği veya müdürlük görevinin sona erdirilmesi, temsil ve ilzam yetkilerinin kaldırılması, imza yetkilerinin güncellenmesi ve gerekli ticaret sicili işlemlerinin tamamlanması ayrıca sağlanmalıdır. Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ile murahhas azaların hukuki, mali ve cezai sorumluluğu Yönetim Kurulu Üyeleri ve Murahhas Azalar Açısından Hukuki Risk Taşıyan Kararlar ve Sorumluluklar başlıklı yayınımızda ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Limited Şirkette Pay Devrinin Tamamlanma Tarihi

Limited şirketlerde sorumluluğun hangi tarihte sona erdiğinin tespiti bakımından pay devrinin hukuken ne zaman gerçekleştiği özel önem taşımaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 595. maddesi uyarınca limited şirket esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılmalı ve tarafların imzaları noter tarafından onaylanmalıdır. Şirket sözleşmesinde aksi düzenlenmemişse esas sermaye payının devri genel kurulun onayına tabidir ve devir bu onayla geçerlilik kazanmaktadır.

Pay geçişinin ticaret siciline tesciline ilişkin işlemler ise Türk Ticaret Kanunu’nun 598. maddesinde düzenlenmiştir. Müdürlerin gerekli başvuruyu otuz gün içerisinde yapmaması hâlinde ayrılan ortağa kendi adının sicilden silinmesi amacıyla başvuru imkânı tanınmıştır. Bu hükümler nedeniyle noter sözleşmesinin, genel kurul onayının, pay defterinin ve ticaret sicili kayıtlarının birlikte incelenmesi gerekir. Özellikle eski ortağın kamu borçlarından sorumluluğunun hangi tarihte sona erdiği tartışmalıysa pay devrinin hukuken tamamlandığı tarihin doğru tespiti belirleyici olabilecek niteliktedir.

Anonim Şirkette Ödenmemiş Sermaye Borcu ve Eski Pay Sahibinin Sorumluluğu

Anonim şirketlerde pay sahibinin temel yükümlülüğü taahhüt edilen sermayenin şirkete ödenmesidir. Bu nedenle payın tamamen ödenmemiş olduğu durumlarda pay devrinin sermaye borcuna etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 501. maddesi uyarınca bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı payı iktisap eden kişi, pay defterine kaydedilmesiyle şirkete karşı kalan pay bedelini ödeme yükümlülüğü altına girmektedir. Kanunda devreden kişinin hangi şartlarda borçtan kurtulacağı da ayrıca düzenlenmiştir. Kural olarak devralanın pay defterine kaydedilmesiyle devredenin sorumluluğu sona ermektedir. Bununla birlikte kuruluş veya sermaye artırımından itibaren iki yıl içerisinde şirketin iflas etmesi ve devralanın paydan doğan haklardan yoksun bırakılması hâlinde kanunda öngörülen özel sorumluluk gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle anonim şirket pay devrinde pay bedelinin tamamen ödenip ödenmediği sorusu yalnızca muhasebesel değil, eski pay sahibinin devam eden sorumluluğu bakımından da önem taşımaktadır.

Limited Şirkette Ek Ödeme Yükümlülüğünün Pay Devrinden Sonra Devam Etmesi

Limited şirketlerde çoğu zaman gözden kaçırılan diğer bir risk, şirket sözleşmesinde düzenlenmiş olabilecek ek ödeme yükümlülüğüdür. Türk Ticaret Kanunu’nun 603. maddesi uyarınca şirket sözleşmesiyle ortaklara esas sermaye payı dışında ek ödeme yükümlülüğü getirilebilmektedir. Kanunda bu yükümlülüğün hangi şartlarda talep edilebileceği ve miktarının sınırı ayrıca düzenlenmiştir. Daha önemlisi, Türk Ticaret Kanunu’nun 604. maddesi eski ortak bakımından belirli şartlarda sorumluluğun devamını kabul etmektedir.

Şirketin ortağın ayrılmasının tescilinden itibaren iki yıl içerisinde iflas etmesi hâlinde eski ortaktan da ek ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmesi istenebilmektedir. Halef tarafından yükümlülüğün yerine getirilmediği hâllerde eski ortağın sorumluluğunun kanundaki şartlarla devam edebileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla limited şirket pay devrinde şirket sözleşmesinin yalnızca pay devrine getirilen sınırlamalar yönünden değil, ek ödeme ve yan edim hükümleri bakımından da incelenmesi gerekir.

Şirket Finansmanı ile Pay Sahibinin Kişisel Sorumluluğun Ayrımı

Ortakların şirkete fon sağlaması veya şirketin ortaklarından finansman temin etmesi sırasında kurulan hukuki ilişkinin niteliği de pay devri sonrasında önem taşıyabilir. Sermaye taahhüdü, ortak cari hesabı, sermaye avansı ve ortak tarafından verilen borç aynı hukuki sonucu doğurmamaktadır. Pay devri yapılırken eski ortağın şirketten alacağının bulunup bulunmadığı, şirkete yönelik bir borcunun olup olmadığı ve sermaye ilişkilerinin nasıl tasfiye edileceği ayrıca belirlenmelidir. Şirket finansmanında sermaye avansının hukuki niteliği ve sermaye artırımına dönüşme süreci Sermaye Avansı Şirket Finansmanında Nasıl Kullanılır? başlıklı yayınımızda ayrıca incelenmiştir.

Pay Devriyle Sonrası Kişisel Kefaletlerin Durumu

Şirketten çıkan ortaklar bakımından en önemli pratik risklerden biri bankalara veya üçüncü kişilere verilmiş kişisel kefaletlerin devam etmesidir. Şirketin kullandığı krediye ortak tarafından şahsen kefalet verilmişse, daha sonra şirket paylarının tamamının devredilmesi kefaleti kendiliğinden sona erdirmez. Buradaki sorumluluğun kaynağı, artık ortaklık değildir. Kişi şirket borcu için bağımsız bir kişisel teminat vermiştir. Dolayısıyla pay devriyle şirket ortaklığından çıkılmış olması, banka ile kurulan kefalet ilişkisinin de sona erdiği anlamına gelmez.

Şirketten tamamen ayrılmak isteyen kişinin kapanış öncesinde bankalar nezdindeki genel kredi sözleşmeleri, kefaletnameler, garanti belgeleri ve diğer teminat dokümanlarını ayrıca incelemesi gerekir. Kişisel teminatın kaldırılması hedefleniyor ise ilgili alacaklıdan açık ve yazılı bir serbest bırakma sağlanması önem taşımaktadır.

Aval, Senet, Çek ve Diğer Kambiyo Senedi Taahhütleri

Ortağın veya yöneticinin şirket tarafından düzenlenmiş bir bono üzerinde şahsen aval vermesi durumunda kambiyo taahhüdü, pay sahipliği sıfatından bağımsız bir borç doğurmaktadır. Bu nedenle payların üçüncü kişiye devredilmesi aval yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Aynı durum şirket borcu için kişisel borçlu, müşterek borçlu veya garantör sıfatıyla imzalanan diğer belgeler bakımından da ortaya çıkabilir. Pay devri öncesinde şirketin yalnızca bilançosunun incelenmesi bu sebeple yeterli değildir. Satıcının kişisel imzasının bulunduğu banka ve finansman dokümanlarının ayrıca taranması gerekir.

Pay Devri Sonrasında Yönetici Sorumluluğu

Payını devreden kişinin geçmişte şirket yöneticisi olması durumunda Türk Ticaret Kanunu’ndan kaynaklanan yöneticilik sorumluluğu ayrıca gündeme gelebilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 553. maddesinde kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl etmeleri hâlinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu tutulabilecekleri düzenlenmiştir. Bu sorumluluğun kaynağı pay sahipliği olmayıp yönetim görevi sırasında gerçekleştirilen işlem veya ihmâldir.

Dolayısıyla yönetici tarafından şirket malvarlığının hukuka aykırı biçimde azaltılması, kanuni yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya şirketi zarara uğratan işlemlerde bulunulması nedeniyle bir sorumluluk doğmuşsa, payların sonradan devredilmiş olması geçmişte gerçekleşen fiili ortadan kaldırmaz. Şirket paylarının satılması geçmiş yönetim döneminin hukuken silinmesi anlamına gelmemektedir.

Pay Devri Geçmiş Döneme İlişkin Cezai Sorumluluğu Ortadan Kaldırır mı?

Pay devrinin ceza hukuku bakımından da geçmişte gerçekleştirilen fiilleri ortadan kaldıran bir etkisi bulunmamaktadır. Şirket yöneticisinin görev yaptığı dönemde gerçekleştirdiği fiiller nedeniyle cezai sorumluluğun şartları oluşmuşsa, daha sonra şirket paylarının devredilmesi veya yönetim görevinden ayrılınması bu sorumluluğu kendiliğinden sona erdirmez.

Burada şirket borçlarından sorumluluk ile gerçek kişinin cezai sorumluluğu tamamen farklı hukuki kategorilerdir. Özellikle şirket malvarlığının amacı dışında kullanılması, sahte belge, güveni kötüye kullanma iddiaları, şirket içerisinde gerçekleştirilen usulsüz ödemeler ve diğer ekonomik suç iddialarında fiilin işlendiği tarihteki görev ve yetki yapısı belirleyici olmaktadır.

Şirket faaliyetlerinden doğabilecek ekonomik ve mali ceza hukuku riskleri Beyaz Yaka Suçları ve Şirketlerde Cezai Sorumluluk başlıklı yayınımızda ayrıca değerlendirilmiştir.

Pay Devir Sözleşmesindeki Beyan ve Tekeffüller

Şirketin bir borcundan eski ortağın kanunen sorumlu olmaması, eski ortağın pay devir sözleşmesi nedeniyle alıcıya karşı hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelmez. Kurumsal pay devirlerinde satıcı tarafından şirketin hukuki ve mali durumuna ilişkin çok sayıda beyan ve tekeffül verilebilmektedir.

Şirketin açıklanmamış borcunun bulunmadığı, vergi yükümlülüklerinin yerine getirildiği, önemli bir uyuşmazlığın mevcut olmadığı, finansal tabloların doğru olduğu, çalışanlara ilişkin yükümlülüklerin yerine getirildiği veya mevzuata aykırılık bulunmadığı yönünde sözleşmesel taahhütler verilmiş olabilir. Pay devrinden sonra bu beyanların gerçeğe aykırı olduğu ortaya çıkarsa satıcının sorumluluğu şirket borcundan doğrudan sorumlu olmasına değil, pay devir sözleşmesindeki yükümlülüğünü ihlâl etmiş olmasına dayanabilir. Bu ayrım son derece önemlidir. Üçüncü kişi alacaklı tarafından eski ortağa başvurulamaması ile payı devralan alıcının satıcıya karşı tazminat talebinde bulunabilmesi farklı hukuki meselelerdir. Kurumsal birleşme ve devralma işlemlerinde risk dağılımının önemli bölümü bu nedenle beyanlar, tekeffüller, özel tazminat hükümleri, sorumluluk süreleri ve sorumluluk üst sınırları üzerinden yapılandırılmaktadır.

Şirketten Çıkış İşleminde Yalnızca Pay Devrinin Yapılması Meselesi

Pay devriyle ekonomik anlamda şirketten çıkılması ile şirketle olan bütün hukuki bağların sona erdirilmesi aynı sonucu ifade etmemektedir. Bir kişi tüm paylarını satmış ancak banka kefaleti devam ediyor olabilir, yönetim kurulu üyeliği sona erdirilmemiş olabilir, limited şirket müdürlüğü ticaret sicilinde devam ediyor olabilir, geçmiş dönem kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluk bulunabilir, şirket sözleşmesindeki ek ödeme yükümlülüğü henüz sona ermemiş olabilir, şirket adına verilen aval nedeniyle kişisel sorumluluk devam ediyor olabilir, pay devir sözleşmesinde uzun yıllar geçerli olacak tazminat yükümlülükleri üstlenilmiş olabilir.

Bu sebeple gerçek anlamda kurumsal bir çıkış işlemi, yalnızca pay mülkiyetinin aktarılması üzerinden değil, satıcının şirketle bağlantılı bütün hukuki sıfat ve yükümlülüklerinin haritalandırılması üzerinden yapılandırılmalıdır.

Pay Devri Öncesinde Satıcı Tarafından Yapılacak Hukuki İnceleme(ler)

Hukuki durum tespiti çoğu zaman yalnızca alıcı tarafından yapılan bir çalışma olarak görülmektedir. Oysa payını devredecek ortak bakımından satıcı tarafında yapılacak hukuki çıkış incelemesi de en az alıcının incelemesi kadar önemlidir. Bu incelemede eski ortağın hangi bankalara şahsi kefalet verdiği, hangi kambiyo senetlerinde imzasının bulunduğu, yönetim kurulu üyeliği veya müdürlük dönemleri, temsil yetkileri, geçmiş kamu borcu riskleri, devam eden davalar, şirket sözleşmesindeki özel yükümlülükler ve satıcının devir sözleşmesiyle üstleneceği yeni sorumluluklar belirlenmelidir.

Böylece işlem sonrasında satıcının karşılaşabileceği kişisel risklerin kapanıştan önce görülmesi mümkün hâle gelir. Özellikle kurucu ortakların veya uzun yıllar yönetici olarak görev yapmış kişilerin şirketteki bütün paylarını devrettiği işlemlerde bu çalışmanın yapılması büyük önem taşımaktadır. Bu tür işlemlerde amaç yalnızca şirket payının satılması değil, satıcının şirketten hukuken öngörülebilir ve kontrollü biçimde ayrılması olmalıdır.

Eski Ortak Hakkında Ödeme Emri Düzenlenmesi

Pay devrinden yıllar sonra eski ortak veya eski yönetici adına vergi dairesi ya da Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödeme emri düzenlenmesi uygulamada karşılaşılan bir durumdur. Böyle bir ödeme emrinin alınması hâlinde yalnızca kişinin şirketten ayrılmış olduğu gerekçesiyle işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılamaz. İlk olarak takibin hangi hukuki sıfata dayandırıldığı belirlenmelidir. Takip, limited şirket ortaklığına mı, müdürlük veya kanuni temsilcilik sıfatına mı, anonim şirket yönetim kurulu üyeliğine mi, sosyal güvenlik mevzuatındaki özel sorumluluğa mı dayandırılmıştır.

Bunun ardından kamu alacağının ait olduğu dönem, pay devrinin tarihi, ortaklık oranı, yöneticilik dönemleri ve temsil yetkisinin kapsamı incelenmelidir. Şirketten tahsil edilememe veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca araştırılmalıdır. Limited şirket ortağına yönelik takipte sorumluluk oranının doğru belirlenip belirlenmediği de kontrol edilmelidir. Zamanaşımı, tebligat, takip silsilesi ve kamu alacağının kesinleşmesine ilişkin hususlar ayrıca değerlendirilmelidir. Dolayısıyla eski ortak hakkında düzenlenen ödeme emrinin hukuka uygunluğu her dosyada ayrı bir sorumluluk analizi gerektirir.

Eski Ortak ile Kanuni Temsilci Arasındaki Takip Ayrımı

Limited şirkette aynı kişinin hem ortak hem de müdür olması durumunda idarenin hangi hukuki sıfat üzerinden takip yaptığı önemli sonuçlar doğurmaktadır. Ortak sıfatına dayalı 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki sorumluluk sermaye hissesi oranında kurulmaktadır. Kanuni temsilcilik nedeniyle gerçekleştirilen takip ise ilgili hukuki düzenlemeye göre daha geniş bir kapsam taşıyabilir. Bu nedenle ödeme emrinde kişinin ortak sıfatıyla mı yoksa kanuni temsilci sıfatıyla mı sorumlu tutulduğu açıkça ayrıştırılmalıdır.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu içtihadında da limited şirket ortağı ile kanuni temsilcinin farklı hukuki sorumluluk rejimlerine tabi olduğu kabul edilmiştir. Bu ayrım, özellikle şirkette düşük pay sahibi olup geniş temsil yetkisi bulunan müdürler bakımından belirleyicidir.

Pay Devrinden Önce Alınan Borç Durum Belgeleri

Vergi dairesinden veya Sosyal Güvenlik Kurumundan alınacak borç durum belgeleri işlem güvenliği bakımından önemlidir. Ancak bu belgelerin sağladığı güvence mutlak değildir. Borç durum belgesi, esas itibarıyla düzenlendiği tarihte sistemde tahakkuk etmiş veya takip edilebilir hâle gelmiş borçları gösterir. Henüz vergi incelemesine konu edilmemiş geçmiş dönem işlemleri, daha sonra yapılacak SGK incelemeleri veya gelecekte ortaya çıkabilecek idari yaptırımlar bu belgelerde görünmeyebilir. Bu nedenle pay devri öncesi inceleme yalnızca borç durum belgelerinin alınmasından ibaret bırakılmamalıdır. Vergi beyannameleri, inceleme geçmişi, ihtilaflı işlemler, ilişkili taraf işlemleri, çalışan kayıtları, sosyal güvenlik teşvikleri, devam eden idari incelemeler ve önemli finansal işlemler de risk odaklı olarak incelenmelidir.

Anonim ve Limited Şirket Arasındaki Temel Farklar

Anonim ve limited şirketlerde eski ortağın sorumluluğu arasındaki en belirgin fark, ortaklık sıfatına bağlı kamu borcu sorumluluğunda ortaya çıkmaktadır. Anonim şirket pay sahibi, yalnızca pay sahibi olduğu için şirketin kamu borçlarından kişisel malvarlığıyla sorumlu tutulmaz. Limited şirket ortağı ise 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi hâlinde şirketten tahsil edilemeyen kamu alacaklarından sermaye hissesi oranında şahsi mal varlığıyla da sorumlu tutulabilir.

Anonim şirkette kişisel sorumluluk daha ziyade yönetim kurulu üyeliği, kanuni temsilcilik, sosyal güvenlik mevzuatındaki özel sorumluluk, ödenmemiş sermaye ve kişisel teminatlar üzerinden gündeme gelmektedir.

Limited şirkette ise bunlara ek olarak ortaklık sıfatının kendisi kamu borçları bakımından bağımsız bir sorumluluk kaynağı oluşturabilmektedir. Bu nedenle limited şirket pay satın alma işlemlerinde geçmiş dönem kamu borcu riski, işlem öncesi hukuki incelemenin merkezinde yer almalıdır.

Pay Devrinden Önce İncelenmesi Gereken Risk Alanları

Payını devreden bir ortağın şirketle hukuki bağlarının gerçekten sona erdirilebilmesi için incelemenin yalnızca pay devir sözleşmesi üzerinde yapılması yeterli değildir. Şirketin özel hukuk borçları ile kamu borçlarının ayrıştırılması, eski ortağın yöneticilik dönemlerinin belirlenmesi, kişisel kefaletlerin ve kambiyo taahhütlerinin tespit edilmesi, ödenmemiş sermaye yükümlülüklerinin incelenmesi, limited şirketlerde ek ödeme hükümlerinin kontrol edilmesi ve pay devir sözleşmesindeki beyan ile tazminat mekanizmasının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Aynı şekilde müdürlük, yönetim kurulu üyeliği, temsil yetkileri, banka imza yetkileri ve ticaret sicili kayıtları da kapanış sürecinin parçası olarak ele alınmalıdır. Profesyonel bir pay devri işleminin temel amacı yalnızca pay sahibini değiştirmek değil, işlem sonrasında hangi riskin hangi tarafta kalacağının belirlenebilir hâle getirilmesidir.

Pay Devrinin Yapılandırılmasında Hukuki Risk Dağılımı

Kurumsal bir pay devri sözleşmesinde geçmiş dönem risklerinin tamamının tek bir genel sorumluluk hükmüne bırakılması çoğu durumda yeterli değildir. Vergi riskleri, sosyal güvenlik yükümlülükleri, çalışan talepleri, devam eden uyuşmazlıklar, finansman sözleşmeleri, kişisel teminatlar ve yönetici sorumluluğu farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle önemli riskler için ayrı tazminat düzenlemeleri yapılması, sorumluluk sürelerinin niteliğine göre belirlenmesi ve gerekli görülen hâllerde özel teminat mekanizmalarının kurulması düşünülebilir.

Satıcının sorumluluğunun hangi tutarla sınırlı olacağı, hangi taleplerin bu sınırın dışında tutulacağı, alıcının hangi süre içerisinde bildirim yapmak zorunda olduğu ve üçüncü kişi taleplerinin nasıl yönetileceği açık biçimde düzenlenmelidir. Bu yaklaşım özellikle büyük ölçekli şirket pay devirlerinde işlem sonrasında ortaya çıkacak ihtilaf ihtimalini önemli ölçüde azaltmaktadır.

Şirket Hissesini Devreden Eski Ortağın Şirket Borçlarından Sorumluluğuna İlişkin Sonuç

Şirket payının devredilmesi, ortaklık sıfatını sona erdirebilir. Ancak ortaklık sıfatının sona ermesi şirketle bağlantılı bütün kişisel sorumlulukların aynı anda sona erdiği anlamına gelmez.

Anonim şirketlerde pay sahipleri kural olarak şirketin ticari ve kamu borçlarından sırf pay sahipliği nedeniyle şahsen sorumlu değildir. Bununla birlikte eski pay sahibinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi veya kanuni temsilci olması, SGK mevzuatından kaynaklanan özel sorumluluğunun bulunması, ödenmemiş sermaye yükümlülüğünün mevcut olması veya şirket borcu için şahsi teminat vermiş olması hâlinde pay devrinden sonra da kişisel sorumluluk gündeme gelebilir.

Limited şirketlerde ise farklı ve daha ağır bir kamu borcu rejimi bulunmaktadır. Ortaklar şirketin özel hukuk borçlarından kural olarak sorumlu olmamakla birlikte 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarından sermaye hisseleri oranında şahsen sorumlu tutulabilmektedir. Payın devredilmiş olması geçmiş dönem kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluğu kendiliğinden sona erdirmemektedir. Güncel kanuni düzenlemede devir öncesine ait kamu alacakları bakımından devreden ve devralan kişiler için açık bir müteselsil sorumluluk rejimi öngörülmüştür.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 02.10.2024 tarihli kararıyla da pay devrinin, eski ortağın ortak olduğu dönemde doğmuş kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldıran bir işlem olmadığı teyit edilmiştir.

Bunun yanında ortaklık sıfatı ile yönetim ve temsil sıfatlarının birbirinden ayrılması zorunludur. Payını devreden kişinin yönetim kurulu üyeliği veya müdürlük görevi ayrıca sona erdirilmemişse, şirketten ekonomik olarak çıkılmış olmasına rağmen farklı hukuki sorumlulukların devam etmesi mümkündür. Aynı şekilde banka kefaletleri, aval, garanti, müşterek borçluluk ve diğer kişisel teminatlar da pay devriyle kendiliğinden sona ermemektedir.

Bu nedenle şirketten çıkış, yalnızca hisselerin devri olarak değil, ortaklık, yönetim, temsil, kamu borcu, finansman, teminat ve sözleşmesel sorumluluk katmanlarının birlikte tasfiye edildiği bütüncül bir hukuki işlem olarak yapılandırılmalıdır.

Özellikle yüksek değerli şirket pay devirlerinde hem alıcı hem de satıcı bakımından hukuki durum tespitinin gerçekleştirilmesi, geçmiş dönem kamu borçlarının incelenmesi, yöneticilik ve temsil statülerinin kontrol edilmesi ve pay devir sözleşmesindeki risk dağılımının işlem özelinde kurulması, sonradan ortaya çıkabilecek kişisel sorumlulukların sınırlandırılması bakımından belirleyici önem taşımaktadır.